Jump to ratings and reviews
Rate this book

Şeyh ve Arzu

Rate this book
Metis "Ötekini Dinlemek" dizisinin editörü, "Günümüzde Psikoterapi" ve "Freud'dan Lacan'a Psikanaliz" kitaplarının yazarı psikiyatr Saffet Murat Tura'nın bu kitabı, "Bu dünyada esas şaşırtıcı olan varlıktır" sözüyle açılıyor ve "Şeyh ve Ayna", "Bir Ses Gelseydi Eğer", "Doğmak ve Ölmek", "Deli Dumrul ve Dünyeviliğin Ötesi", "Türk ve Müslüman Olmak", "Solaris" ve "Üçüncü Sır" yazılarını kapsıyor. Kitabı hakkında şöyle diyor yazar:

"Şeyh ve Arzu dünyevilik ve uhrevilik, gündeliklik ve aşkınlık, inanç ve vicdan, tanrısallık ve ölüm gibi psikanalizi olduğu kadar dinsel düşünceyi de yakından ilgilendiren sorunlar hakkındaki yazılardan oluşuyor. Bu yazıları bir araya getirmemdeki amaç, insanı belli bir kültürel oyun içinde sorunsallaştırma, ona bu oyunun gündelikliğinin dışından, belli bir mesafeden bakabilme isteğidir. Bu yüzden buradaki kavrama çabası kültürel kimlik sorunlarından varoluşsal çatışmalara, oradan da varlığın mahiyeti sorusuna doğru evriliyor. Bu kitap eğer günümüz insanı gibi gündelikliğe teslim olmuş bir okurda evren karşısındaki çocuksu hayranlığı yeniden uyandırabilmişse vazifesini yerine getirmiş sayılmalıdır."

158 pages, Paperback

First published January 1, 2002

12 people are currently reading
133 people want to read

About the author

Saffet Murat Tura

12 books46 followers
1955 yılında Akyazı'da doğdu. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden sonra İstanbul Tıp Fakültesi'nde Psikiyatri ihtisası yaptı. Yerli ve yabancı dergilerde yayımlanan mesleki çalışmalarının dışında, felsee ve politika konularındaki yazıları çeşitli dergilerde yayımlandı. Tura halen psikoterapi ağırlıklı psikiyatri pratiğini serbest olarak sürdürmektedir.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
41 (42%)
4 stars
32 (33%)
3 stars
19 (19%)
2 stars
1 (1%)
1 star
3 (3%)
Displaying 1 - 9 of 9 reviews
Profile Image for Sencer Turunç.
138 reviews24 followers
March 16, 2022
Kitapta iki bölüm özellikle ilgimi çekti.

- Deli Dumrul ve Dünyeviliğin Ötesi: Dünyevi kaygılarla inanca yönelim...
- Türk ve Müslüman Olmak: Mistik bir meseleyi dünyevi ve gündelik olanla yozlaştırmak... Bir melez ortaya çıkarmak...
Profile Image for Kozmosevren.
86 reviews1 follower
February 5, 2017
"İnsanları karınca gibi göreceğim zirveler istemiyorum. Karıncalar kendine başka Tanrı bulsun. Verdiği cezaların günahlarını taşıyabilecek kadar güçlü bir Tanrı."
Profile Image for Benan.
229 reviews30 followers
September 24, 2019
Tanıl Bora’nın Cereyanlar'daki kaynakçasından da faydalanarak oluşturduğum 2019 okuma planıma Bilgin Saydam'ın Deli Dumrul’un Bilinci isimli kitabını eklemiştim. Yine aynı kaynakçada gördüğüm Şeyh ve Arzu'nun içindekiler bölümünde Deli Dumrul ile ilgili bir bölüm görünce bu kitabı da listeme ilave etmiştim. Saffet Murat Tura’nın Şeyh ve Arzu’suna öncelik vermekle iyi ettim sanırım. Deli Dumrul’un Bilincini de okuduktan sonra aynı fikirde olurum umarım.

Şeyh ve Arzu benim için yorucu ama heyecan vericiydi. Kendi hakikat arayışı yolumda aldığım mesafeyi değerlendirmemi sağladı.Yıllardır sorduğum ama hiçbir kitapta bu kadar açık bir şekilde yakalayamadığım bazı soruları bir psikanalistin de sorması beni oldukça heyecanlandırdı. Cevaplara da ilk defa bu kadar çok yaklaştığım için heyecan zirve yaptı sanırım. Her satırını sindire sindire okumaya çalıştım.

