Deniz kıyısından, aşk ve tutku arasındaki ince çizgiyi arşınlayan bir hikâye.
Deniz Ceren Türkkan, ilk kitabı Düş Mesafesi’nden sonra bu kez bir romanla selamlıyor okuru. Denize Söylediğim Şarkılar’da, yüzyıllardır anlatılagelen aşk hikâyelerini sahipleniyor Türkkan; sevgiye, tutkuya, kıskançlığa ve ihanete dair derin cümleler kuruyor. Kendini denize teslim eden bir kadının ve denizden medet uman bir erkeğin şarkısını söylüyor.
“Gördü onu.
Çölde serap gören bir gezgin gibi gördü.
Gördü ve beyninden vurulmuşa döndü.
Gülümsemesinde, akşam karanlığını aydınlatan giz dolu bir ışık vardı. Cicili bicili süslenmiş, yüzünün belirgin hatlarını öne çıkaran bir makyajla boyanmıştı. Kızıl saçlarından bir tutam perçem elmacık kemiklerine düşüyordu; bu başına buyruk düşüşte, yeşil gözlerinin derinliğini vurgulayan bir kırıtkanlık, süzgün bir eda gizliydi.
Handan, gözleri çakmak çakmak, ‘Çok güzel,’ diye fısıldadı. ‘Böyle bir güzellik, değil bir denizciye, tüm denizlere hükmedebilir.’”
“Geri dönüşü olmayan hatalarımızın, telafi edilemez kusurlarımızın bir çıkmaza soktuğu hayatlarımız karşısında bütün suçu yazgıya yüklemek, vicdanımızı teskin etmenin en kestirme yoludur.”
Yazarımızın ikinci benim için kendisinden okuduğum ilk kitabıydı. Hatta kendisininde ilk romanı. Sanırım kitabı ilk puanlayan ve yorum yazanda benim :D Ne şekilde listeme aldığımı anımsamadığım bu romanı oldukça beğendim özellikle anlatım dili açısından. Hikaye kurgusu bir nebze zayıf ve tahmin edilebilir olması gibi negatif yanları olsada genel anlamda oldukça iyiydi. Ancak yazarımızın dediğinin aksine mutlu aşkın olanaksız olduğunu düşünmüyorum :)