Kapali čaršija nije ni blizu ono što sam očekivala da će biti. Nije me zanimala priča, niti sam smatrala da je autorov sarkazam zanimljiv i dovitljiv. Može se reći da ga nisam razumela, ali me za to zaista nije ni briga. Želela sam istoriju Kapali čaršije a dobila sam sve osim toga
Sevgili Sevimay ana hikayenin icinden birden fazla yan hikaye ve coklu karakterle bir butunu olusturmus.
Gercek tarih ile kurgulanmis tarih, mizah ile ironi, semboller ve metaforlar kitaba zekice dantel gibi islenmis. Zamanlar, mekanlar ve turler arasindaki gecisler ustalikla yapilmis.
Gelecekten verdigi mesajlar ile alt metinlerdeki gondermeler, dokundurmalar, insanlarin zaaflari,tarihteki kisilerden ve eserlerden bahisler, musikiler -gazeller- siirler ile bir ahenk olusturmus.
Okurken hem gulduren hem de dusunduren kitap bende de "acaba bu kitabin grafik versiyonu olsa tadinda yenmez "i dusundurdu. Belli mi olur masal bu ya belki Sevgili Sevimay duyar benim bu nacizane istedigimi olur mu olur.
Yaşadım ve hâlâ devam ediyorum der gibi, okudum ve walla tadı damağımda kaldı. Ağızda döne döne eriyen akide şekeri gibi, keyifle arada kahkahalar atarak okudum. Omuzlarım iyice gevşedi:) Çok yaşa edebiyat! …. Kapalıçarşı keşfedilmek için bekliyor. Gürül gürül kalabalığıyla yarenlik eder mi dersiniz:) …. İhvân-ı Safâ. Kitaptan öğrendim. Araştırınca oldukça ilginç, merak uyandırıcı bir konu.
hikaye icinde hikaye, matruska gibi ici dopdolu bi kitap kapalicarsi.
kapalicarsi sokaklarinda kaybolmak gibi, kitap da karakterler ve olaylar arasinda kendini kaybetmeyi vaadediyor okura. bikac sayfa gecince birden eski bi tanidikla karsilasiveriyor, unutmak uzere oldugumuz karakterin akibetini ogreniyor, kendinizi olmadik sokaklarda, olmadik kisilerle olmadik sofralarda buluyorsunuz.
ve kitap son sayfalarda bi ters kose yapip beklenmedik bir finalle sizi sasirtmayi basariyor. nihayet masalsi bir üslupla anlatilan kapalicarsinin etrafinda gecen olaylara inanip inanmamak bize kaliyor.
ayrica fuat sevimay’in masalsi ve esprili dili harmanlamasi da oldukca hosuma gitti. gulerek sasirarak inanarak-inanamayarak keyifle okudum.
Sevdim bu kitabı. Metaforlar, uydurmalar, göndermeler kullanarak şahane bir Kapalıçarşı masalı yazmış Fuat Sevimay. Sona doğru kitaba giren kahramanlar da çok tanıdık gelecek, eğlenceli bir okuma oldu...
Fuat Sevimay’ın kurgu yazma işini inceden tiye alan uslûbu çok hoş. Daha evvel Anarşık kitabında da aynı izlenimi edinmiştim, fakat tarihsel kurguda bu yeteneğini bir üst noktaya taşımış. Mesela okura hikayesini yazdığı dönemde kahve ve dolayısıyla kahvehanelerin, tütün olmadığı için nargilenin olmadığını bildirdikten sonra yarattığı karakterlerin eline nargile veriyor, onları kahvehanelere gönderiyor. Okuduğu tarihsel romanda ya da izlediği TV dizisinde, filmdeki kurguyu genellikle tarihsel bilgi olarak sahiplenenlere yönelik hoş, zarif bir hiciv buldum bu noktada.
Yazdığının kurgu olduğunu sıklıkla hatırlatmasına rağmen Sevimay’ın tarihsel metinlere oldukça aşina bir edebiyatçı olduğu besbelli. Anarşık’taki polis memuruna kitabın sonunda yazdırdığı Osmanlı kâtibi işi raporda bile seziliyor bu, ancak elbette bu romanda yazarın bu özelliği daha net ortaya çıkıyor. Tarihsel bilgi açısından da dönemin iyi çalışılmış olduğu aşikar. İronik şekilde okura sıklıkla tarihsel kurgu yazdığını hatırlatmasına rağmen, dönemi gayet iyi çalışmış bir yazarla karşı karşıyayız.
