Yavuz Bahadıroğlu'nun ilk romanıdır. ilk eser olan Sunguroğlu romanında, küçük çocuk Aykut'un dede bildiği Akça tarafından akıncı olarak yetiştirilişi, sonra Sungur Alp'in oğlu olduğunu öğrenişi, babasını Selikos adlı bir Bizans şövalyesi tarafından haince öldürüldüğünü duyması ve Selikos'tan intikam alma yemini etmesi romanın önemli bir bölümüdür. Bunları öğrenen Aykut, Akça'nın verdiği isimle Sunguroğlu adını alır. Atı Şahin ve köpeği Düka ile Söğüt'ten ayrılıp serhat boylarına doğru yol alır. Arkada Akça dedeyi, nineyi ve onların Sunguroğlu'na sevdalı kızı Nilüfer'i gözü yaşlı bırakmıştır. Bir süre Orhan Gazi'nin emrinde çeşitli görevler alan Sunguroğlu, Çimpeli ibrahim adlı bir arkadaş edinir. Selikos'un izini bulduğu sıralarda Bizans'tan kovulma Köse Papaz da bu iki arkadaşa katılarak, bir üçlü oluştururlar. ibrahim heyecanlı bir genç, Köse Papaz Josef çok zeki bir adamdır. Roman, Sunguroğlu'nun Selikos'tan intikam alışını konu edinmekle birlikte, o dönemde yaşanan tarihî olayları da yansıtır. Osmanlının Rumeliye geçişi, tarihî olaylardan en önemlisidir.
Gerçek adı Niyazi Birinci. Yavuz Bahadıroğlu 1945 yılı başında Pazar (Rize) kazasına bağlı Hisarlı köyünde dünyaya geldi.
1971’de İstanbul’da gazeteciliğe başladı. Muhabirlik, araştırma-inceleme, röportaj ve fıkra yazarlığı yaptı. Gazete, dergi ve şirket yöneticisi olarak çalıştı. Gazeteciliğini muhabir ve röportajcı olarak sürdürürken, çocuklara yönelik eserler üretti. Yüzlerce çocuk romanı, hikâye yayınlandı. Aynı dönemde bir gazetede Şeref Baysal ve Veysel Akpınar isimleriyle iki köşe yazısı yazdı.
Asıl çıkışını Yavuz Bahadıroğlu ismiyle yazdığı romanlarla yaptı. İlk romanı Sunguroğlu ve ardından yazdığı Buhara Yanıyor romanı ülkenin en çok satan romanlarından oldu. Genelde Osmanlı’nın çeşitli dönemlerini ele alan otuzu aşkın romanı vardır. Roman, çocuk kitapları, hikâye, araştırma, oyunlar, film yapılmış senaryolar ve fikri eserler olmak üzere yüzlerce çalışmaya imza attı. Yurt içinde ve yurt dışında çeşitli konularda binlerce konferans verdi, çeşitli kurum ve kuruluşlardan ödüller aldı, iki kitabı Kültür Bakanlığı tarafından yayınlandı. Anadolu'da Vakit gazetesinde köşe yazarlığı yaptı, Tv Net'te "Tarihçe" adlı programı düzenledi, Moral FM de günlük yorumlar yaptı. Yazar evli ve üç çocuk babasıdır.
BURSA CIVIL CIVIL KAYNIYORDU. Evranos Bey, orduyu tamamen donatmış, her zaman hücuma hazır bir vaziye-te girmişti. Orhan Gazi, Rumeli fethine kimi kumandan tayin edeceğini düşünüp duruyordu. Esasen kendisi kumanda etmeyi candan arzuluyor, fakat artık bir devlet olan Osmanlı Beyliği'ni başsız bırakamayacağını biliyordu. Bu düşüncelerini hususî bir görüşmede oğlu Süleyman Paşa'ya açarak fikrini sormuştu. Süleyman Paşa, kabına sığmayacak kadar enerjik bir insandı. Vali bulunduğu İzmit şehrinden Bursa'ya gelmiş, hazırlıklara nezaret etmeye başlamıştı. Uzun zamandır ihti-yarlar gibi idarî işlerde bulunup cenge çıkmamak canını iyice sıkıyor, Rumeli'ye geçecekleri yaz günlerinin bir an evvel gelmesini sabırsızlıkla bekliyordu.
"Bu gazayı bana havale ediniz Bey pederim," diye yalvardı. Orhan Gazi, oğlunun bu isteğini müspet karşılamıştı.
"Bu bizim de arzumuzdur. syf135
"Dostlarım. İşte, Rumeli topraklarındayız. Allah duaları-mızı kabul etti ve bize bugünleri gösterdi. İşte Gelibolu. Önce burasının fethi gerektir. Ondan sonra sahiller tamamen elimi-ze geçecek, Rumeli'de bir dayanağımız bulunacak, gemilerimi-zin limanları olacaktır. Böylece din-i mübini daha geniş bir sa-haya yaymış olacak, İslâm adaletini daha çok kişilere tanıtmış olacağız. Şimdi dinimizin icaplarına uyup Gelibolu Tekfuruna önce teslim teklif edeceğiz. Üç kişilik bir heyeti kaleye gönde-receğiz. Bu hususu istişare edelim."
Uzun uzun konuştular. Gelibolu teslim olduğu takdirde kimsenin canına, malına dokunulmayacak, herkese eşit hak-lar tanınacaktı. Halkın istediği yere göç etmesi serbest olacaktı. Teslim olmazlar ve itaat etmezlerse kaleleri yerle bir edilecekti.
Bu kararlar alındıktan sonra sıra, kaleye gönderilmek üze-re üç kişilik heyetin seçilmesine gelmişti. Sunguroğlu hemen ayağa kalkıp Süleyman Paşa'nın ellerini öptü.
"Müsaade ederseniz beyzadem, bu işi bize havale ediniz. Ben ve iki arkadaşım destur olursa gitmek isteriz."
Sunguroğlu'nun teklifi ittifakla kabul edildi. Tekfur icabın-da dik başlılık yaparsa hakkettiği cevabı Sunguroğlu'ndan iyi, kim verebilirdi?syf250
Bu kitap, 7 yaşındayken ilk sayfasında kendimce anlamsız heceleri bir araya getirdiğim, daha sonra o heceleri bir çırpıda söylediğimde bir kelime ve anlam ifade ettiğini fark ederek okumanın mantığını sökmenin sevincini bana yaşatan, bu yüzden de benim için yeri ayrı olan bir kitaptır. Kelimelerin hayal gücüyle birleştirildiğinde ne kadar heyecan verici bir hâle dönüştüğünü keşfettiğim ve sanırım tarih sevgisini ve merakını bana aşılayan, defalarca da okuduğum bir seri. Daha sonra da benzeri Yavuz Bahadıroğlu romanlarına sarmamın sebebidir. Kendisine buradan selam olsun.
Ben bu kitabı 2 sene önce okudum ve bu hayatında okuduğum ilk tarihi romandı.Bu kitabı çok begendim.Bu yüzden serinin bütün kitaplarını okudum.Eğer tarihe ve maceraya meraklıysanız bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.