"Bir adamı onun hem annesi, hem sevgilisi, hem metresi, hem en yakın arkadaşı, hem kızı, hem de inşallah karısı olabileceğine inandırmak; işte asıl kadınlık buydu Ayşe'ye göre. Mehmet'i başka kadınlarla yatmaktan alıkoymak biyolojik bir meseleydi, ama onu hayatında başrol oynayacak başka kadınlardan vazgeçirmek, bir kampanya gerektirirdi." Gelin Başı adlı kitabıyla okurlardan ve edebiyat dünyasından büyük övgüler alan Seray Şahiner'den yeni öyküler... Hanımların Dikkatine'de aynı günde geçen dokuz öykü yer alıyor. Filmlerden öğrenilen aşk, masallardan kurgulanan gelecek; reklam kampanyalarının sunduğu ilişki modelleri, pozitif düşünce kitaplarının aktardığı iyimserlik; sağlık formlarının sorguladığı cinsellik; banka müşteri hizmetlerinin belirlediği "memnuniyet" kriterleri, GSM operatörlerinin modellediği "iletişim"den kotardıklarıyla kendilerine bir hayat biçmeye çalışan kadınlar... Tüm sesleri, tüm renkleriyle; içeriden ve dışarıdan.
1984 yılında Bursa’da doğdu, İstanbul’da büyüdü. İlköğrenimini Oruçgazi İlköğretim Okulu’nda, ortaöğrenimini Pertevniyal Lisesi’nde tamamladı. 2007 yılında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. 2011’de Marmara Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü’nden, Sinema Anabilim Dalı’nda yüksek lisans derecesi aldı. 'Aylık Paldır Kültür Dergisi Hayvan’da ve Birgün Gazetesi’nde çalıştı. Uzun süre gitar ve resim dersi aldı, izcilik ve dağcılık yaptı. Dönemsel olarak, garsonluk, konfeksiyonda el işçiliği ve makinecilik yaptı. 2006 yılında Varlık Dergisi’nin düzenlediği Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’nde, "Gelin Başı" isimli öykü dosyası "Dikkate Değer" bulundu. 2007 yılında "Gelin Başı" isimli kitabı Can Yayınları’nca yayımlandı. Sırrı Süreyya Önder’e senaryo asistanlığı yaptı. 2008’de İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen “Yedi Tepeli Aşk” oyununda, "Gelin Başı" kitabında yer alan üç öyküsü sahnelendi. 2010-2011 sezonunda "Gelin Başı"ndaki öykülerden uyarlanan "İadesiz Taahhütsüz" adlı oyun, Tiyatro Boyalıkuş tarafından sahnelendi. 2011’de ikinci öykü kitabı “Hanımların Dikkatine” Can Yayınları’nca yayımlandı ve 2012 yılında bu eseriyle Yunus Nadi Öykü Ödülü'ne layık görüldü. 2014 yılında Can Yayınları'nca Antabus isimli kitabı yayınlandı. Antabus, 2015 yılında aynı isimle Tatbikat Sahnesi (İstanbul) tarafından tiyatroya uyarlandı. Yazarın yazıları halen BirGün Gazetesi'nde ve Ot Dergisi'nde yayımlanmaktadır.
Benim için, Seray Şahiner okumak diye bir şey var. Bir an var, bir insan hali. Hangi metnini okursam okuyayım, ya kapalı ya da aralık kalmış bir kapı açılıyor zihnimde ve bir odaya dalıveriyorum. Odanın adı samimiyet. İçtenlikten ziyade, içte ve dışta tutarlılık. O oda ne yazara ait, ne de karakterlerine. O oda, hepsinin bir süreliğine toplanabileceği bir mekân, belki. Ya da beni ağırladıkları yer, bilemem. Bildiklerim, algılarla sınırlı. Taze demli çay kokuyor o da, kumaşa sinmiş sigara. Dünden ya da sabahtan tüten bir arapsabunu temizliği, havada asılı kalmış ütü buharı ve hafif yanmış kumaş. Yeni sıkılmış bir deodorant, taze sürülmüş bir nemlendirici, pencereden sızan mahalle kokusu. Ve sesler. Bilgisayar çıkırtısı, sürekli satırlar üretiyor. Çıplak ayak tabanlarının parkeyle buluşması, belki terliğin çaklayan topuğu, hızlı adımlar, bir sonraki işi hesaplayan, belki biraz sinirli, dış uyaranlara tahammülsüz. Çakmak çakar, kibrit çızlar ve sesli bir üfleyiş. Girme araya, diyor. Başka ses istemez, bir süreliğine de olsa. Bir iki çekmece açılır belki, içinde ne var bilmezsin, kısa bir tıngırdamadan sonra hızlısından kapanır ve klave yine çıkırdar. Hüpürtü denmeyecek bir yudumla anlaşılır çayın ne kadar sıcak olduğu, ne hızla içilebildiği. Bakmazsan, merak edersin: Acaba sigaranın filtresi kırmızı mı, yoksa ruj bu saatte ne alaka mı?..
