Yazarın okuduğum ilk romanı, Tam da kitabın sonunda yazarın tasvir ettiği gibi bir mekanda, romanda ki gibi elbet değil, çünkü o bir düş parçası, benim biraz daha gerçekliğe uygun doğa güzelliğinin içinde kendimi ne okusam diye kıvranırken bulduğum , ama bir düşün içinde olup yarattığım kabusları da yanımda taşıdığım bir anda :) @postmortem abinin tavsiyesi üzerine hemen pdf sini indirip okumaya başladığım bir kitap. Tam da istediğim gibi bir kitap çıktı. Fazla yormadan, kendi içinde karmaşık demeyeceğim ama üstüne düşülürse karmaşık hale gelebilecek anlamları olan. Karşılıklı sorgusal niteliği bulunan (Karakterlerin anlatımları anlamlandırmalarına yönelik, bir bakıma kapitalizm eleştirisi niteliğinde de diyebileceğimiz, natürel yaşama duyulan özlemi modern hayatın insanları kendisinden, duygularından, uzaklaştırdığını, ki bunları zaten biliyoruz. Bir daha vurgulanmasında zarar yok. Güzel bir kitap.
Yazarın kurgusu başlarda ilgimi çekmiş olmasına rağmen, Beklentim neydi bilmiyorum ama daha iyi işlenebileceğini düşündüğüm bir konu, uyumak, düş, ölüm, yanılsama, gerçeklik, ruh gibi kavramlar... Sonrasında olayın kurgu yönünü bir tarafa bırakıp, Yazarın bir çok şey hakkında duyguları düşünceleri ve bakış açısını anlamakla geçti diyebilirim kitap.
Kitabı okurken, Sürekli düşlerimi, rüyalarımı, kabuslarımı ve bazen uyanmak istemediğim gerçeğe yakın olan, ama gerçekleşmesi imkansız olan ve gerçek hayatta yaşamış karşılaşmış olsam böylesine büyük sevinç yaşayamayacağımı düşündüğüm düşler, uyandığım anlarda bırakmak istemeyip tekrar uyumaya daldığım anları hatırlattı :D tabi ki hayat gibi düşlerde güzellikten ibaret değil elbet, Kabuslar ve karabasanların elinden kurtulup, gözümü açtığım anlarda oh be rüyaymış dediğim anlar..
Kitapta bir cümle geçiyordu. İnsanlığın ortak düşleriyle ilgili, Aklıma hamile kadınların %90 nın gördüğü ortak bir rüya geldi. Bu bir araştırma sonucudur arkadaşlar sallamıyorum. Her anne adayı mutlaka bir kaç kez hamileliği esnasında çocuğunun 6 parmaklı doğduğunu görürmüş rüyasında. Ve her anne yüksek bir yerden çocuğunu düşürdüğünü, pencere pervazı veya balkondan :) bende annişkoma sordum. O da görmüş bu rüyaları... İlk çağ kadınları binlerce yıl evvel hamilelik esnasında nasıl rüyalar görüyorlardı acaba? Belki de bir vahşi hayvanın yavrusunu yediği olabilir mi? Şimdi o vahşi hayvanlar, şekil değiştirip rüyalarımıza özürlü çocukların ağlayan suratları olarak giriyor sanırım. Her neyse.. Her kimdeyse neyse?
Kitabı okurken bir olay geldi aklıma bir gün bana birisi şunu sormuştu. Sık sık gördüğün bir rüyanı anlatır mısın? Bende kendimi sürekli bir deniz kenarında şato desem değil, kale, gibi ama puslu rüzgarlı kaplı bir hava da , dalgaların acımasızca kayaları dövdüğü büyük ama içinde kaybolduğum kimsenin bulunmadığı ısısız bir adada o büyük evden, dik yamacın üstüne kurulmuş...pencereden baktığımı, bir film karesi gibi kişi kendini uzaktan görebilir mi? olabilir sanırım. Düşlerde sınır yoktur. anlatmıştım. Çok ilginç ertesi gün, rüyamı tekrar sordu sanırım arkadaş, ya da konusu açıldı. Ne gördüğümü sordu Rüyamda :D ona anlattığım bu rüyanın yalan olduğunu söylüyormuşum arkadaşa .. gerçekten de bunu gördüm. Düşünü yalanlayan bir düş..Ve o günden sonra o rüyayı bir daha görmedim. Rüya sömürücüm elimden rüyamı çaldı gitti. Şimdi o gördüğüm rüya bir imgelemem mi? yoksa gerçek bir düş müydü? Bunun sorusuyla baş başa kaldım :D