"İyinin de iyisi var"... Bir yerlere yazıp görünür şekilde koymam, arada okuyup düzeltme yaparken bakmam lazım. Mükemmelliyetçilik değil, hepimiz için çıtayı yükselten tatlı bir rekabet, her şeyden önemlisi tatlı, samimi bir yol arkadaşlığı, dostluk. Eser için ne söyleyebilirim? Kurgunun ince detayları, tarihsel altyapı filan bir yana dildeki ilerleme, anlatıdaki akışkanlık kademe atlamış. Mehmet Berk Yaltırık artık bize başka bir seviyeden sesleniyor. Çok beğendim, bir roman olmasına rağmen bitmemesini istedim. Her Yaltırık eserinde dediğim gibi: Umarım devamı gelir.
KARANLIĞIN ŞAHİDESİ – MEHMET BERK YALTIRIK Karanlığın Şahidesi kitabı bizi 1800’lü yılların İstanbul’una götürüyor. O dönemlerde suç ve tehlike sokaklarda kol gezmekte. Öyle ki her köşe başında başınıza bir şeyler gelmesi çok mümkün. Bence atmosfer olarak bu kısımlar oldukça başarılı olarak aktarılmış. Ana karakterimiz güzel Periveş roman boyunca bir esire olarak oradan oraya sürükleniyor ve hayatın bu acımasız tokatları yetmezmiş gibi bir de cinler âlemiyle irtibat hâlinde hayatını sürdürmekte. Kitabın korku ögelerine gelecek olursak; bence yer yer çok yoğun olarak işlenmiş. Bazı cin tasvirleri okuyucuda imgeyi hemen ve pek çaba gerektirmeden tamamlıyor. Eserde ilk elli-altmış sayfa bence kusursuza yakın gerilimi ve merakıyla güzel bir giriş niteliğinde. Fakat sonrasında olayların yoğunluğu aniden çok yükselmekte ve olay örgüsündeki hareketli olaylar peşi sıra birbirine keskin bir şekilde bağlanmakta. Bu da beni o bölümleri okurken biraz yordu ve sıktı diyebilirim. Bir de kitabın sonundaki “Ateş Behiye” bölümü kitaptan bağımsız bir bölüm gibi kopukluk yarattı bende. Karanlığın Şahidesi, Mehmet Berk Yaltırık’tan okuduğum ikinci roman oldu. Daha öncesinde Istrancalı Abdülharis Paşa romanını okumuştum. Namıdiğer Son Gülyabani’nin yeni eserlerini beklemekteyim.
Başlarda kitabı çok beğensem de sonlara doğru biraz sıkıldım açıkçası… Çok hızlı yapılan final , 200 sayfanın özeti gibi bir son 20 sayfa beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Tarihi korku gibi başladı ama bence tarih ve macerayla devam etti . Ben tarihi korku diyemiyorum bu roman için … Ama hocanın kalemi ve dili her zamanki gibi . Benim puanım 3,5 …
Istrancalı Abdülharis Paşa ve Yedikuleli Mansur'dan sonra alıştığım atmosferden farklı bir kurgu olunca bir miktar sıkılmış olabilirim ama bu kitap kötüydü anlamına gelmiyor.
Periveş'in etrafında şekillenen kurgu Behiye'nin sırrıyla devam ediyor.
Mehmet Berk Yaltırık'ın okuduğum üçüncü romanı. Aralarından en çok sevdiğim de yine bu roman oldu. Belki kahramanın kadın olması daha fazla bağ kurmamı sağlamış ve anlatılan folklorik ögelere aşina olmam da buna yardımcı olmuş olabilir. Romanda siz de Periveş'le beraber hayatında ve rüyalarında yolculuğa çıkıyorsunuz. Genel olarak temposu yerinde olsa da zaman zaman hikayenin monotonlaştığını hissettim. Hikayenin sonu beni tatmin etti ama biraz daha detaylı işlenseymiş keşke dedim.