Dedim ya, ille de -ve muhtemelen- Seray Şahiner değil bu anlattığım. Bu bir oda, içinde biri(leri) var -muhtemelen öykücü- ve ben öyküleri ya hazır çıktılardan, ya başka bir ekrandan, ya da öykücünün omuzundan okuyorum. O odada çok duygu var, öykü bekleyen çelişkiler var. Seray Şahiner önce seni oraya davet ediyor ya da sadece kapıyı aralık bırakıyor, sen adabınla girip oturuyorsun. İstersen kanapeye de uzanabilirsin, öykücünün işi var. Çayını sen alacaksın, hatta arada demi tazelersen hiç fena olmaz. İçmiyorsan bile, sigaradan rahatsız olmak yok, pencere orada. Öksürme de, lütfen. Elinde öyküler, konuşma sıranı beklersin. O sıra beklenir, çünkü konuşacak çok şey var. Öykü yerini öykücüye bıraktığında, o gözlerdeki sohbet sever parıltı çıkıverir saklandığı yerden.
Neyi okuduğum bir yana, okuduğum şeyin beni nereye götürdüğünü hayal etmeyi, bu hayali de çevremle paylaşmayı çok severim. Ama çok az yazar -ve, bazen de, eser- bunu yapabilmiştir. Seray Şahiner tam da bu yazarlardan biri. Somutluğu yalnızca "elle tutulur" değil, ya bizzat elle tuttuğu ya da tutanı bir şekilde gördüğü hayatlar olduğunu hissediyorsun okurken. O hayatların oluş ve deyiş biçimleri yontusuz, berrak. Yazarın bilinç akışıyla savurmadan okuru, karakterin bilinç akışını variyor Şahiner. Yazarın karakteriyle kurduğu mırıltılı diyaloğu duyuyorsun. Yer yer şaşırıyor o yazar, gülüyor, "çüş" diyor, "peki" diyor... Bazen de ellerden biri klavyeden kalkıyor, gözünden süzülen yaşı silmek üzere. Vakit, bir rimelin kendini bırakma saatiyse, elini yıkamak ve yüzünü tazelemek için kalkıyor masadan öykücü. Sigara anlayışla tütüyor.
Barış Bıçakçı okurken sanki kitap okumuyorum da bir arkadaşımı dinliyormuşum gibi gelir. Seray Şahiner'de de tam olarak böyle oldu. Hem kurgu olarak hem dil olarak oldukça güzel. Yazarın iletişim fakültesi mezunu olduğu biraz göze batıyor ama olur o kadar. 80 sonrası doğmuş kadınlar bu kitabı okumaktan zevk alacaktır muhakkak.
Tipik Seray Şahiner öyküleri; modern kadın öyküleri, çok akıcı ve mübalağalı-iğneleyici. Tam yaza uygun öyküler bence. İçindeki kadınlara gıcık oldum; işte bu yüzden güzel ya! Şahiner, seviyorum kalemini ♡
Bilhassa kadın okurlara tavsiye edebileceğim bir kitap. Karakterler ya "aynı ben", ya kısmen "aynı ben", ya da çevrenizdeki birine tekabül ediyor zaten. Dokuz öyküden oluşuyor ama öyküden ziyade ufak bir roman da diyebiliriz çünkü öyküler birbirine bağlı ve karakterlerin çoğu ortak.
Beni başka bir iş yapmaktan alıkoyacak kadar içine çeken kitapları çok seviyorum. Bir de, raflarda görüp kendi kendime keşfettiğim kitapları daha bi' seviyorum.
