Ablasının yokluğunun farkında bile değildi. Önemli olan, birinin, Koltuk'ta oturmasıydı. Kim olduğu önemli değildi, herhangi biri olabilirdi. Çığlığa benzeyen o sesle bağırdığında onunla ilgilenildiği sürece sakindi.
Ablasının kapalı balkonun penceresinden düşmesinden sonra, başsağlığı için yıllardır kapısını çalmadıkları eve gelen komşular ona bakıp "Bilmiyor, değil mi?" diye fısıldaşmışlardı.
"Yazık, hiçbir şeyin farkında değil, ot gibi işte!"
Konuşacak bir şey olmadığından lafı uzattıkça uzatmışlardı.
"Senin eline bakıyor garip, verirsen yiyecek, vermesen yemeyecek!"
Çekyatlardan birinde öne arkaya sallanarak oturuyor, ölü evine getirilmesi âdetten olan börek, dolma, kek tabaklarına bakıyordu.
Daha önce Kış Uykusu'ndaki öykülerini okumuştuk Ayşegül Devecioğlu'nun. Bu kez altı öykü ile okur karşısında: Koltuk, Tek Çaresi Ölümmüş, En Çok Karşılaştığım Adam, Kötü, Kurşun Memed ve Xet. Birbirinden farklı coğrafyalarda geçen benzemez hayatları anlatsalar da hikâyelerin ortak bir harcı var: aşk; belki varlığından çok yokluğuyla aşk...
İÇİNDEKİLER Koltuk Tek Çaresi Ölümmüş En Çok Karşılaştığım Adam Kötü Kurşun Memed Xet
1956 doğumlu. İstanbul'da yaşıyor. 1977 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nden öğrenimini tamamlayamadan ayrıldı. 1986'dan sonra gazete, dergi ve televizyonlarda çalıştı. Çeşitli dergilerde makaleleri, denemeleri yayımlandı. Ağlayan Dağ Susan Nehir, 2008 Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazandı.
Öykü tadında öyküler okudum desem yeridir. Başı sonu belirsiz postmodern öykülerden (öykücüklerden) gına getirmiştim zira. Tüm romanlarını okuduğum Ayşegül Devecioğlu'nu zaten severdim, öykülerinin de aynı ölçüde başarılı olduğunu böylece öğrenmiş oldum. Yalnızca "Kötü" ve "Xet" bile ekstra bir yıldızı hakediyordu, bir roman kurgusunda ve çok güzeldiler. Öykü sevenlere duyurulur...
Öyküler bana biraz karamsar biraz da yarım kalmış geldi. Ucu açık bırakılmış ne olduğu okuyucuya bırakılmış gibi değil de ben öykülerin içine birer bilmece sakladım, onu çözün gibi. En Çok Karşılaştığım Adam, Kötü ve Xet öykülerini sevdim. Yine 20li yaşlarımda okusaydım dediğim kitaplardan biri, o zamanlar bu bilmeceler hoşuma gidiyordu. Şimdilerde okuduklarım daha net olsun istiyorum.
Ayşegül Devecioğlu'nun okuduğum ikinci kitabı bu. Ben dilini ve anlatımını beğeniyorum, diğer kitapları da sıradalar.
6 öyküden oluşuyor. Birbirinden farklı ama pek mutlu son olmayan öyküler. En çok xet (hat) öyküsünü beğendim, sanıyorum en az bilgi sahibi olduğum ama bugünlerde ister istemez en yakın hissettiğim için..
s90 Reyhan kendini bildi bileli, genç kadınlar, çocuk yaştaki kadınlar, yanı başlarında uzanan mayınlı toprağa atlar, erkeklerin düşlediği bedenlerini artık kimsenin işine yaramayacak bir et parçasına dönüştürürlerdi; kan ve kemikten ibaret bir paçavraya... Küçücük bir adım yetiyordu buna. "Bere xwe da mayina." "Yönünü (kalbini) mayına çevirdi."
s95 Bahçesinde güller, kayısı ve nar ağaçları olan bir evin, her akşam birlikte yatacağı bir erkeğin, yangından uzakta büyüyecek çocukların hayalini kurmuştu.