Kitapların önsöz ve son sözlerini en az ana metin kadar önemli ve değerli bulurum. Önsöz pek çok kitapta bulunur ancak son söze her zaman ihtiyaç duyulmuyor belli ki. Bu kitap da son sözle taçlandırılanlardan. Son sözleri okuduktan sonra keşke kitabı okumaya başlamadan önce göz gezdirseydim dediğim sık olmuştur. Psikanaliz benim için zor bir konu olduğundan bu kitapta bunu yapmanın bir katkısı olabileceğini düşünerek önsözden sonra, ana metine geçmeden önce son sözü okudum. Böylece kitaba sondan başlamış oldum. Genellikle dile gelmesi zor düşünceleri aktaran ve bu sebeple kendini daha iyi anlatabilmeyi kendine gerçekten mesele edinen yazarlar son söz yazıyor galiba. Çok da iyi ediyorlar bence. Tura, son sözünde bu kitaptaki yazılarını, “insanın "ne" olmakla ilgili bir sorusu olmalı mıdır ve bu soru hangi düşünme yöntemleri kullanılarak sorulmalı ve yanıtlanmaya çalışılmalıdır” gibi meseleler üzerine dayandırmış olduğunu açıklıyor. İnsan, bulması ne kadar zor hatta ne kadar imkânsız olursa olsun hakikati aramaktan vazgeçmemeli gibi bir sonuca varıyor yanlış anlamadıysam. Son sözüyle bu kitabı oluşturan yazıları yazmadaki motivasyonunu da açıklıyor bir yandan.

Hakikati arama üzerine ortaya çıkmış pek çok düşünce akımını karşılaştırdığı ve birbirlerine olan etkilerinden bahsettiği için sonsözü anlamak pek kolay gelmedi bana. Pozitivizm, fenomenoloji, tarihselcilik, yorumsamacılık, nihilizm gibi pek çok kavram üzerine genel bilgi almak üzere internete başvurdum okurken. Sizin de felsefeyle aranız benim gibi pek sıkı fıkı değilse sonsözü okumadan önce aşağıdaki bağlantılara bakmanızı öneririm. Aslında felsefe bilgimiz ne kadar sınırlı olursa olsun, biraz düşünmeyi seviyorsanız yazarla benzer hatta aynı soruları sorduğunuzu, sadece bunları yazarın kullandığı terimlerle aktaramadığınızı fark ediyorsunuz. Çünkü ilgili terimleri bilmek ve doğru cümleler içinde kullanmak için esaslı bir felsefe okuru olmanız gerekiyor bana göre.

https://eksisozluk.com/yorumsamacilik...

http://ibrahimsenaarvas.blogspot.com/...

https://eksisozluk.com/h--286292

http://www.fenomen.org/fenomenoloji/4...

https://eksisozluk.com/fenomenoloji--...

https://www.sosyoloji.gen.tr/moderniz...

Uygarlık ve doğa arasında hep bir çelişki olduğu söylenir. Bu durumda, “insan diğer canlılar gibi doğanın bir parçası olduğuna göre, onun ürettiği kültür nasıl doğaya karşı olur” sorusu gelirdi hep aklıma. Bu kitapla öğrendim ki, kültürler insan türünün sinir sistemi yapısının tezahürüdür ve bu nedenle de doğaldır aslında. Hatta yazar, klasik psikanalitik tezlerin hilafına kültürel cemaatin dürtüsel kökenli arzu bakımından baskılayıcı değil, tersine kışkırtıcı ve şekillendirici bir rol oynadığını belirtmektedir.

Bazı kitaplarda Aydınlanma ve pozitivizm hakkında olumsuz imalara rastladığım olurdu ve sebeplerini de pek anlayamazdım. Pozitivizmin ve aydınlanmanın ne olduğunu yazar oldukça iyi anlattığı için bu imaların sebebini artık kavrayabildiğimi düşünüyorum. Bana bugüne kadar bilimsel düşüncenin ya da metodun pozitivizmden ibaret olduğu belletilmiş ki bendeki merak duygusunun anormal olduğunu düşünüp durmuşum bugüne kadar. Tura, son sözünde serotonin ve depresyon arsındaki ilişkiyi gösteren olgusal kanıtlardan bahsederken fark ettim ki “böyle bir ilişki var da nasıl oluyor peki bu” gibi soruları sürekli sorduğum için aslında bana şimdiye kadar tek makbul yaklaşım olarak belletilen pozitivizmi aşmışım bir yerde. Tüm alaycı bakışlara rağmen “elektro-manyetizm denklemlerinden Faust nasıl çıkar” tarzında sorular sormaya devam ettiğim için anormalim galiba derdim. Değilmişim!! Hatta böyle bir soru sorduğum için yazara göre oldukça makbul bir okurum galiba. :-) Tura’nın günümüzün gündelikliğine teslim olmuş okurda yeniden uyandırmak istediği evren karşısındaki çocuksu hayranlığı ben zaten yaşıyormuşum meğer!