Seray Şahiner okumak yine çok keyifliydi. Karakterkerin kafa sesleri ve ortam diyalogları çok güzel harmanlanmıştı tüm öykülerde. Kısa Metrajlı Rüyalar Limited Şirketi öyküsü kısa metrajlı bir roman olurmuş aslında üç ev arkadaşının hayatları üzerine. Kitapta Elif, Nergiz ve Sibel'in -ve Ayşe'nin- ayrı öyküleri var ve son öyküde hepsi aynı potaya girip tüm öyküleri kurdelalı bir paketle birleştiriyor sanki. Hatta bir de buna Mehmet, Sait ve Cihan öyküleri eklense uzun metrajlı senaryo bile olur bence.
okunuyor tamam da içim şişti, Mehmet'ten ayrıca gına geldi, öykü kitabı dememek gerek, roman şeklinde bağlanamadığı için aynı hikayenin farklı kişilerini tarif eden "öyküymüş gibi yapan karakter iç dökmeleri" denebilir, sonra Banu literatüre yeni bir şeyler katmıyor denmesin...
her kadının başarılı iş ve eğitim hayatlarına rağmen kendilerine uygun bir erkek bulamamış oldukları için kaybeden şeklinde sunulması da ayrıca manidar...
yazarın prospektüslere, açıklama yazılarına ve overlokçuya takıntısı da dikkate değer...
başka kitaplarını da almıştım, daha ilginç olur umuyorum, sonuçta umut fakirin ekmeği...
Bir kitaptaki öykülerin uzaktan birbirine bağlanması benim çok keyif aldığım bir tarz. Kitabın geneli fena değildi, özellikle son öykü olmak üzere fazla uzayan kısımlar olduğunu hissettim. Bir de kitabın tamamına hakim olan "eldeki hayatı asla değiştirememe" karamsarlığı beni biraz bunalttı. Umutsuzluk da bir tema olabilir ama tüm kadınların sırf sevdikleri, hatta sevmeseler bile bir şekilde hayatlarını birlikte geçirdikleri adamı ellerinde tutmak uğruna bu kadar çaresiz hissetmesi fikri pek hoşuma gitmedi.
Bu kadına B-A-Y-I-L-I-Y-O-R-U-M!! Yazdığı alışveriş listesini bile okurum, cidden. Dalga geçtiği konular, ironi şekli, argo kelimeli kullanışı kısacası kalemi o kadar iyi ki, o kadar bana hitap ediyor ki! Gündelik olaylara bu kadar normal ama bir o kadar da farklı bir taraftan bakıp çok sürükleyici ve ders veren bir kitap yazmak kolay olmasa gerek. Umarım bir gün Seray hanımla tanışabilirim 💛
Seray Şahiner'in kalemini çok sevdim diğer kitaplarını da okumak isterim tez zamanda. Konuya gelirsek sevgili hanım arkadaşlarımın aşık olma hususunda erkek şanslarının bu derece kötü olması beni çok üzdü. Erkeks...
seray şahiner, ilk kez okudugum bu kitabıyla, sıradan ve sürekli karşılaştıgımız çeşit çeşit kadınların hikayesini, bilindik olmalarına ragmen merakla okutmayı başaran bir yazar oldu benim için.
yeni favori yazarlarımdan birini keşfettiğim için çok mutluyum. aman allahım, bir kitap bu kadar gerçek olabilir. yazarın ustalığı kadın seslerini anlatmaktaki yeteneğiyle birleşip kitabı kitap değil de adeta özel misafirler için hazırlanmış bol mezeli bi sofra, yakın arkadaşlarla balkonda içilen sade türk kahvesi, uzun bi bunalımdan sonra kendin için hazırlanan ilk pazar kahvaltısı gibi lezzetli kılıyor. hayırsızlıklarında çok gürültülü adamlarla "göz göze gelmek için gökyüzünü kaçıran" ve bu yolda "iki gram bal için yirmi kilo keçiboynuzu kemiren", yolları birbiriyle çeşitli şekillerde kesişen kadınları okuyoruz. ve kaçarı yok, orada kendimizden bir şeyler buluyoruz harikaydı
Seray Şahinerle tanışma kitabımdı ve harikaydı. Böyle bir yazarı okumak mükemmel bir duygu. Yazarın anlatımı çok akıcı ve samimi. Özellikle yazılarındaki yalınlık ve samimiyet kitabı elimden bıraktırmadı. Her öyküyü zevkle okudum. Yazarın yaptığı gözlemler ve eleştiriler yerli yerindeydi ve tam isabetti özellikle coca cola reklamı ve halı püskülü hakkındaki kısa pasajlar hem gülümsetti hem içimi burktu. karakterler gerçek hayattandı ve onlar için hem üzüldüm hem kızdım. Sibelin son hikayede attığı nutuk efsaneydi. Karakterlerin iç konuşmalarıda bir o kadar eğlendirici ve üzücüydü. Kısacası harika bir kitaptı bundan sonra Seray Şahinerin her kitabını gözüm kapalı alırım.