Baba İlyas’ı, Pir’i, Nazar Usta’yı, Çarşambalı Hamallar’ı koluma taktım 15. YY’da gezdim, tozdum. Olmayan sokaklarda Kavalalı Arif’le kıkırdadım, Püssük’ün işediği lanetli taşlara baka baka icat olunmamış nargileler tüttürdüm. En sonunda da göbekli martıya ve Hayri İrdal’a selam çakıp son sayfadan çıktım. Ama ne eğlendim!!! Şu anki keyfim Sultan Mehmet’in paşalarında yok ☺️ Teşekkürler Fuat Sevimay ✋🏼 Kaleminizden Kapalıçarşı bereketi, nüktesi ve zekası eksik olmasın.
Masal icinde masal, gercek ve hayal birbirine karismis, ciddiyet, hayat dersi, ozlu sozler, komik olaylar ne ararsaniz var bu kitapta. Karakterlerin icice gecmis hayatlari yeri geldi cok guldurdu, yeri geldi cok dusundurdu beni. Okurken cok keyif aldim. Harika bir kitap. Mutlaka okuyun der sevgili Pir😁
Nedeni yeterince açıklanmayan anakronik bir dil ve kurgu, hiçbir mantığa gerek duymadan yazılmış imkansız karakterler, kahinler ve olaylar. Fantastik edebiyatın bile kendi içinde bir tutarlılığı vardır. Seveni olabilir, bana göre değil.
Yer yer güldüğüm, yer yer keyif aldığım, meraklandığım, "hadi canım!" dediğim, metaforlar, uydurmalar, masalımsı hikayeler, dokundurmalar.... hepsi çok güzel olmuş. Keyifle dinlediğim (storytel) bir kitap oldu.
Fuat Sevimay’ın en etkilendiğim romanı oldu KapalıÇarşı. Uzun zamandır içerik olarak bu kadar geniş ve zengin Türk edebiyatı kitabıyla karşılaşmamıştım. Öncelikle söylemeliyim ki, bu kitaptan tam anlamıyla keyif almak istiyorsanız Türk tarihi, siyasi, toplumsal, genel kültür okuma birikiminizin olması gerekli. Her cümlede, her satır arasında bir bilgi, bir gönderme, yazarın ilham aldığı yazarlara saygıları var. Tarihi kurgu gibi görünebilir ancak kitap tarihi kurgunun çok ötesinde. Kapalıçarşı’nın oluşumundan itibaren çarşının etrafında oluşan hayatları, zenginleşen topluma masalsı bir anlatımla kurgulamış yazarımız. Ekonomiden mimariye, tarihi olaylardan mistik durumlara, farklı zaman geçişlerine kadar her şey var kitapta. Ayrıca yer yer mizahi durumlar eklemiş ki bana göre kitaba ayrı bir eğlence ve okuma isteği katıyor. Okurken Fuat bey’in zekasına hayran olmamak elde değil. Edebiyat dünyamızın zeki kurgu yapabilen yazarlara çok ihtiyacı var bana göre. Bazı okurlar İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlasına benzediği yorumu yapıyor ve bence bu tarz yorumlarla yazarlara haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Her tarihi kurgu yazan yazarı hemen İhsan Oktay Anar ile kıyaslamak moda oldu 😄 Postmodern tarihi kurguda öncü olan Anar, kendi kitaplarında tarihe bağlı kalmaktansa kendi hayalgücüyle bir tarih yaratıyor. Ancak Fuat Sevimay tarihi figürleri kurgusuna katarak şehirleri önemli kılanın aslında insanlar değil, bize kültürel miras olarak bırakılan, toplumuzun zenginleşmesini sağlayan şehir simgeleri olduğu gösteriyor. İki yazar tamamen farklı kulvarlarda yazıyor bana göre. Yanlış yapılan bir restorasyon işleminin aslında kültürümüze ve toplumumuza verdiği zararı hissettiriyor. Bu bakımdan eğer bir kitapla karşılaştırma yapmam gerekirse, KapalıÇarşı’yı Victor Hugo’nun Notre Dame’ın Kamburu kitabıyla benzetebilirim. Victor Hugo Notre Dame’da dini-toplumsal eleştiri yaparken, Paris ruhunu oluşturan Notre Dame kilisesinin öneminden bahseder. Notre Dame zaman zaman geri planda kalsa da romanın temelini oluşturur. KapalıÇarşı ise tamamen Çarşıyı ön planda tutarak toplumun oluşmasını anlatır. Zekasına, kalemine, kurgusuna hayran oldum. Fuat bey’in tüm kitaplarını okumayı en kısa sürede bitireceğim.