Bütün akademik hayat pozitivizm ile sınırlanmışsa, durum çok vahim bence. Bilimsel sorgulama düzeyi çok düşük olmaz mı bu şartlarda?

Yanlış anlamadıysam, yazar yaşamı sadece gündelik ve dünyevi seviyeye indiren kültürün bir parçası olarak gördüğü psikanalize de eleştiriler getiriyor. “Psikanaliz de kendi oyun gerçekliğini oluşturan bir kurum olduğuna göre evrensel (tarih aşırı) insan tepkilerini kendi tarihsel etkinliğinden nasıl sıyırabilir” diye soruyor. Başka bir ifadeyle hem kendi etkinliğini yaratıp hem de yansız kalması mümkün mü? Psikanalizde tarihsel ve evrensel olan nelerdir? Bu tür sorulara yanıt almak üzere özeleştiri yapabilen bir psikanalizin kendisini sağlam bir şekilde yeniden kurabileceğini belirtiyor. “Bir insanı yaşadığı dönemin tarihsel olaylarından soyutlayarak psikanalitik olarak incelemek ne kadar doğrudur” sorusunun cevabını birinci bölümde Asiye Hatun üzerinden arıyor. Yazarın bu tür soruları neden sormuş olabileceği hakkında da düşünüyor insan okurken. Acaba yazarın sadece pozitivizm ve benzeri yaklaşımlarla değerlendirildiği için psikanalizin ikna edici bilimsel bir yöntem olarak görülmediğine ilişkin bir gözlemi mi var acaba diye geçirdim içimden. Ya da insanı yaşadığı dönemden soyutlayarak incelediği için mi psikanaliz kuşku uyandırıyor? Sonsözde bilimsel yöntemle ilgili oldukça doyurucu açıklamalar var bu anlamda. Bilim felsefesi üzerine de çalışması olan yazarın bilim ile ilgili düşüncelerini okumak çok hoşuma gitti. Beşeri bilimlerle ilgili olarak kafama takılan pek çok sorunun tuhaf sorular olmadığını, aslında incelendiğini görmek sevindirdi beni. Bilim felsefesinden bir şeyler okumam gerektiğini de anladım bu arada.