Ayrı ayrı okuduğumuz hikayelerin son hikayede birbirine bağlanması roman tadı verdi. Her hikayeyi okurken ana karaktere empati kuruyorsun ve onlar sonradan birbirine bağlanıyor ve orda içine düştüğümüz garip karmaşıklık sanırım kadın olmakla çok benzer. Sİbel, Nergis ve Elif'in iç seslerini ve o anlamsız mesajları okurken çok eğlendim. Son derece samimi ve içimizden. Sonunu okuyucunun hayal gücüne bırakması çok lezzetli olmuş.
Daha önce Gelin Başı öykü kitabını okumuş ve çok sevmiştim. Hanımların Dikkatine kitabını ondan da çok sevdim. Öykü kitabı olmasına rağmen öykülerin karakterlerinin birbirine bağlanmasına bir hikayedeki yan karakterin bir diğerinde başrol oynamasına bayıldım.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Seray Şahiner çok acayip bir yazar. Kadın karakterleri hem çok güçlü hem de çok güçsüz, nasıl diyeceksiniz. Şöyle ki, yazarımız bir kere inanılmaz bir gözlem yapmış, Doğu kültürüyle yetişmiş olmasına rağmen batıyı da harmanlayan, zeki, okumuş, belli bir kültüre sahip olmasına rağmen kendisini geriye düşüren (güçsüz kılan) değerlerinden nasıl kopamadığını, mizahi dille anlatıyor. Tabir edilen "Kezban" karakterlerinden biraz uzaklaşıyor bu konuda. İkinci nokta ise dili. Çok ilginç biçimde iç ses ile yazılmasına rağmen olay örgüsünü anlayabiliyorsunuz. Farklı bir tarz. Zweig'in psikolojik çözümlemelerine benzer fakat, sadece kişiyi değil, anlattıklarını da tanıyorsunuz. İlginç, ileride değer kazanacaktır eminim. Tek sevmediğim nokta tüm öykülerin aynı konuda olması. Bir bütünlük oluşturması için ana tema aynı olabilir ama o kadar benzer ki, sanki tüm hikayelerde aynı kadın yer alıyor. Belki de öyle olmasını amaçlamıştır ama ben ufak tefek de olsa farklıklar isterdim. Öykülere geçelim.
1- Ceylan Yürüyüşü : Eski Türk filmlerde gördüğü aşklar gibi yaşamaya çalışan bir hanımın başından geçen bir ömrün özeti bu öykü. Zorlaya zorlaya, ite kaka geçirilen bir ömür. 2- Fesleğen : Sevdiği adam için güzel bir yemek hazırlayıp onu beklemeye başlayan bir kadının, bize nasıl adamın hayatında ikinci kadın olduğunu anlatan hikaye. 3- Promosyon Kuralları Etiketin Arkasındadır : Sevdiği adamın kendisini aldattığını düşündüğü halde, ondan vazgeçmeyen bir kadının reklamlarda izlediği Coca Cola reklamlarıyla bağdaşlaştırdığı hikayesi. Bu hikayede benim de yaşadığım bir ilişkiyi gördüm. Kadının sürekli baş başa olma çabası, fakat erkeğin bundan uzaklaşıp arkadaşlarıyla bir arada olması. Sevdiğinle baş başa geçirmek istediğin zamanlar yoksa sevmiyormuşsun, uzatmanın anlamı yokmuş :) 4- Ev Hali : Sevdiği erkeği evine davet etmesiyle birlikte evini temizlerken ilişkisini gözden geçiren bir kadını anlatıyor. Adamın kendisine hayvan gibi davranmasına rağmen, fiziğine ve kültürüne aşık olduğu için vazgeçemiyor. 5- Bikini Bölgesi : Gittiği ağdacıda, kendi ilişkisini sorgularken bulan; fakir, mutaassıp bir ailede yetişen kadının öyküsü. 6- Dumansız Hava Sahası : Uçağa binmek üzereyken sigara molasına çıkarken ilişkisini sorgulayan kadın. (hikayelerin tekrar ettiğini farkettim) 7- Pencere Kenarı : Taşıyıcı HIV virüsü olup olmadığını öğrenmek için kan bağışı yapmaya giden kadının ilişkisini sorgulama öyküsü. (konu aynı olay farklı yine) 8- Pamuk Prenses ve Avcı : Yarım sayfalık tadımlık bir öykü. 9- Kısa Metraj Rüyalar Limited Şirketi : Rakı kokan yeşilçam tadında bir öykü, kitabın en uzun öyküsü.