Kitabı nedense bazen çok içine girerek bazen de bir sayfayı iki üç kez üstünden geçerek okudum. Eğer yarısına kadar okuyabilirseniz ilerlerde daha çok açıldıkça ve çok fazla karakter tekrar tekrar geri geldikçe güzelleşti.
Kitap bizi kapalı çarşı'nın öncesi sonrasını hem tarihten ve günümüzden insanlara atıf yapılarak birazda masalsı bir anlatımla sunuyor. Kitapta komik hikayelerde yer alıyor ancak bazen buna gerek var mıydı diye sorgulamadım değil.
Sonlara doğru olaylar biraz daha oturdu. Biraz da bazı karakterlerden ayrılmaktan zorlandım. Kitapta günümüzde kullandığımız eşyalara atıf yapılırken o zaman için ne kadar ilginç birsey olduğunu görmek yüzümde tebessüm ettirdi.
Sadece elimde olmadan bu kitabı Puslu Kıtalar Atlas'ı ile karşılaştırdım ve nedense bu kitaptaki o atmosfer bana geçmedi.
Yine de benim içinn 4 yıldız oldu.
This entire review has been hidden because of spoilers.
1450'lerin ikinci yarısı.. Mermerinden, zanaatkarına, sultanından, mimarına, esnafından müşterisine Kapalı Çarşı'nın yapılışından günümüze gerçekle hayalin iç içe geçtiği, yüzyıllar arasında uçarak, atlayarak şöyleee keyifle gezeceğiniz kallavi bir roman olmuş Kapalıçarşı. İki karanın sultanı ve dahi iki denizin hakanı devletlu, kudretlu, fehametlu, doğruluktan asla şaşmayan, adaleti ve kerameti bol, koskoca Fatih Sultan Efendimizden tutun, Gioavanni ve Diangelo namzetli -fakat sonradan Civan ve Danyal ismini alan- iki kardeşe, Hristo Ağadan, İstanbul'un ilk midyecsine, Baba İlyas'tan Mirza'ya, Hekimbaşından Mimarbaşına ve en sonunda Leonardo Da Vinci'ye... kimler var ki sormayın. Öyle güzel bir dili de var ki amanın da amanın. Bir taraftan mizahıyla keyiflenip, bir taraftan ciddiyetinizi koruyorsunuz. Ha bu arada pek de bir eğleniyorsunuz. Velhasıl kelam, ben bu kitabı çok sevdim vesselam.... 🤗🙃🤣🤓 Okurum derseniz pek iyi edersiniz.. Tövbe billah derseniz de Civan gibi "akıl akıl gel çembere takıl" derim, keyfime bakarım 😂😂😇
Hani bir masalmış gibi her şey, hani efsunluymuş hikayeler, hani rüyaymış gördüğümüz suretler. 1450’lerin başında Şehri İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet bir çarşı yapılması emrini verir mimarlarına. Dünyada eşi benzeri görülmemiş mermerlerden, taşlardan, nakışlardan, minyatürlerden, kitabelerden mütevellit bir çarşı. Tüm Asya’nın ve Avrupa’nın buluşma noktası olsun demiş. 12 karakterin peşinde onlarca keyifli, eğlenceli, kah gülmeli, kah ağlamalı olaylar eşli��inde bir devrin hikayesini harika bir üslupla kaleme almış sevgili @fuatsevimay çokça emek ve çokça hayalle... Kapalıçarşı’nın ruhunu adeta kitaba üflemiş... okuyunuz efendim...
Fuat Sevimay’dan okuduğum ilk kitap olan Kapalıçarşı kendini bana epey bi sevdirdi. Kitabın tarzını İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlas’ına benzetmiş olmam bu sevgimin bir açıklaması olabilir zira kitabın fantastik bir tarafı var.
Kitap 1450’lerden başlayıp günümüze kadar uzanıyor ve Kapalıçarşı’nın yapılış aşamasından başlayıp başından geçen olayları fantastik bir dille anlatıyor. Bu dil kitaba oldukça ilgi çekici bir hava katmış.
Bu kitapla ilk defa karşılaşıyorsanız eğer listenize almanızı öneririm. Size çok keyifli bir okuma serüveni sunacaktır. Okuyacak olan arkadaşlara şimdiden keyifli okumalar dilerim.
