"Yaşadığımız koşulların, içsel ıstırabın hatta kendi duygularımızın ve düşüncelerimizin esaretinden özgürleşmek; karanlığa yüzünü dönebilmek ve sonunda karanlığın da aydınlıktan ayrılamaz olduğunu görmekte yatar."
Kabul; bir süreç ve aktif bir eylem olan "Kabul" kavramını etkin bir varoluş içinde tanımlayan, metaforlar, şiirler ve kısa hikayeler eşliğinde zorlayıcı yaşantılar, düşünceler ve durumlar ile ilişkimize dair farkındalık yaratan etkili bir kaynak kitap özelliği taşıyor. Yalın bir üslupla ve yaşantısal örnekler ile tanımlanan Kabul kavramı, bakışaçımızı yeniden inşa etme özelliği vurgulanarak, keyifli bir okuma süreci içinde işleniyor.
Kabul ; toplumsal açıdan bakıldığında "pes etme, boyun eğme ve farklı bir alternatif bulunmadığı durumlarda vazgeçme" anlamında kullanılmaktadır. Ancak burada söz edilen "Kabul " kavramı; içsel dünyamızdaki gerçeklik ve arzularımızı görmek, tanımak ve dış dünyadaki gerçeklikle,engeller ve sınırlarla uzlaşma halini anbean yakalamak olarak tanımlanmaktadır. İçeriği değiştirmek yerine anlamlandırmak, şimdi ve burada durumların farkına varmaktır. Bir durumu, bir kişiyi, kendimize dair etiketlerimizi kabul etmek değil, bunlara dair düşüncelerimizin, eylemlerimizin farkında olup, kabul etmeyi kapsamaktadır. Yetersiz bir insan olduğumuzu kabul etmek yerine, bir durumda yetersiz kaldığımıza dair düşüncemizi görmek, tanımak,etkin bir tavır almaktır. Benlik algımız, bir yaşantıya ve sosyal etkileşim içinde aldığımız geri bildirimlere göre değişen bir yapı sergilemektedir. Kabul eylemi o anda kendimiz, yaşantımız ve performansımız ile ilgili düşüncemizi görmek, tanımak ve geniş bir perspektifle değerlendirmeyi içermektedir. Acıdan kaçmak, onu yok saymak ve onunla aşırı meşguliyet, zengin bir bilgi kaynağı olan bu duyguyu ızdıraba ve acı çekmeye götüren davranışlardır. Oysa dinamik bir yapı sergileyen Kabul eylemi, zorlayıcı yaşantıyı ve düşünceleri o an var olduğu hali ile görmeyi ve anla bağlantı kurarak kararlı davranışı mümkün kılan bir tutum içine girmeyi sağlamaktadır.
Kabul sürecini zorlaştıran zihin durumları, duygu ve yaşantıları isimlendirmek , beden ile zihin bağlantısı, aktif kabulun yaşantısal bir süreç olarak anlaşılmasını sağlayan hikayeler, farkındalık, izin vermek ve bırakabilmek kavramları ile bilimde mindful kabule dair araştırmaları; yormadan su gibi bir akışta veren bu kitap kesinlikle önerimdir.
"Eğer daha iyiye giden bir yol varsa, şüphesiz ki bu en kötüye eksiksiz bir bakışı gerektirir."
“Her şeyin yitirilebilir, geçici ve değişken doğasını kabul etmek, aktif bir şekilde sürekli hatırlanmalıdır. Bu bilgiye rağmen değil, bununla da beraber yakınlaşmak ve sevmek bize özgürlüğü getirir”.
Öncelikle şunun altını çizelim, kabul kavramı, bir kişiyi veya durumu değil, kişi veya durumla ilgili sahip olduğumuz düşünceleri, duyguları fark edip, onlara yönelik taşıdığımız algıyı kabul etmeyi ifade eder, olumlu olsa da olmasa da. Bu bir teslimiyet değildir. Tam tersine yargılardan uzaklaştığımız ve olanı olduğu gibi görmeye başladığımız bir alanı tanımlar.
Kitapta kabul etmenin ön koşulu olarak neyi kabul edeceğimizin fark edilmesi işaret edilmiş. Fark etmek, biraz da ona yorum katma eyleminin önüne bariyer çeken, kendi zihinsel algımızı yüklemenin önüne geçen ve gerçeğe daha berrak bir gözle bakmayı mümkün kılan bir adım.
Tüm deneyimlerin kabulü – iyi veya kötü – aslında yeni olasılıkları da mümkün kılıyor. Herhangi bir tanım veya etiket yüklemeden, yargılardan bağımsızlaşarak ve algılarımızın da her an değişebileceğinin farkında olarak bir yaşam biçimi kurmanın temelinde kesinlikle bu “kabul” ilişkisi yatıyor.
Kitapta adeta tüm bu “kabul” halini özetleyen çok sevdiğim bir Zen deyişi yer alıyor,
“Ben aydınlanmadan önce dağlar dağ gibi, nehirler nehir gibiydi. Aydınlanmaya başlayınca artık dağlar dağ gibi, nehirler nehir gibi değildi. Şimdi, tam aydınlandığımdan beri, dağlar yine dağ, nehirler yine nehir gibi.”