Ekmek Parası, Muzaffer İzgü'nün çocuklar için yazdığı en güzel romanlardan biri. Kitabın özelliği, yazarın kendi çocukluğunun hikâyesini aktarması.
Bu kitapta işini kaybeden bir baba, ayakkabısı olmayan çocuklar, su baskınında yıkılan bir ev, kaybolan eşyalar ve ev sahibinin karşısında bükülen boyunlarıyla anlatılan bir ailenin hikâyesine tanıklık edeceksiniz. Tüm bu olumsuzluklara rağmen dünyanın en güzel ailesinin hikâyesi…
Türkiye'nin en çok okunan gülmece ve çocuk kitapları yazarlarındandır. 107 kitap, 200'e yakın radyo oyunu yazmıştır.
1933 yılında Adana'da doğdu, yoksul bir çocukluk geçirdi. Elazığ'ın Dişidi köyünden çalışmak üzere Adana'ya gelen ve Adana Kız Lisesi'nde hademelik yapan babasının adı Ahmet, Şam doğumlu olup Antakya'dan Adana'ya gelen annesinin adı ise Havva'dır. İzgü'nün ifadesine göre babası Adana'da ilk gecekonduyu yapan kişidir[1].
Muzaffer İzgü bulaşıkçılık, garsonluk, sinemalarda gazoz satıcılığı gibi işlerde çalışarak eğitimine devam etti. Üç yıllık İnönü İlkokulu'ndan sonra dördüncü sınıfı Gazipaşa İlkokulu'nda, bu okulun depremde zarar görmesi üzerine beşinci sınıfı İstiklal İlkokulu'nda okuyarak ilköğrenimini tamamladı. Öğrenimini Tepebağ Ortaokulu'nda sürdürdü. 3 yıllık ortaokulu bitirdikten sonra yatılı olarak Diyarbakır Öğretmenokulu'nda okudu. Bu okulda tanıştığı Günsel Hanım ile evlendi. İlk görev yerleri olan Silvan'da oğulları Bülent Şahin dünyaya geldi.
Diyarbakır İlköğretmen Okulu'nu bitirdikten sonra Silvan'da, Aydın'ın Akçakoca Köyü'nde, Cincin Köyü'nde, Aydın merkezindeki yetiştirme yurdunda, Güzelhisar İlkokulku'nda öğretmenlik yaptı. Aydın'da görev yaparken ikiz kızları Nevin ve Sevin doğdu. 11 yıllık ilkokul öğretmenliğinin ardından ortaokul öğretmenliğine geçti, Aydın Gazipaşa Ortaokulu'nda Türkçe öğretmenliği yaptı ve 1978 yılında emekli olarak öğretmenliği bıraktı, İzmir'e yerleşti.
İlk yazılarını 1959 yılında Aydın'da yayınlanan Hüraydın Gazetesi'nde yayınladı. Küçük öykü ve röportajlar derleyen İzgü, 1964 yılından itibaren yazarlığını Demokrat İzmir Gazetesi'nde sürdürdü. Bu gazetedeki köşesinde her hafta bir öykü yayımladığı gibi gülmece dergisi Akbaba'da da öykülerini yayımladı. İstanbul'da çıkan Milliyet ve Akşam gazetelerinde röportajları yayımlandı.
Zamanla, röportaj ve öykülerin yanı sıra tiyatro oyunu yazmaya yönelen İzgü, özel tiyatrolarda oynanan, radyolarda yayınlanan oyun ve skeçleriyle ün yaptı. Yazdığı ilk oyun, Nejat Uygur için yazdığı İnsaniyettin'dir.
İlk kitabı Gecekondu, 1970 yılında Remzi Kitabevi tarafından yayımlandı, bunu 1971 yılında İlyas Efendi, 1972 yılında Halo Dayı adlı kitabı izledi. Attilâ İlhan ile tanıştıktan sonra kitaplarını Bilgi Yayınevi'nde yayımlayan İzgü'nün bu yayınevi tarafından basılan ilk kitabı Donumdaki Para (1977 ) idi. Bilgi Yayınevi, İzgü'nün 44 roman ve öykü kitabını, 86 çocuk kitabını yayımladı. Zıkkımın Kökü ile Ekmek Parası adlı eserlerinde kendi yaşam öyküsünü ortaya koydu. Zıkkımın Kökü, 1992'de filme aktarıldı.
Deprem nedeniyle okumaya konsantre olamadığım zaman dilimleri..stroytel'den dinleyeyim dedim en azından..bu buhranlı zamanları atlatabilmek için..çocuk edebiyatı kitabı.. bir yaşam mücadelesi çocuk gözüyle anlatılmış..
İlkokulda Türkçe dersinde ödevimdi. Çok etkilenmiştim. Kitabı bitirip sınıfta özetini okuduğumda da herkesin etkilendiğini, bazılarını ağlattığını hatırlıyorum. Kitapların gücünü belki de ilk kez o an idrak ettim... Sonra da okuma aşkım başladı zaten.
Muzaffer İzgü birçok açıdan çok sevdiğim dahası saygı duyduğum bir yazar. Çocukken yanılmıyorsam ilk okuduğum kitaplarından biri "kiraz kız"dı. Şimdi (yaşım neredeyse 40) oğlum okuyor kitaplarını. Ve arada kopmuş bir bağ, atlanmış bir zaman yok. Bu kitabı da çocuk kitabı kategorisinde ama bana kalırsa kitabın ulaştığı (ulaşabileceği) kitle için bir yaş sınırı yok.
İzgü'nün memleket için taşıyıcı kolon görevi gören sanatçılardan olduğunu düşünüyorum ben. Kültürü, günümüz tarihini kendi neslinden ziyade sonraki nesillere aktarma konusunda öyle başarılı ki, bazen gözlerim doluyor hayatın için de görüp de fark etmediğim detaylara tesadüf edince. Gördüğüm ama içime işlediğinden, yaşadığım toplumun zerrelerine sızdığından yokmuşçasına yaşadığım birçok şey bu satırların arasından sessizce zihnime sızıyor... Çok seviyorum...
Memleketimin yoksulluğuna, yoksulluğun damarlarımızda akışına her defasında çok üzülüyorum... Ama birileri anlatmalı, birileri hatırlamalı ve unutturmamalı, bunu biliyorum...