Psikanalize yapılan eleştirileri okurken bu kuramın temel öğelerini de daha iyi anladığımı fark ettim.İnsanın kozmik “ne”liğini sorgularken kurumsal psikanalizin bazı öğelerini duruma göre değiştirme ihtiyacı hissediyor yazar. Hatta yazarın psikanalizi kötüye kullanmak dediği de bu oluyor galiba. Değişiklik yapılırken öğelerin kurumsallaşmış tarafı da açıklanıyor doğal olarak. Bu da okuru psikanaliz kuramına çok daha iyi yaklaştırıyor bence. Yazar psikanalizde evrenselliği geçmiş tarihte gerçekleşmiş bir yaşantıyı örnek göstererek sorguluyor. Asiye Hatun'un tarikat içindeki konumunu belirleyecek olan Şeyhine yazdığı mektuplardan yola çıkarak tıpkı uzaktan eğitim gibi uzaktan bir psikanalitik inceleme gerçekleştiriyor. Mektuplar çoğunlukla Asiye Hatun'un rüyalarından oluşuyor. Şeyhe analist, Asiye Hatun'a da analiz edilen kişi rolleri yükleniyor. Böylece geçmiş zamanda yaşanan tarihsel tekil bir yaşantı söz konusu edilerek psikanalizin incelediği nesnenin ve deneyiminin tarihsel ve evrensel yanlarını sorguluyor. Asiye Hatun analizinin yapılması doğru mudur, analiz doğru mu yapılmıştır çok önemli değildir yazar için. Önemli olan bu çoktan geçmişte kalan örneğin insanda ve psikanalizde tarihsel ve evrensel olan şeylerin belirlenmesinde izlenecek yaklaşımı açıklamak üzere kullanılmasıdır. Yanlış anlamadıysam, soru şudur: Asiye Hatun bugün yaşıyor olsaydı benzer analiz neticelerine ulaşılır mıydı? Bunları okurken kolektif bilinçaltı ile ilgili genelde düşündüklerim geldi bir kere daha aklıma: Oedipus kompleksi kolektif bir durum mudur? Oedipus evresi herkeste farklı bir şekilde atlatılıyorsa ya da herkes atlatamıyorsa kolektif olabilir mi? Bu evre herkeste ortak izler mi bırakıyor? Bunları düşünürken kolektif bilinçaltı denilen şeyin benim için hâlâ muğlak olduğunu fark ettim. Öte yandan “Seninle Başlamadı” kitabı okurken düşündüklerime notlarımdan tekrar göz atınca bu notlarda anlatmaya çabaladığım ama çok da başaramadığım bazı noktaları Şeyh ve Arzu’nun ikinci bölümünde yazarın nefis bir şekilde ve çok net ifade ettiğini gördüm : “Jung’un kabul ettiği Lamarkçı çözüm, yani ataların deneyimlerinin kalıtım yoluyla yeni nesillere intikal ettiği tezi modern genetikle ve biyolojinin temel paradigması olan neo-Darwinizm ile uyuşabilir gibi görünmüyor. Daha iyi bir çözüm, eski inanç sistemlerinin kültürel-söylemsel kanallardan örtük ve bilinçdışı bir tarzda kişiliğin derinliklerine nüfuz ettiğini varsaymak. Bir başka çözüm ise, düşünme, algı ve inanç kalıplarını merkezi sinir sisteminin örgütlemesinden türetmek. Öyle ki eski düşünme tarzları merkezi sinir sisteminin örgütlenişi açısından belki şimdi de varlıklarını sürdürüyor kafamızın derinliklerinde. Dahası aynı şekilde düşünerek geleceğin inanç, düşünce sistemlerinin kafamızın bir yerlerinde potansiyel bir kod olarak bulunduğunu, hatta belli bir bilinçdışı işlevsellik taşıdıklarını kurgulayabiliriz.” Yazar ile bu şekilde benzer düşüncede olmak kimin hoşuna gitmez? Ama yine de kafamda kılçık bir soru işte: Jung’ın kuramını tamamen yok saymak da aşırı pozitivist bir yaklaşım olmuyor mu?
Daha önce okuduğum Kurtlarla Koşan Kadınlar isimli kitapla ilgili yazdıklarıma da göz attım, şöyle yazmışım: “Kitleleri peşinden sürükleyen fikirlerin, ideolojilerin bunu biraz da insanların bilinçaltlarındaki benzerliklere seslenerek mi yaptığını düşünürdüm.” Kolektif bilinçaltı benim için hâlâ muğlak olsa bile Şeyh ve Arzu’nun sonraki bölümlerinde en azından ideolojilerin kitleleri nasıl peşinden sürüklediğini görmüş oldum. Benim için çok önemli bir nokta açıklığa kavuşmuş oldu. Gerçekten yazara minnettarım.

İkinci bölümde yazar psikanalizin bir başka yönünü kasten tahrif ediyor bir bakıma. Bunu kendi kendini analiz edebilen hatta psikoterapistin karşı-aktarımını bile hesaba katabilen bir hasta tasarlayarak yapıyor. Yanlış anlamadıysam, aşkın olan şeyin nasıl gündelik işlere indirgenemeyeceğini göstermeye çalışıyor yazar. Gizem bozucu olduğu yönünde psikanalize yapılan eleştiri de bir yerde geçersiz kalıyor böylece. Bu sebeple psikanalizden kaçınmak yerine onu geliştirmek çok daha mantıklı görünüyor. Kozmik anlamı sorgulamamızın en büyük nedeni düşünen varlıklar olmamız. Aydınlanma çağı ile birlikte ne olduğumuz sorusu batı toplumlarında önemini yitirmiş ve unutulmuş. Geleneksel kültürlerde mistik bazı deneyimler de sadece” ne”likle uğraşır,” ne”lik sorusuyla değil. Çünkü bu kültürlerde bu unutma, yanıtın kısmen de olsa vahiy yoluyla bilindiği savı üzerinden gerçekleşir yazara göre. Anladığım kadarıyla: bu sebeple zaten temel gizemi çözme iddiasında olmadığını düşünürsek, psikanalizin gizem bozuculuğu da belli bir seviyede kalır. Bundan dolayı psikanalizden tamamen kaçınmak yerine “ne”lik sorusu olmasa bile insanı hasta düşüren derinlerindeki soruları aydınlatabilmek için onu araç olarak kullanmak gerekir.

