En eskisi 1992 tarihini taşıyan şiirleriyle "Mekânım Datça Olsun", Can Yücel’in bir anlatım aracı olarak dili tutkusunu yansıtması bakımından da önemli örnektir. Şiirlerinde sözcük oyunlarıyla dilin resmî, bilindik anlamlarının dışına çıkan şair, "Mekânım Datça Olsun"da yerel ağız ya da söyleyişlerin de şiirde anlam katını nasıl zenginleştirdiğini gösteriyor. "Mekânım Datça Olsun"da "Datça’dan Gara Galemler" başlığı altında yer alan bir şiirden: "Bakkal Hasan’ın orda Gulak daha önce gelmiş dükkâna Bana bir guru fasule, dedi Buz dolabından ossun! Ben de kuru fasulye buz dolabında Ne arıyor? Diye sordum. Biz şaraba guru fasule deriz, dedi."
Can Yücel, en önemli ve popüler modern Türk şairlerinden biridir. Kullandığı kaba ama samimi diliyle okuduğu Türk şiirinde farklı bir tarz yaratmıştır. 7 yıl süre ile Millî Eğitim Bakanlığını yapan Hasan Âli Yücel’in oğludur. Ankara ve Cambridge üniversitelerinde Latince ve Yunanca okudu. Çeşitli elçiliklerde çevirmenlik, Londra’da BBC’nin Türkçe bölümünde spikerlik yaptı. Askerliğini Kore’de yaptı. 1958’de Türkiye’ye döndükten sonra bir süre Bodrum ve Marmaris'te turist rehberi olarak çalıştı. Ardından bağımsız çevirmen ve şair olarak yaşamını İstanbul’da sürdürdü. 1956 yılında Güler Yücel ile evlendi. Bu evlilikten iki kızı (Güzel ve Su) ve bir oğlu (Hasan) oldu.
Son yıllarında Eski Datça’ya yerleşti ve her hafta Leman, her ay Öküz dergilerinde yazıları ve şiirleri yayımlandı. 1996 yılında kurulan Emek Partisi'nin kurucu üyeleri arasında yer aldı. "Hava döndü" şiiri EMEP'in parti marşı olarak kullanıldı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel`e hakaretten de yargılanan Yücel, 18 Nisan 1999 seçimlerinde Özgürlük ve Dayanışma Partisi`nin İzmir 1. sıra milletvekili adayı oldu.
Can Yücel, 1945-1965 yılları arasında `Yenilikler`, `Beraber`, `Seçilmiş Hikayeler`, `Dost`, `Sosyal Adalet`, `Şiir Sanatı`, `Dönem`,`Ant`, `İmece` ve `Papirüs` adlı dergilerde yazdı. Daha sonraları `Yeni Dergi`, ‘Birikim`, `Sanat Emeği`, `Yazko Edebiyat` ve `Yeni Düşün` dergilerinde yayımladığı şiir, yazı ve çeviri şiirleri ile tanınan Yücel, 1965`ten sonra siyasal konularda da ürün verdi. 12 Mart 1971 döneminde Che Guevara ve Mao'dan çeviriler yaptığı gerekçesiyle 15 yıl hapse mahkûm oldu. 1974’de çıkarılan genel afla dışarı çıktı. Dışarı çıkışının ardından hapiste yazdığı Bir Siyasinin Şiirleri adlı kitabını yayımladı. 12 Eylül 1980 sonrasında müstehcen olduğu iddiasıyla "Rengahenk" adlı kitabı toplatıldı.
1962'de İngiltere'deyken, 1709 yılından kalma, Latin harfleriyle taş baskısı olarak basılmış bir Türkçe dilbilgisi kitabı bulması geniş yankı uyandırdı.
Şiirlerinde argo ve müstehcen sözlere çok sık yer veren, bu nedenle zaman zaman dikkatleri üzerine çekip koğuşturmaya uğrayan Yücel, ilk şiirlerini 1950 yılında `Yazma` adlı kitapta toplamıştır.
Can Yücel, taşlama ve toplumsal duyarlılığın ağır bastığı şiirlerinde, yalın dili ve buluşları ile dikkati çekti. Can Yücel'in ilham kaynakları ve şiirlerinin konuları; doğa, insanlar, olaylar, kavramlar, heyecanlar, duyumlar ve duygulardır. Şiirlerinin çoğunda sevdiği insanlar vardır. 'Maaile' şairin kitaplarından birine koyduğu bir ad. Can Yücel için ailesi çok önemlidir: eşi, çocukları torunları, babası.. Bu insanlarla olan sevgi dolu yaşamı şiirlerine yansımıştır. 'Küçük Kızım Su'ya', 'Güzel'e', 'Yeni Hasan'a Yolluk', 'Hayatta Ben En çok Babamı Sevdim' bu sevgi şiirlerinden bazılarıdır.
