Masalını Yitiren Dev, ilkokula on dört yaşında başlayan bir edebiyat adamının, Adnan Binyazar'ın çocukluk ve ilgençlik anılarından oluşuyor. Diyarbakır'da başlayan, yoksulluk içinde geçen bir çocukluk, dağılmış bir aile, çocuk yaşta girilen çalışma hayatı, acımasız koşullar. Anı gibi değilde roman gibi okunan bu kitapta Adnan Binyazar, hayatla olan mücadelesini hiçbir abartıya, duygusallığa yer vermeden, son derece nesnel bir tavırla aktarmış. Yaşadıklarını anlatırken, o günlerin Türkiyesi'nden çok canlı kesitler veriyor. Ağın'dan Diyarbakır'a, Elazığ'dan İstanbul'a Valentino'yu, Möho'yu, Zeko Bibi'yi, birer roman kişisi gibi canlı ve kalıcı kılabiliyor. Adnan Binyazar'ın son derece akıcı bir anlatımla, ustalıkla kullandığı Türkçesiyle kaleme aldığı, bir dönem Türkiye'sine ışık tutan, o günlerden insan manzaraları sunan roman tadındaki anıları ilgiyle okunuyor.
Adnan Binyazar, 7 Mart 1934 tarihinde Diyarbakır'da doğdu aslen Elazığ-Ağın'lıdır. Ancak 14 yaşında başlayabildiği ilköğrenimi çeşitli illerde sürdürdü. Dicle Köy Enstitüsü'ne girerek köy enstitülerinin yetiştirdiği köylü aydınlar kuşağının bir parçası oldu. Eğitimini, Gazi Eğitim Enstitüsü'nde sürdürdü.
Türkiye'nin çeşitli öğretmen okullarında, Hacettepe Üniversitesi, Gazi Eğitim Enstitüsü, Devlet Konservatuarı, Basın Yayın Yüksek Okulu gibi birçok eğitim kurumunda ve Türk Tarih Kurumu'nda, Kültür Bakanlığı'nda, Türk Dil Kurumu'nda görev yaptı. 1978 yılında Kültür Bakanlığı Tanıtma ve Yayımlar Dairesi Başkanlığı'na getirildi. 1981 yılında Berlin Eğitim Senatosu'nun çağrısı üzerine Berlin'e gitti, bu dönemde İncila Özhan'la birlikte altı ciltlik Türkçe/Dil ve Okuma Kitabı'nı (1.-2.) yazdı. Yurtdışında çeşitli öğretmen yetiştirme proejlerinde çalıştı. Halk kültürüne ilişkin araştırmalarda bulundu. Öğretmenliğini yazarlığı ile birleştirdi; deneme ve roman alanında eserler verdi.
Adnan Binyazar, Masalını Yitiren Dev adlı anı-romanında yoksulluk içinde geçen çocukluk dönemini, Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanan Ölümün Gölgesi Yok adlı kitabında bir sevda öyküsü anlattı.
İlk sayfalarda ve dahi son sayfada ağladım. Ahmet Muhip Dıranas'ın da yazara: "Gerçekten, yazdıklarınızı yaşadınız mı?" sorusunu sordurtacak derecede insanın yüreğine ve aklına bir kütle gibi oturan çocukluk... Yer yer bazı cümlelerine tebessüm ettirse de sözlerden ruhuma yansıyanlar içimi dağladı. Herkesin hassasiyeti elbette kendine. İster istemez okuyanı sinematografik bir dünyaya salıyor yazılanlar. Neredeyse bir yarı yolu böyle yaşadım. Bitirirken kekremsi bir mutluluk ve helâl olsun dedirten bir duygu kalıyor geriye...
Dicle Köy Enstütüsüne gidene kadar olan açlık, sefillik, acı, şiddet, korku ve işkence dolu yıllarını oldukça sade bir dille, sıklıkla ezgi, ağıt ve şiirlerle süsleyerek anlatmış yazar Yaşadıklarını okurken insanın yüreği dayanmıyor, küçük bir çocuk bunlara nasıl.dayanmış akıl almıyor. O kadar acının içinde tek dayanağı buldukça okuduğü kitaplar olmuş Köy Enstütüsü hayatını kurtarmış, kayıp bir ruhu ülkeye kazandırmış
"Necati'ye özenip ben de içimden mektuplar yazıyordum kıza. Benim mektuplarım hir güzelliğeydi, o gözlereydi. Kızı etinden kemiğinden sıyırmış, bir 'anlam'a dönüştürmüştüm. Necati kıza yakındı, ben 'anlam'a! Necati'nin bana üstünlüklerini biliyordum; ama kızın sevgilisi o diye onu kıskanmıyordum. Kız onundu, 'güzellik' benimdi." sf.114
“Mutlulukla mutsuzluk arasındaki yol ne kısaydı! Bu kısa yolu ne çok uzatıyorlardı!..”
Devrinin herkesi gibi, yoktan var olmuş bir adamın hüzünlü ama mutlu sonlu otobiyografisi. Mutlu son, Köy Enstitüsü’ne kayıt ile başlıyor. Aaaah ah ne çok söz var Enstitülere dair buraya yazılacak.
Tam olması gerektiği gibi biraz tebessüm, biraz gözyaşı içeriyor. Biyografi sevenler listesine almalı.
İlk defa bir biyografi okurken, yazılanların bir kurmaca sadece bir roman olmasını istedim. Romanlardan okuduğumuz filmlerden izlediğimiz gerçek bir hayat hikayesi... Çok etkileyici, çok sarsıcı... İmkansızlıklarla örülmüş bir hayat, şu an sahip olduklarımıza bakıp da yapamadıklarımıza ibret olası.
Bu kadar etkileyici bir hayat hikayesini okuyacağımı hiç düşünmemiştim çok beğendim çok sarsıldım bir çocuk nasıl bu şartlarda pes etmez çok şaşırdım. Mutlaka okuyun.
Parçalanmış bir ailenin çok badireler atlatmış iki ev arasında bir yerlere sığamamış, sokaklarda kendi yaşam mücadelesini vermiş, sonunda öğretmen okulunda okuyup yazar olmuş bir çocuğun hikayesi...