Üçüncü ve dördüncü bölümlerde ideolojilerin temel ortak özelliklerinin neler olduğunu öğrendiğim gibi hepsinin "ne"lik sorununu nasıl "kim"lik sorununa indirgediğini de görmüş oldum. Deli Dumrul masalından yola çıkarak o kadar güzel anlatmış ki yazar özne olabilmenin koşulu çok net görünüyor insana. Bu arada hep merak ettiğim Irkçılığın psikolojik kökeniyle ilgili bazı ipuçları da bulmuş oldum.

Cereyanlar'da Tanıl Bora’nın ideolojilerin psikolojisini nasıl güzel tahlil ettiği gözümden kaçmamıştı. Çok güzel ifade ettiği tahlillerin kökenlerine ilişkin tatmin edici açıklamaları da Şeyh ve Arzu'da bulabildiğim için mutluyum. Örneğin ırkçılık meselesinde "kibir"in nasıl anahtar sözcük olabildiğini Tura sayesinde görebildim sanırım.

Yazar kitap boyunca zaman zaman çağımızın şartlarını dikkate alarak psikanalizin gelecekteki potansiyel araştırma alanlarına da değiniyor. Örneğin bu bölümdeki şu tespiti dikkate değer bence: “Beceriksiz bir anne gibi anne-çocuk ilişkisine yamanmaya çalışan, kendi erkine güvensiz modern babalık işlevinin nasıl bir yapılanmaya yol açacağı ise herhalde geleceğin psikanalistlerinin konusu olacak.”

Bunlar ileride de hatırlamak istediğim konular olduğu için özellikle “Deli Dumrul ve Dünyeviliğin Ötesi” ve “Türk ve Müslüman Olmak” başlıklarını not aldım.

“Solaris” ve “Üçüncü Sır” başlıklı bölümler çok soyut geldi ama bilim felsefesi ile ilgili okumalar yaptıkça bu tür konulara da biraz daha yaklaşabilmeyi umuyorum.

Tura sayesinde psikanaliz çok daha somut bir hâl aldı benim için. Anladığım kadarıyla narsizm psikanalizin ilgilendiği temel bir kaç meseleden biri. Benim de ilgi alanıma girdiği için psikanaliz okuma sebeplerimden biri olacak.

Bu kitabın bana kazandırdıklarından biri de "aşkın" kavramı oldu. Bu kavram çok daha anlamlı artık benim için.

Pozitivizmin baskın olduğu, metafiziğin dışlandığı bir dünyada psikanalize neden şüphe ile yaklaşıldığını da daha iyi anlıyor insan. Metafiziğin neden oyun dışı bırakıldığı ile ilgili net açıklamalara rastlamadım ancak kapitalizmin etkisini ima eden cümlelere rastladım diyebilirim. Kapitalizmin bunu nasıl yaptığını daha ayrıntılı bilmek isterdim.

Yanlış anlamadıysam, Marksizmi diğer düşünce akımlarından ayıran özel bir durum var. İleride buna da daha detaylı bakmak isterim.

Büyüme ve olgunlaşma arasındaki farkı görmek, insan kibrinin kaynağını anlamak, bir psikoterapi tekniği olarak psikanalizi tanımak gibi meraklarınız varsa, okumanızı hararetle öneririm. Tanıl Bora ve Bülent Somay gibi yazarların psikanalitik tahlil güç ve becerilerinin nereden geldiğini de görmüş olursunuz böylece. Özellikle psikanalize şüphe ile yaklaşıyorsanız lütfen kaçırmayın!

Okunacaklar :

Deli Dumrul’un Bilinci, Bilgin Saydam
Freud’dan Lacan’a Psikanaliz, Saffet Murat Tura
Günümüzde Psikoterapi, Saffet Murat Tura

İzlenecekler :

Solaris
Profile Image for Ege Atakan.
27 reviews
June 2, 2020
Varlık ve hiçlikle karşılaşmak bir "kim" lik sorusundan önce bir "ne" lik sorusu yaratacak güce sahiptir. "Varlık" gibi bir kavram karşısında şaşkınlık duymayan kendileşemeyecektir; "özne" leşemeyecektir. İnsan ancak aşkın; o halde evrensel merakıyla özne olur.