Yaltırık'ın şehir eşkiyalarıyla ecinlileri, korkuyla aksiyonu bir araya getirdiği çarpıcı bir roman Karanlığın Şahidesi. Kimi yerleri ziyadesiyle uzun, hikayeden kopuyor ve Yaltırık'ın sergilemek istediği bilgi bombardımanı arasında oradan oraya savruluyoruz (mesela Ecelyandı Ateş Behiye'nin ismini taşıyan son bölüm... Ya da Kız Mustafa, Deli Mehmet ve Kabakçı Mustafa'nın bir araya geldiği bölüm...). Bu bölümler olmasa, roman bir şey kaybeder mi? Sanmıyorum. Yazarın tıpkı Reşat Ekrem Koçu gibi şehrin alt tabakasından insanların dilini, tavrını, davranışlarını oldukça iyi aktardığı, romanı üzerine inşa ettiği bu insanların olayların gerçekçiliğini arttırdığı ortada.
tarihsel kurguyu basarili sekilde fantastik elementlerle birlestirebilen genc bir yazar. Cok akici bir hikaye, üslubu da tarihsel döneme uygun. Sayesinde Kabakci Mustafa isyanini yeniden arastirip okudum,bilgilerimi tazeledim :) Hikaye icin korkunc diyemem ama kesinlikle ilgi cekici. Filme cekilse ve dogru düzgün efekt kullanilsa kesinlikle ürkütürdü diyecegim bir sürü sahne kurgulamis yazar. Mehmet Berk Yaltirik'i bundan sonra takip ederim, kitaplarini tarih seven fantastik kurgu okuyucularina özellikle tavsiye ederim.
Kitabı beğendim. Oldukça akıcıydı. Sadece finalde Behiye’nin hikayesinden önceki kısımda finali biraz daha detaylı okumayı isterdim. Bir 20-30 sayfa daha okunurdu bence. Kurgusunu beğendim, özellikle başlangıç kısmı beni kitaba dair baya heyecanlandırdı. Yaltırık hocanın diğer kitaplarını merakla bekliyorum. Final yüzünden puanım 4,5 diyebiliriz bu kitaba.
Çerçeveye iyi çalışılmış ama içi zayıf kalmış. Karakter olay örgüsünü yakalayabilmek için koşturuyorurken tek boyutlu olmaktan öteye gidemiyor. Madem karakter derinleştirilmeyecekti keşke bütün anlatı kahve lakırdısı ve konak dedikodusu şeklinde olsaydı.
#cevizyorumluyor #karanlığınşahidesi #mehmetberkyaltırık Tek kelime BA-YIL-DIM !!!!! Beni bu sene korkutan nadir kitaplardan oldu. Yazarını zaten oldukça severim. Ele aldığı mekan ve karakterler her zaman ilgimi çekmiştir. Ve kapak efsane. Bayıldım😸😸 @ebrahelurci yapmış. Ebe şehver gece vakti yatağından doğum yaptırması için kaldırılır. Hamamda doğurtmak zorunda kaldığı cariyenin çocuğu Periveş'i doğurtur. Ama o hamamda hem Periveş hem Şehver, cinler aleminden musallata uğrarlar. Periveş cinler cadılar ve canavarlar içeren hikayeler anlatarak büyür akranlarına. Ancak bir köle kızı olduğunu hiç unutmaz. Periveş ile dalga geçen onun yoluna çıkanların başına kötü şeyler gelmekte ve ölmektedirler. Periveş'in kendisi de sürekli korku içinde sessiz durmakta eski canlılığını yitirmiş şekilde sürekli bağırarak uyanmaktadır. Zaman ve başındaki bela onu oradan oraya savurur. 