Gerek büyülü gerçekliği, gerek muzipliği gerekse de tarihi detayları ile dört dörtlük bir roman. Kitabın kimi yerlerinde İhsan Oktay, kimi yerlerinde Murat Menteş, kimi yerlerinde de Latife Tekin okur gibi hissettim. Yazar sadece bir roman yazmamış edebiyatımızdaki önemli şahsiyetlerine sanki bir saygı duruşunda bulunmuş. Ahmet Hamdi, İhsan Oktay, Latife Tekin ve daha fazlası bir şekilde kitapta kendisine yer bulmuş. Kitabın kurgusu çok sağlam olmakla birlikte çeşitli tarihi hatalar muzip bir şekilde serpiştirilmiş. Özellikle son bölümde yazarın kendisini ve kitabını eleştirmesi de oldukça sempatik olmuş. İleride sıkıldığım bir zaman tekrardan okuyacağım eserlerin arasında yerini aldı.
Tarihi bilgileri çok yerinde, kitabın genelindeki mistik havayı da çok sevdim. Fakat kurgu karışık, karakterler çok fazla geldi bana. Ortalarına doğru özellikle zorlandım. Sonunu getirene kadar biraz ite ite okudum açıkcası. Belki de Kapalıçarşı’nın merkezde olduğu hiç bilmediğim bilgiler edineceğim bir kitap bekliyordum bilmiyorum. Sonuçta umduğumu bulamadım.
On iki kişinin Kapalı Çarşı’da yolunun kesişmesi ve birbirleri ile olan hikayeleri ironik bir dille anlatılıyor. Gerçekle hayalin içiçe geçtiği, tarihi unsurlar barındıran, okuyucuyu kapalıçarşı sokaklarında dolaştıran güzel bir roman.
… ‘Geleceği inkâr edecekler. İyiliği savunuyoruz diyerek, iyiliği savunuyoruz diyenlerle savaşacaklar. Birbirlerinin kanını akıtacaklar. Kazandığını zannedenler kaybedecek. Kaybettiğine üzülenler de kaybedecek. Düzen’in sürmesi için öldürecekler. Küçük insan olmak peşinde koşacaklar. Dinin, ahlakın, aidiyetin, çalışmanın büyük gerçeğine değil de küçük yanlışlarına kapılacaklar hep. Kimisi parada ve hırsta, kimisi aylaklıkta, kimisi insanın aslını unutup herkesi eşit tutmada, kimisi sahte dindarlıkta, bazısı iktidarda, bazısı bayrakta arayacak mutluluğu. Oysa iyilik ve mutluluk insanın kalbinde, senin ve karşındakinin kalbindedir. Durup hayattan keyif almak yerine, acıya ve kör inatla boş işlere tutunacaklar. Kendilerine ve birbirlerine ihanet edecekler. Gerçeğe ihanet edecekler. İhanete bulanacaklar. Göremeyecekler. Üzüntüm bundandır.’ Kitabın en delici ve kalbi vuran, insanı sarsan kısmı kanımca burasıdır. *****… ‘Güzel kelimedir ‘hukuk’. İnsana güven verir. Ne var ki bir zaman gelecek hukuk muktedirlerin ve güç sahiplerinin borusu olacak. Üçe alınıp, beşe satılacak. Anlamından geriye koca bir boşluk kalacak…’***** …Zaten baş olmak uzağı görmeyi, çok bilmeyi, bilmediğinde usulünce sallamayı, sallayınca inandırmayı, inanmayana zor kullanmayı gerektirir. Bu nedenle benim tavsiyem, Baba İlyas’tır. Kendisi bu vasıflara sahiptir, kanunlara vakıftır, kaya gibidir ve temeli sağlamdır. En önemlisi de, sizin de bildiğiniz gibi iskeledeki koltuğuna on yıllardır MIH gibi yapışmıştır ki bu da hem büyük dirayet ister hem de baş olmak için çokça aranan, önemli bir özelliktir… Bu kısımda en güldüren! Artık size kimi anımsattıysa… Bu size kalmış. Kurgu-mizah-anlatım bütün olarak sürüklüyor insanı Kapalıçarşı’nın içerisine. Şark kahvesindeki tiyatro oyunu ve karakterlerin birbirine düştüğü kısım insanlığı yüzümüze çarpıyor. Tüm karakterlere ısınıyor insan ve betimlemeler mükemmel. Keyifle okunacak kitaplardan. İyi okumalar *
Fuat Sevimay'ın yeni romanı büyülü bir atmosferde ve Türk Edebiyatı'nın unutulmaz kahramanları eşliğinde post modern bir maceraya sürüklüyor bizi. Daha önceki romanı Anarşık'ta yakaladığı ironik dili kaybetmeden, mizahi ögeleri tam da kararında kullanarak çarşının ve İstanbul'un sokaklarında dolaşıp duruyoruz. Kapalıçarşı'da kullanılacak mermerlerin yola çıkışıyla başlayan hikayenin tarihi bir roman olmadığını daha çok güncel motiflerle süslenmiş bir masal olduğunu belirtmek gerekiyor. Elbette Sevimay'ın romanında memleket meselelerini çağrıştıran, eleştiren pek çok şey var. Üzerinde durulması, altı çizilmesi ya da bir kez daha okunması gereken satırlar. Çünkü bu romanda Kapalıçarşı başköşede otururken bize hep insanı anlatıyor, yüzümüze ayna tutuyor. Ama en önemlisi her sayfada gidip Kapalıçarşı'yı bir kez daha dolaşmak, rengarenk sokaklarında kaybolmak, sesleri dinlemek, bir acı kahvesini içmek isteği uyanıyor.