İnsan yaşamının bir yanıt olmasını ister; sadece toplumsal-kültürel "kim" liğine değil, eğer biraz düşünüyorsa aslında kozmik "ne" liğine bir yanıt. Yaşamımızın kozmik-natüralist anlamı sorusunun unutulduğu, insan yaşamının kültürel kimliklere indirgenip gündelikleştirildiği bir dönemde psikiyatrik semptom bilgisini zorlayan bir yakınmayla karşılaşıyor olmamızdan daha anlaşılır ne olabilir?
Profile Image for Esme Yayla.
9 reviews6 followers
June 1, 2021
keşke bu kitaba bir de yazarın sesini görüntüsünü ekleselermiş, bu kadar aşırı yorum belki biraz tatminkar olurdu.
Profile Image for emrah.
13 reviews
August 26, 2021
İnsanlık ve ötesine dair soruların cevaplarının arandığı; "Big Bang Teori"nin arkeolojik kazı çalışmasıdır bu kitap. Bazı soruların yanıtı var (ki öyleyse doğal olarak bazılarının yok), bazılarının varsa da / söylemişse de anlamamış olan bir ben var. Araç olarak kazıya psikanalitik kuramlar, fizik, felsefe, ideoloji, tarih, matematik, dil gibi birçok araç enstrüman eşlik ediyor.

Büyülendim, sevdim ve kıskandım.(Duygularım darmadağın.) Bunu ben yazıp Tarihteki yerimi almalıydım fakat işler güçler, annemin beni ekmek almaya göndermesi, sokaktaki simitçinin bağırması ve bazı yaşamsal eylemler yüzünden bu kitabı yazmak sayın Tura'ya nasip oldu. (Bense sadece yorum yazabildim.) Talihim yok galiba.

Kolay okuyabileceğiniz bir kitap değil. (Ne demekse bu) Kelimeler iyi seçilimle (ki tesadüf olmayan) elegant cümleler meydana getirmiş. Bazı cümleler zaman mefhumundan muaf. Çoğu yeri hatta tamamını dersem yanlış olmaz en az iki defa en çok saymadığım kere okudum. (Kalın kafalısın da ondan) Okurken bitmesini istemedim. (İtiraf) Tekrar okuyacağım. (Başka kitap yokmuş gibi)

O kadar gürültü varmış ki ülkede Sayın Tura'yı yeni duyabildim.
Profile Image for Yahya.
214 reviews20 followers
October 15, 2024
Sanırım Saffet Murat Tura hocayı ilk kez 2019 Cerrahpaşa Nörobilim Günlerinde dinlemiştim. O zaman yaptığı konuşma benim için o kadar takip etmesi zor olmuştu ki içimden "ne anlatıyorsun hocam" demiştim. Bunu niçin söylemiştim? Çünkü o kadar çok konudan konuya atlamıştı ki hem takip etmesi hem anlaşılması çok zor gelmişti. Şimdi bu kitabı okurken de aynı şeyleri hissettim. Tabii ki o zamanla kıyasla daha anlaşılır bazı şeyler benim için. Ama okuyan çoğu kişi bu hissi yaşayabilir. Çünkü kitap normal ismini aldığı bir olguyla başlayıp daha sonra psikanalize yönelik belli bir özet geçiyor. Daha sonra bir kurgusal psikoterapi öyküsü anlatılıyor bunun üzerinden. Kitabın ortasında hop hoca zihin felsefesine giriyor. Son konular daha çok bunun üzerine. Bunu yaparken felsefe, fizik psikanaliz hepsi içe içe gidiyor. Zaten hocayı daha önce okuyanlar bilir ki hoca psikiyatrist olmasına rağmen kuramsal olarak psikanaliz, felsefe ve nörobilim arasında gidip geliyor. Kitabı okumak istiyorsanız bunun bilinciyle okuyun. Zor bir metin bana göre genel okuyucu için.
Profile Image for theoros.
12 reviews1 follower
January 31, 2024
saffet murat tura'ın okuduğum üçüncü kitabı. öncesinde freud'dan lacan'a psikanaliz (2018) ve zor problem: bilinç (2021) adlı kitaplarını okumuştum. ilki oldukça iyidi, ikinci kitap ise beklentilerimin altında kalmıştı. bu kitaba yönelik yorum ve çözümlemelerimi de kısaca belirtmek isterim.