Can Yücel ayrıca Lorca, Shakespeare, Brecht gibi önemli yazarların oyunlarından çeviriler yaptı. Shakespeare çevirileri (Hamlet, Fırtına ve Bir Yaz Gecesi Rüyası) aslına bağlı kalmayan, eserleri topluma aktarma amacıyla yaptığı çevirilerdir. Shakespeare'in ünlü 'to be or not to be' sözünü 'bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin' şeklinde Türkçeleştirmiştir. 1959'da ilk baskısı yayımlanan 'Her Boydan' adlı kitabında dünya şairlerinin şiirlerini serbest ama çok başarılı bir biçimde Türkçeye çevirmiştir.
12 Ağustos 1999 gecesi ölen şair, çok sevdiği günebakan çiçekleriyle uğurlanarak Datça'ya defnedildi.
Can Yücel ilk kez okuyorum. Hatta şiir türüne yeni yeni ısınıyorum öyle söyleyeyim. Bu aralar şiir konusunda meraklı ve kararlıyım. Öykü, roman, denemelerin yanında arada okuyabildiğim kadar şiir de okumak istiyorum.
Geçen yaz Can Yücel'in Eski Datça'daki evini ziyaret etme şansım oldu. O zamandan beri külliyatına başlamak için fırsat kolluyordum. Okuduğum bu ilk şiir kitabı Can Yücel'in Datça'daki günlerini içerdiğinden merakıma yenik düştüm, daha fazla ertelemeden okumak istedim.
Kitaba kötü demek istemiyorum fakat beğendiğimi de söyleyemeyeceğim. Duvara toslamış gibi hissediyorum daha çok. Daha farklı beklentiler içerisindeydim belki de ki umduğunu bulamayan küçük bir çocuk gibi boynu bükük kalakaldım. Bazı şiirlerdeki o müstehcen uslup beni bozdu sanırım. "Ben hiç argo, müstehcen şeyler okumam, okumadım" demiyorum elbette. Bunun eleştirisini normal şartlarda yapacak biri değilim çünkü hayatın içindeki her türlü şeyi okumaktan keyif alırım fakat bu seviyede bir müstehcenlikle şiir türünde karşılaşmak için henüz hazır değildim sanırım. (Başlarda tek tük ama son sayfalardaki neredeyse bütün şiirler ağır müstehcenlik içeriyor) Datça'nın o insana huzur veren muhteşem atmosferi içerisinde daha edebi, daha tatlı, insanın içini kıpır kıpır edecek dizelerle karşılaşacağımı umuyordum. Bu nedenle bu kitaba puanım düşük.
Ben yine de Can Yücel'in diğer şiir kitaplarını da merak ediyorum ve fırsat buldukça tek tek okumayı düşünüyorum. Umarım bu puanlamayla kendisine haksızlık yapmış olmuyorumdur. Bir sonraki sefer Can Yücel şiirleri ile daha iyi bir uyum yakalayabilirim umarım.
Can Yücel’den okuduğum ikinci şiir kitabı. Yine bayılarak okudum sayılmaz, fakat Datça’ya gitmişken bu kitabını almamak ve okumamak benim için bir ihtimal bile değildi. Kendisiyle nihayet aynı frekansta buluştuk: Datça’nın suyu, toprağı bir başka güzel.
Kitabı elime Eski Datca'da alıp, her satırının gerçekliğini bire bir yaşayarak keyifle okudum. Can Babanın Datça'daki günleri için bulunmaz nimet. Eski Datça'nın sivrisini, rüzgarını, sıcağını, camisini, kahvesini, kurbağasını, bademini ve köylüsünü ve daha bir çok özünü bilene keyif dolu okumalar sunuyor kitap... Benim de mekanım Datça olsun diyorum :)
People think they’re insulting someone by calling them “egoist,” and in doing so they show how unaware they are that this isn’t an insult but an entire philosophy. They resemble a newborn baby just strangled, with saliva dribbling from its mouth as it mumbles meaningless sounds. How happy that I am an egoist. And so much of an egoist that I am happy. Only one thing can capture my interest: me, me, and again me. It falls to my pride to gather up within myself all the things hated by the ordinary majority, to magnify them, and then unleash them back upon them.
Sanki bir bademağ'cıyım Benim çağlalarımı yiyin Bir kadeh rakıyla Dünyada Can'ın yaşadığını hatırlamak için Şerefinize
Seni hatirliyor ve biraktigin Datca icin minnetle aniyorum Can Yucel. Resimlere fotograflara bakmama gerek yok zira sairin satirlarindan, Datca, o sicak ruzgarlari, mavinin her tonundaki denizi, kurbagali, sinekli, zeybekli kesmekesi ve ahesteligi ile hayatla ve sevkle fiskiriyor.
Bu siirleri yagmurli bir Datca gezisinde okudum ve bunu yapabildigim icin cok mutluyum.