1700'lü yıllar Osmanlı'sında geçen kitapta Periveş'in, konaklardan, İstanbul sokaklarına, Balat'tan, eşkıyaların mekanlarına sürüklenmesini, kimliğini gittiği yerlere göre şekillendirip değiştirmesini okuyoruz. Kitap komple korkuyucuydu. Anlatım akıcı ve bazı kısımlarda çarpıcı. Bazı eleştirilerim olacak, Yaltırık'ı çok sevmemle birlikte bundan yola çıkarak anlayışla karşılayacağını düşünüyorum. Kabadayıların anlatılmasını bazı okurlar sitem edebilir demiş yazar önsözde. Ben o bazı okurlardanım. İstanbul'un eski hallerini okurken konak kısımları daha ilgi çekiciydi. Çeteleşme haramiler, kopuklar filan bu tarz şeyler beni yoruyor. Ben özellikle günümüz mafya içerikli hiçbişeyini okumazken kitap komple zorba dolu. Dönemin dokusu içinde zenginlerin zorba olduğu biliniyormuş. Ama korku dokusunun önüne geçen yapılaşma dikkat çekiyor. Yazım eski türkçe kelimelerin osmanlıca kelimelerin sıkça kullanılmasıyla oldukça karışık. Okurlar bu kitabı öyle hızlı okuyamayacaklar. Kim kimdi lskabı neydi lısmı oldukça karışık. Ancak Yaltırık bu tarzıyla korkuyu birleştirerek öznelleştiğinden dolayı eski kelimelerin yazımda kullanılması da onun farkı. Bir de karşılıklı diyalogların sürdüğü paragraflarda alışıldığı gibi her konuşanın cümlesi bir alta yazılsa daha akıcı okunabilirdi. Ülkemizde korku edebiyatında malesef bir yoğunluk olmadığından umuyorum ki Yaltırık gibi yetenekli ve iyi yazarlar daha artar. Korkuseverler için hep çeviri okumak da bir yerde ülke dokusundan bizi ayırıyor. Ancak korkunun içine polisiye sosyolojik kavramlar filan girince korku hissiyatı azalıyor. Günümüz türk korku yazarları özellikle polisiyeyi korkuya karıştırıyor. Daha özgün daha gotik daha az fantastik öğelerle saf korku verilebilir. Bu anlamda Yaltırık kitaplarının da bir yere kadar ön ayak olacağını düşünüyorum. Son olarak iyi ki okudum. Bu kitap diğer kitaplarından daha iyiydi ve daha bana uygundu. #pangeakitaplığı #korkukitapları #korku #cinler #eskiistanbul #istanbul
Karanlığın Şahidesi Mehmet Berk Yaltırık’tan okuduğum ikinci kitaptı. Gölgeli Öyküler kitabındaki kalemini fazlasıyla acemice bulmuş, beğenmemiştim. Bu yüzden yeni bir kitabını elime almam biraz zaman aldı. Çok net olarak söyleyebilirim ki Mehmet Berk Bey bir yazar olarak kendini çok geliştirmiş.
Cin musallatına uğramış esire kızı esiremiz Periveş yer yer bizi kahreden ama daha çok korkutan ve dualar okutup sürekli omzumuzun üstünden geriye bakma alışkanlığı peyda eden hikâyesinde durmadan koşturup durduk. Kurgunun uzun bir zamana yayılmış olmasından mıdır bilinmez birkaç sayfada bir ya günler ya da aylar atladık. Kitap boyunca bunun bu kadar çok kez yapılması belki kurgu için gerekliydi ama okuyucu için yorucu oluyor kanımca.
Öte taraftan Azim diğer üç cinniye kadar ürkütücü yazılmamıştı. Bunun bir sebebi olduğuna inanmak istiyorum. Aksi halde baştan savmalığa delalet sayacağım ki buna çok üzülürüm. Kitaptaki tüm betimlemelerini çok beğensem de (cin dünyası ve gece İstanbul’u muhteşemdi) bir noktadan sonra tekrara düşülmüştü.
Ve son olarak konuya yabancı olmadığım için muhtemelen bazılarınızın korkacağı kadar korkmadığımı, bunu bilerek okumaya ya da okumamaya karar vermeniz gerektiğini söylemem gerekir. Özellikle bazı sahneleri gece okumak yürek ister.
Finali hızlı bağlanıp bitirilmiş gibi hissettirse de dönem İstanbul’u ve kurgunun hatırına görmezden gelebilirim. Okurken Behiye’nin hikâyesini keşke ayrı bir kitap olarak daha uzun haliyle okusaydık diye düşünüp durdum ama onunki Periveş’ten daha uzun ya da karmaşık bir hikâye değildi bana kalırsa. Ya da son birkaç sayfaya sıkıştırıldığından böyle hissettirdi bana.