kitapta konu edinilen cemal kafadar'ın bulup çıkardığı, 17. asırda üsküp'te yaşamış asiye hatun'un şeyhi ile aralarındaki rüya mektupları. mektuplar yoluyla asiye hatun'un kişilik örgütlenmesinin analiz edilip edilemeyeceği sorgulanıyor.
 bölümler rasgele eklenmiş gibi. tematik bir örüntü bulmak güç. bu topraklara ait olması sözü edilebilecek bir ortaklık olabilir.

aslında yoğunlaşılmak istenen konu, asiye hatun örneğine dayalı olarak psikanalitik kuramlara yönelik, yazarın kant'tan ilhamla belirttiği, "eleştirili" bir bakış. (eleştirel denmesi dile daha uygun olurdu, zaten türkçeye oturmuş bir kavram). 
mevcut örneğin ve eleştirel yaklaşımın amacı ise psikanalizi sorunsallaştırmak: rüyalar yoluyla kişilik analizi ne kadar doğrudur? 


rüyaların rasgele olmaması, bir anlamda çağrışımsal örüntüye sahip olması, büyük isimlerin bu yönteme başvurması tura'nın kendince gerekçeleri.


sorunsallaştırma, psikanalitik terapinin evrensel-tarihsel yönlerinin ayrıştırılmasına yardımcı olabilir: tarihselliğin evrenselliği. "insanın tarihe içkinliğinde bir aşkınlık". sanat ve felsefedeki evrensellik ve yerellik meselesi de bununla ilişki.


terapide atmosferi belirleyen üç temel kural:



(a) isimsizlik:analizan analisti şahsi olarak tanımamalı

(b) perhiz:analizan ile analist arasında dürtüsel tatmin olmamalı
(c)yansızlık:analizanın dürtüleri yönelik yansızlık.


tura kuralları örneği analiz etmeden açıklamakta.

sonrasında gerileme ve aktarım kavramlarını tanımlıyor tura. üç temel aktarım tarzından söz ediyor:

(a) freud'un oidipal aktarımı

(b) kohut'un kendilik nesnesi aktarımı

(c) kernberg'in kaotik aktarımı




tura, asiye hatun'un rüyalarını hem freudcu hem de özellikle kohutçu açıdan yorumlamakta ve analiz etmekte. oldukça özgün ve ufuk açıcı ilerliyor. ihtiras ve ideal gerilimi yetkin şekilde betimlenip örneklendirilmiş.

ilk bölümün oldukça ilgi çekici olduğunu belirtebilirim. gelgelelim diğer metinlerde sıkıldığımı belirtmek gerekiyor. yazar bazı bölümlerde gereksiz şekilde filozoflardan bahsediyor. daha doğrusu bahsedip geçiyor. bir konu üzerine yoğunlaşmaktan ziyade çeşitlemeler yapıyor. bunların nedenleri açıklanabilirdi. bir erek göremediğimden kimi yerlerde hızlıca okuyup geçtim. okunmaya değer bir kitap.
Profile Image for Kerem Demirtas.
47 reviews13 followers
September 13, 2022
"Bir ses gelseydi eğer, bir yanıtı olsaydı varlığımın, durum böyle olmazdı. Tanrı'ya inanabilseydim bu dünyaya da inanırdım. Sonuna kadar savunabileceğim doğrularım olurdu, değerlerime sahip çıkacak cesareti bulurdum kendimde...
'Bir ses olsaydı eğer' diyor, 'beni olumlayan, doğrunun ne olduğunu bildiğinden emin bir ses, değerli de olurdum, suçsuz da. Ya da suçlarımdan arınma çabamın bir yolu, en azından bir sebebi olurdu..."

Kitabın geneliyle ilgili söyleyecek bir hayli şey olsa da bu kitabın içindeki "Bir Ses Gelseydi Eğer" bölümü uzun zamandır okuduğum en "insan" metin oldu.

ileride de tekrar tekrar bu metni "yaşamlarının bu dünyanın 'ne'liği sorusuna yanıt olmasını isteyecek insan" a bir ode olarak okuyacağım gibi duruyor.
Displaying 1 - 9 of 9 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.