Göç hikâyeleri, genellikle “gurbet” ve “başarı” arasında sıkışıp kalır. Kreuzberg ise, bunun hep böyle olmadığını görmek, bu denklemi kırmak için yeryüzündeki en ideal seyir tepelerinden biri.
Ötekilerin Başkenti kâh göçmenlerin Berlin Duvarı’ndaki izlerini takip ediyor, kâh Berlin’in iki meleği Damiel ve Kasiel’le birlikte şehrin üzerinde dolaşıyor. David Bowie’yle aynı şarkıyı mırıldanıp Berlin Ulusal Müzesi’nden Almanya’nın en ünlü tablosunu çalan Ulay’ın arkasından koşturuyor. Almanya’nın ilk göçmen kadın futbol takımı için tribünlerde tezahürat yaparken soluğu Tahran’da alıyor. Bazen de Kreuzberg’in göçmen sokaklarına, cadde, dükkân ve evlerine konuk olurken, günün sonunda sokaktaki çocuklarla neşeli bir oyuna dalıyor.
İlhamını Kreuzberg’den alan Ötekilerin Başkenti, on beş farklı hikâyeyle şimdiye kadar anlatılmayanın peşine düşüyor.
Kreuzberg özelinde Berlin ve Türkiye'den Almanya'ya göç konusunu ilgi çekici hikayelerle aktaran bir kitap. David Bowie'nin Berlin üçlemesinden Berlin dönerinin hikayesine kadar, göçün ilk yıllarından bugüne gelen etkileyici hikayeler mevcut. Tavsiye ederim.
Asla sıkmayan, çokça gülümseten, tarihteki küçük sosyal detaylara ortak eden muhteşem bir anı seçkisi.
Türk olmaya dair çarpıtılmış olumsuz yargılara dokunan cinsten; göç, öteki olmak ve kimlik üzerine düşünmek isteyenler için keyifli bir okuma vaad ediyor.