İstanbul'un kabadayılarını anlatan bir kitap mı okudum korku kitabı mı okudum tam bilemiyorum. Zaman zaman sıkıldım. Ayrıca kıskanç İfrit'in (Cin'in) romanın başlarında Perişev'e yan bakanları öldürürken ilerleyen sayfalarda kızın aşık olduğu delikanlıya dokunmaması hatta bırakın delikanlıyı, kötü yola düştükten sonra kızla birlikte olanların hiç birine bile dokunmamasını anlamlandıramadım. Hikaye oradan yürüyecek derken hop orası atlanıverdi ve orada okuma hevesim kaçtı maalesef. Sanki yazar doğaçlama yazarken o bölümü atlamış veya unutmuş gibi. Ayrıca hikaye bittikten sonra Ateş Behiye'yi neden okuduk? Bana biraz kopuk kalmış gibi geldi. Yalnız yazarın anlatımını beğendim. Keşke hikayeyi daha iyi kurabilseydi.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Yine bize ait doğa üstü ve tarihi unsurları mükemmel bir şekilde hikayeleştiren, dönemin dili ile günümüz Türkçesini başarılı bir şekilde harmanlayan, sonuna kadar akıcılığını kaybetmeyen bir Yaltırık romanı. Çocukluğunda ninelerinden, dedelerinden cinlerin, perilerin ve bilumum ucubenin hikayesini dinleyenleri eski günlere götürecek, bunlardan yoksun kalmış yeni nesillerin ise merakını mutlaka celbedecek, keyifle okuncak bir roman. Türkçe fantastik ve korku edebiyatına daha uzun yıllar katkı yapacağına inandığım Yaltırık'ın yeni çalışmalarını sabırsızlıkla bekliyor olacağım.
Beğendim ve ilhamlandım. Her şeyin açıklığa kavuştuğu son bölümü araya biraz zaman girdikten sonra okuyabildim. Okurken yavaş yavaş her şeyi hatırladım ve Behiye'nin hikayesi tam bir final anı yaşattı bana. Ayrıca öyküden romana dönüştürülmesi ve başta dayandığı tarihi, folklorel kaynaklara referans niteliğinde alıntılar bırakılması benim çok hoşuma gitti ve metodolojik olarak kenara not ettiğim özelliklerinden oldu. Yazarı sosyal medyadan takip ediyor olsam da okuduğum ilk romanıydı kesinlikle diğerlerini de okumaya karar verdim.
Ba-yıl-dım! İki gündür sabah akşam bayılarak hemhal oluyorum bu kitapla. Övmek için bitmesini bekleyemedim. Istırancalı Abdülharis Paşa da enfesti fakat bu, yazarın şimdilik Magnum Opus'u olmuş. Çok daha ürpertici bir hikâye, dozu artan bir karanlık, edebi gücü de daha yüksek.
Mehmet Berk Yaltırık hep üretsin biz okuyalım. (Ha bir de Emre Melemez olmadan olmaz, mümkünse Yaltırık yazdığı sürece Melemez de seslendirsin)
Şu bir gerçek ki Balkanlar ve Osmanlı'nın son dönemlerinden harika korku malzemesi çıkıyor. Çok müsait
İyi bir Yaltırık okuruyum. Kitap şahane başlıyor ve bana göre 56. Bölük kısmına kadar soluksuz gidiyor. Korkutma anlamında yazarlığının zirvesini yaşamış, tiplemeler ve gerilim müthiş. Keşke bir 50 sayfa daha uzun olsa ve aniden bitmeseydi -gerçi bu Yaltırık romanlarının genel özelliği- Hızlı final harika başlangıcın etkisini aldı benden. Birde keşke Yaltırık yarattığı şahane konsepti bir evren olarak birleştirse, diğer kitaplardaki karakterler ara sıra görünse.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Mehmet Berk Yaltırık’ın okuduğum ilk kitabı.Yerli fantastik&korku edebiyatına genelde mesafeliyimdir ama ilk defa sıkılmadan beğenerek okuduğum bir örnek oldu.Araştırma safhasında bile özendiği belli oluyor.Yer yer eski Türk yazarlarının,eski romanların izlerini hissedebiliyorsunuz.Başarılı ve sürükleyici.
Korku romanı olarak geçiyor ancak bizim kültürümüzün bir parçası olduğundan mıdır nedir beni korku yönünden pek etkilemedi. Daha çok hikayenin geçtiği döneme air ayrıntıları güzel bir dille anlatması daha çok cezbetti beni. Yaım tarzı olarak okuyucu yormayan bir dili var. Okumaktan keyif aldım.
18. ve 19. yüzyılların eşiğinde devrinin İstanbul yaşantısına dair bir fikir edinmek için güzel bir kurgu; lakin Yaltırık’ın en iyi eseri olmadığı aşikar.