Odusevila sam se knjigom, podseca me na Gorana Petrovica i Saramaga. Vesna Gazdic se lepo (iz)borila sa vijugavim i dugackim recenicama. Mozda po koja fusnota vise bi bila od pomoci, iako ne volim digresije u citanju, ali ne volim ni da zanemarim ako nesto nisam razumela. Ko je ljubitelj fantasticog realizma, uzivace. Kraj u formi dijaliga mi je nekako zbrzan, posle one razmahane mahalske atmosfere, doslo je do naglog kocenja i preplitanja mnostvo likova- dijaliga-prica- mesanja sadasnjosti i buducnosti. Kao sa je pisac dosao do kraja sveske za pisanje pa je malo sazeo neke stvari. A mozda mi je samo bilo zao sto se knjiga zavrsava…Turci i humor, dajte nam i to, ne samo tigaljive, dramaticne i tradicionalne serije. Lepa setnja Istabulom i dusama aktera.
Tarihte yolculuk yapmak hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı! Geçmiş ile bugün birbirine hiç bu kadar keyifle karışmamıştı! Git gellerle dolu bu yolculukta, yazar, farklı dünyevi hırslara sahip karakterlerin hayattaki seçimlerini ve bu seçimlerin onları taşıdığı noktaları anlatırken pir vasıtasıyla beni hem çok derin sorgulamalara götürdü hem de mizah yoluyla bu kadar derinlere dalmanın bir anlamı yok dedirtti. Romanda anlatılanların ne kadarı gerçek ne kadarı hayal bilinmez; lakin birbirine görünmez iplerle bağlananarak romanda can bulan tüm karakterlerle birlikte Kapalıçarşı yeniden gezilmeye değer! Kapalıçarşı gibi yaşadığımız tüm mekanlar dile gelse kim bilir neler anlatırlardı neler....
EDIT: jako tugy kaj je ispalo da mi je ovo 150. knjiga.
DNF na pola. Prelistala sam do kraja tek toliko da vidim je li postane bolje. Ovo je još jedna kak bi se reklo novelty knjiga jer na kraju je u obliku drame. U svakom slučaju, nesam čkolovala dovoljno OČITO da shvatim poantu jer cijelo vrijeme čekam priču o Kapaličaršiji, a meni on priča o gro toga kaj je možda mrvicu vezano za Kapaličaršiju.
Kapalıçarşı'yı keyifle okudum… 1450'lerde Kapalıçarşı'nın kuruluşunu masalsı, fantastik bir tarzda anlatıyor. Birbirinden renkli, farklı kültürlerde gelen karakterlerle zenginleşen, bazen neşeli bazen hüzünlü ama hep düşündüren bir hikaye… Okurken kendimi yüzyıllar önce Kapalıçarşı ve civarında koştururken buldum, o çok kültürlü zaman hoşuma gitti, çok eğlendim. İlk fırsatta Kapalıçarşı'ya gidip kitaptaki dostlarımın izlerini arayacağım...
Kapalıçarşı’nın her bir mermeri gibi, bu kitabın da her bir satırı ayrı bir gizem saklıyor. O gizemler kitap ilerledikçe bir bir çözülüyor, yüzünüze bir gülümseme olarak yayılıyor. Nazar Usta, Fatih Sultan Mehmed Han, Meriç ile Aras, Vinçili Leonardo, göbekli bir martı, Müzeyyen Senar çıkıyor karşınıza. Kesinlikle kıymetli ve okunmaya değer bir güzellik.
İhsan Oktay Anar tadında bir kitap okumanın keyfini yaşadım. Kapalıçarşı’nın inşasına ve tarihine şahit olurken yazarın espirili anlatımıyla eğlenceli ama düşündürücü bir yolculuğa çıkılıyor.