Tam bir yaz okuması oldu benim için. Hem yormayan hem de tatmin edici bir kitap, yazardan beklentim yükseldi ve diğer kitaplarına da bakacağım. Konusundan da bahsedeyim; kadın erkek ilişkileri üzerine farklı öyküler var ama bu öykülerdeki kişiler bazı noktalarda bağlantılılar. Bu yüzden öyküler arasında çok ara vermeden okumak gerek. İlişkilerde yapılan taktikler, toplumun kadınlardan beklentileri, bir türlü oldurulamayan ilişkiler, iki kişiden daha kalabalık ilişkiler.. ''..bilirdi, ısrar eder görünmek, istediğini elde edememenin en kestirme yoluydu.'' Birine hediye etmek için güzel bir seçenek bu kitap. Okuyunuz.
Seray Şahiner - tabii ki yine - günlerce saatlerce konuşa konuşa içinden çıkamadığımız olayları iki yüz sayfada tane tane anlatmış, içimizi okumuş özetlemiş.
Klasik edebiyatın "böyle dışarıdan kibar saygılı görünüyor ama içi pis çıkarcı" veya "ilk bakışta yaban ama esasında çok saf iyi niyetli" karakterlerinin bu kadar iyi aşabilen yazar bulmak zor. Şahiner'in bütün karakterleri, içlerinde de dışlarında da, hem kibar saygılı, hem pis çıkarcı, hem yaban, hem saf iyi niyetliler; hem de bir dünya başka şeyler. Yani gerçek hepsi.
Bir de uyarı, yeni okuyacak biri varsa: Bu kitabın kapağında "Öykü" yazmışlar. Yalan o. Bu bir roman. Parça parça değil, hepsini tek solukta okumak gerekiyor.
hayatı tüm çıkıntılarıyla, sabunuyla kireciyle anlatan bu öykü örüntüsünü severek okudum aslında, sadece sanırım öykülerin nereye çıkacağının bariz olması, varamadan varmaları beni soğuttu. küçükken okuduğum halk istihzalı kitapların serpilmiş hali gibi geldi biraz, büyüyünce yerleşen çaresizlik dahil. seray şahiner'in şu an içinde yaşarken anlama bürünen, bir avuca sığan "eşya" topluluğuna olan hassassiyeti etkileyiciydi. onlarla kurduğumuzu sandığımız yalan ilişki, onları gerçek kılma mücadelesi hayat dediğimiz uzun varsayımın altyapısı zaten
Seray Şahiner, çok beğendiğim bir kadın yazar. Kadınlar üzerine yazdığı kitaplar da bir harika. Antabus kitabını okuduktan sonra diğer kitaplarını da aldım ve okumaya başladım. Her kitabı ayrı güzel. Erkek hegomanyasına bir başkaldırı niteliğinde bana göre. Ve kesinlikle yerinde. Bu kitapta aynı karakterler üzerine öykülerden oluşuyor. Aynı gün içerisinde ve o insanların bakış açılarını anlayabiliyorsunuz. Okumak lazım. Okuyun.
Kitap, birbirinin içine geçmiş dokuz öyküden oluşuyor. Kısa bir roman hatta. Filmlerde görüp anlamlandırdığımız aşklar, reklam kampanyalarındaki sahte modeller, kişisel gelişim kitaplarının sayfalarına bulaşmış o plastik iyimserlik, çağrı merkezlerindeki müşteri memnuniyeti kriterleri gibi safsatalar arasından süzülen kadın imgeleri.
“Vicdanlı olmayı, acize acıyarak değil zalime kızarak öğrenmişti.”
Kadınlardan bahseden öykülerden oluşan bu kitapta, iki kadını erkekler dışında bir şey konuşurken göremiyorsunuz (Bechdel testinden kaldınız). "Umarım ironidir" diyerek okuduğum her satırın ardından "sanırım ironi değil" diyerek bitirdim kitabı. Bir de, gündelik yaşantımızı Coca Cola reklamları üzerinden eleştirmek çok 80'ler değil mi ya :( Ya da çok mu Olacak O Kadar?