Özdemir Asaf’ın Kırılmadık Bir Şey Kalmadı’da bir araya getirilen aforizma niteliğindeki “etikalar”ı, anı-deneme türünde yazıları ve öyküleri en az şiirleri kadar etkileyici, sıra dışı ve şaşırtıcı.
“Kim bilir kaç yıllık büyücek bir defter. İçinde aforizma, şiir, öykü taslakları, tasarımları, bir sürü düş ve düşünce kırıntısı. Ben hep öyle yaptım. Şiirlerimin, öykülerimin, aforizmalarımın, günlük notlarımın ayrı defterleri olmadı. Kiminin altına tarih koymuşum, saat bile koyduklarım var.”
Özdemir Asaf Cumhuriyet dönemi Türk şairlerdendir. 11 Haziran 1923 tarihinde Ankara'da doğdu. Asıl adı Halit Özdemir Arun'dur. Babası Mehmet Asaf Şura-ı Devlet'in kurucularındandır. Babasının öldüğü yıl, 1930, Galatasaray Lisesi'nin ilk kısmına girdi. 1941 yılında 11. sınıfta, bir ek sınavla Kabataş Erkek Lisesi'ne geçip 1942 yılında mezun oldu. Hukuk Fakültesi'ne, İktisat Fakültesi'ne (3. sınıfa kadar) ve bir yıl Gazetecilik Fakültesi'ne devam etti. Bu arada Tanin ve Zaman gazetelerinde çalıştı ve çeviriler yaptı. İlk yazısı Servet-i Fünun, Uyanış dergisinde çıktı. 1951 yılında Sanat Basımevi'ni kurdu ve kitaplarını Yuvarlak Masa Yayınları adı altında yayımladı. 28 Ocak 1981'de hayata veda etti. Özdemir Asaf'ın ilk eşi Sabahat Selma Tezakın'dan Seda isimli bir kızı; ikinci eşi Yıldız Moran'dan ise Gün, Olgun ve Etkin adında üç oğlu vardır.
Düşürdüğüm kalemimi aramak için uygun bir yer seçeyim diye o sabah kırlıklara çıktım.Şimdiye kadar hiç gelmediğim yerlerde gezindim. Amacım bulmak değildi. Kalemimi nerede düşürdüğümü iyice bilmediğimden (bilsem de gitmezdim ) istedim ki değişik yerlerde dolanayım da,hiç olmazsa aramak nedir onu anlayayım. Önce şunları söylemeliyim: Bir şeyin kaybedilmesi bir insanı en azından ikiye ayırıyor.Bu ikiye ayrılmada yalnız kaybetmenin değil, kaybedilen şeyinde payı var. Ben ise ne onu ne de o şeyi seçtim. Ben bu işte kendimi seçtim. En kazançlı yol buydu. Durun anlatayım: Eğer ben kalemimi bulsaydım, ya da bulamayıp başka kalemlere yönelseydim, kazancım, kaybedilen bir kalemi bulmakla bulamamak arasındaki farkın dar açıları içinde uyuşup kalacaktı. Ben ise kendimi seçtim: Ben aramayı arayacaktım. İlkin, ne iyi, dedim, kendi kendime.Artık ben bir şey kaybetmesini bilen bir adam oldum.şimdi kaybetmeyi bilmeyi öğrenmeliyim, dedim. İster kalem olsun o, ister başka bir şey olsun, dedim. Omuzlarımı oynattım. Bakalım bende neler olacak şimdi. Kendime yöneldim. Asıl onu kaçırmamalıyım, çünkü kendimi bir daha arayamazdım bile. Diye seçtim kendimi. Anlatabiliyor muyum? Önümde kocaman bir aramak alanı gördüm. Ama sakın bu alanı bulmaklı düşünmeyin. Bulmaksız, sadece aramaklı bir alan. İşte onun için seçtiğim kırlıklar yepyeni olsun istedim. Kırlıklar yepyeni olsun ki ben kendimi yalın oluşları içinde iyice bir öğreneyim, bir bakayım. Bakayım neler olur, bulmayı hiç düşünmeden arayan bir insanda neler olur. İstediğim sadece aramaktı. Aramayı görmek, onunla tanışmak, onu duymak, aramayı tatmak. Çünkü biliyordum ki ben, kalemimi kaybetmekle, kaybetmeyi öğrenmiş bir insan oluyordum. Büyümeye başlamış, benden önce büyüyenlere benzemiş oluyordum. İşte tam burada eskilerin yolunda ayrılırsam, kaybedileni değil, kaybedeni düşünür, birşeyler açıklarım sanıyorum. Diye seçtim kendimi. O büyüyen kendimi seçtim. Anlatabiliyor muyum? İlk işim , '' ah kalemim, vah kalemim, şimdi ben onsuz ne yapacağim '' dememek oldu. Öyle sevindim ki onu demeyişime. Demek yolda idim. Sonraki işim düşünmek oldu. Kendimi onsuz düşünmek. Anlatabiliyor muyum? Düşünürsem, benden önce büyüyenler gibi durmadan büyümeye değil de, büyümeyi biraz olsun önlemeye çalışırım dedim. Bunda iş var gibi geldi bana. Ne güzeldi kırlıklar o sabah. Bir ara irkiliverdim: ''İstermisin yerde şimdi bir kalem bulayım? '' dedim kendime. İçimden bir ses ''Çok üzülürüm böyle birşey olursa'' dedi. O ses beni büyümek alanında biraz olsun duraklatacak sesti. İçim uyumuyordu. Göğüslerim kabardı. Öyle güzel bir kırlıkta dolaşıyordum ki. Kendime öyle güveniyordum ki. Varsın onlar beni ezsinler, ben tek bu çimenleri ezmeyeyim diyordum. Ayaklarımda başka ayakkabılar var. Bunlar benim değil. Kimin ayakkabıları acaba,hiç tanımıyorum. Ama bunlar benim bildiğim ayakkabılarımdan daha rahat. Daha rahat bana göre. Görünüşleri de benimkilerden güzel. Şimdiye kadar böyle ayakkabı giymemiştim. Bakınca , ilk durumları, eskiymiş de, güzellikleri büyümemiş gibi geliyor. Daha bakınca, daha da eskiyor, ama güzellikleri yerinden kımıldamıyor ayakkabılarımın. Bir düşünüyorum, yeni olduklarını anlıyorum. Demek bu kırlıklar, eski ayakkabılarını yeniymiş gibi göstermeye çabalayanların yeri değil. Onlar şimdi burada olamazlar. Belki hiç olmayacaklar.Belki Buraya hiç gelemezler. Ne iyi, bu kırlıklarda, düşündükçe eskiyen, baktıkça yenileşen ayakkabılar gezemiyecek. Şimdi biri gelse, bu ayakkabıları benden almak istese..üzülürüm. İyisi mi ben şimdiden hazırlanayım, biri gelip onları isterse, alışkanlıklarımın beni yeneceğini önceden kestirip kendime yeni bir düşünce bulayım ki, kafama onu giydirmeye hazır durayım. Sonra o zaman kanatsız... A... Bir kuş... Hiç görmediğim bir kuş... Bakınca uçuyor sanıyorum. Düşününce uçmuyor gibi... Elimin, sağ elimin içine geldi, kondu... Duruyor... Bakınca benden korkuyormuş gibi... Uçacakmışçasına uçuyor gibi duruyor sağ avucumun içinde. Hemen düşünmeye başlıyorum onu. Kuş hemen rahatlıyor.Benimle rahat. En iyisi, diyorum, onun rengini, güzelliğini, tüylerini, inceliğini düşüncelerimle göreyim. Onu sevmek yanlışına düşmeyeyim. Değil mi ? Biçi olarak avucumda durması için, elimden kaçmaması için onu düşünüyorum. Bu ne güzel bir kuş böyle. Kalemim kayboldu. Biliyorum, onu düşürdüğümü. Ne iyi ettim de, onu değil kendimi aradım. Kalemimi düşüremeyeceğim nereler varsa oraları gördüm. Düşünerek gördüm. Kalemim ne iyi etti de düştü. Duymadıklarımı duydum. Düşünmek artık benim için zor da değil. Kuş... Kuş nerede... Kuşu unutmuşum. Onun ne olduğunu iyice bilmiyorum. Aradan birçok yıl geçti. Büyüdüm, yenildim.Bazan kendi kendime, o kuşu hatırlayabilirmiyim acaba, diye kendime soruyorum da... ''Ben o kuşu sonra galiba uçurdumdu'' diyorum.
Özdemier Asaf -Kırılmadık Bir Şey Kalmadı (Yuvarlağın Köşeleri -'ça - Dün yağmur yağacak .syf 448,449,450)
Bence bir şair olarak daha başarılı düzyazılarını çok sevemedim kitap elimde süründü resmen çok üzüldüm baştaki sözler çok güzel ama onların hatrına 3 verdim valla
Özdemir Asafı çok seven ve şiir kitaplarını okumuş biri olarak diğer insanların tavsiyesi ile düz yazı öykü ve poetikalarınada şans vermek istedim. İyi ki vermişim çok sevdiğim ve bana bolca şey katan bir kitap oldu. Yalnız kitabı okuyacaklara tavsiyem eğer benim gibi çapraz okumada okunacak bir kitap seçerlerse biraz zorlanacakları. Çünkü yazara aslında bir şair olduğundan dili oldukça ağır ve derin anlamlı kelimeler bulunduruyor ve yazılarıda öyle okunup hemen geçilecek yazılar değil üzerine düşünülecek hayatın içinde örnekleri aranacak türden yazılar var. Bu yüzden tek kitap şeklinde sindire sindire okumamızı tavsiye ediyorum.