Bir anti-Bildung, yani büyümeme-büyüyememe romanıdır Refakatçi. Büyüyememenin de bir tarihçesi vardır elbet: Narin, kırılgan, soluk benizli, tüy gibi hafif çocukların, birinin kucağında ya da kollarında taşındıkları vakit ağırlıkları bile olmayan, roman boyunca da cüsseleri giderek küçülen çocukların kah büyüklerin dünyasına isyanının, kah o dünya tarafından ezildiklerinin tarihçesidir bu. Bu çocuklara refakat eden cüceler de vardır romanlarda, sanki bu şeffaf çocukların gölgeleri bile yoktur da onlara birer gölge gibi cüceler refakat eder. Jale Parla
"Her çeşit neden-sonuç ilişkisini kurmaktan mahrum, para harcamayı ve oturup kalkmayı bilen 'seçkinleri' alkışlayarak saadet içinde yaşayıp gidersiniz siz. Siz ve benzerleriniz 10-20 yıldır seri imalatla sürülüyor piyasaya: Her yerde size rastlıyorum, Mary Jane Primrose."
"Sorunlu, küstah ve kaba olmayı marifet sayanlardan olmadığım kesin," diyor bir kaşını -adeti olduğu üzre- havaya kaldırarak. "Sizinle mevcut 'iş' ilişkimiz dışında herhangi bir şey konuşmam çok yanlıştı: Bilmiyorum, hiç kimseyle kavga çıkarmadan konuşmanız mümkün mü?"
"Bu sorunun cevabı 'iş' dışına taşabilir," diyorum. Masanın üstünde dün geceden kalan Jack Daniels duruyor. Oradaki bardağa boşaltıp içmeye başlıyorum.
Perihan Mağden is a Turkish novel writer and columnist in newspapers, especially known for her wit and diverse use of language.
Mağden was born in 1960 in Istanbul. After graduating from Robert College of Istanbul, she studied psychology at Boğaziçi University. By her own account, she was an unruly student—and her mother was proud of it. One of the most famous writers in young Turkish literature, Perihan Magden has spent some time at Yaddo, the famous artists' community. Mağden is a single mother who lives in Istanbul. In addition to writing editorial columns for Turkish newspapers, Mağden has also published fictional novels and a collection of poetry. Mağden's novel İki Genç Kızın Romanı (Two Girls), published in 2005 by Serpent's Tail, was praised for pushing "Turkish beyond its conventional literary patterns" and compared to J.D. Salinger's Catcher in the Rye for the way she had captured adolescent anguish. She spent some years in far east countries. Her novel 2 Girls has been a big success in homeland Turkey and became an award winning movie premiered in Europe in London Film Festival right after Sydney. She is the author of Messenger Boy Murders (Haberci Çocuk Cinayetleri), The Companion (Refakatçi) and Escape (Biz kimden kaciyorduk, Anne?). Her latest novel Ali and Ramazan published in 2010 in Turkish and now out by Suhrkamp (German) and AmazonCrossing (USA). Her latest essays on Turkey are collected under the title Political Essays (Politik Yazılar). Her novels have been translated into 19 languages including English, French, German, Korean, Portuguese, Spanish, Greek and Russian.
Her şey gemi seyahati için bir çocuğa eşlik etmek üzere refakatçi arayan bir ilanla başlıyor. Gerisi tam da bir yol hikayesi. Her anlamda...
Karakterlerin dönüşümü, paylaşılanlar ve bir süre sonra birbirinden farklı olan kişilerin farklı bedenlerde aynı kişiye evrilmesi harika işlenmiş. Tüm bunlar olurken kaçamamak adına bir gemi seyahatinin kullanılması da çok işlevsel haliyle. Perihan Mağden'in, insana dair gel gitleri, ruhsal çıkmazları ve zayıflıkları çok vurucu ve apaçık, sansürsüz bir şekilde aktardığını ve cesur olduğunu düşünüyorum ne zaman bir kitabını okusam. İnsan kendini Mağden'in karakterlerinin yerine koyup düşünmeden edemiyor, aynı duygu geçişlerini hissetmekten alıkoyamıyor.
Bazı yolculuklarda varış noktası değil, yolculuğun nasıl geçtiği önemlidir. Bu kitap da bana tam bu tadı verdi. Tavsiye ediyorum.
4/5 🚢 “Bu dünya, kimileri için müthiş bir yük, gündelik hayat sonsuz bir eziyettir.” 🚢 Eylül ayı #yıldızmaratonu yerli yazarı Perihan Mağden idi. Aslında kendisini geçen ay okumaya niyetlenmiştim. Hatta o zaman Ali ile Ramazan kitabını okumak istiyordum ama hiçbir yerde basımını bulamıyordum. En sonunda bir yerden buldum fakat kitap elime ulaşana kadar ingilizce basım olduğunu fark edemedim. 🙄 Kısacası geçen ay okuyamadım. Kısmet bu aya farklı bir kitap ile okumakmış. Ama aklım hala Ali ile Ramazan’da umarım en yakın zamanda basımını bulabilirim. Neyse şimdiki konumuz Refakatçi. Kitabın kurgusunu da üslubunu da çok ama çok sevdim. Ana karakterimiz orta yaşlarda, gazetelerin ilan sayfalarından iş arayan bir kadın. Yine ilan sayfalarına baktığı bir gün on iki yaşındaki bir çocuğa gemi yolculuğunda refakatçi olarak birinin arandığını görüyor ve ne zararı olabilir ki diyerek iş başvurusunda bulunup kabul ediliyor. Bilmediği şey ise kızın alkol bağımlısı, ailevi problemli ve davranış bozukluğuna sahip olması. Hal böyle olunca karakterimiz için gemi yolculuğu inanılmaz zorlu geçiyor. Gemi yolculuğu ile beraber kendi iç dünyasına da yolculuğa çıkıyor aynı zamanda. Çocuk ile arasında kurduğu bağ, onunla kurduğu bağ vesilesi ile kendi iç çatışmasını çözmeye çalışması, gemideki diğer yolcular hakkındaki gözlemleri hepsi ama hepsi çok güzeldi. Okurken mutlaka kendinizden bir şeyler bulacağınıza inandığım nadir kitaplardan biri. Ayrıca yazar o kadar etkileyici bir dil kullanmış ki on iki yaşındaki bir çocuğun nasıl alkol başımlısı olduğunu sorgulamaktan ziyade yaşadıkları için üzülüyor hakkında daha fazla şey öğrenmek hatta mümkünse yolunu bulmasına yardım etmek istiyorsunuz. Aynı şey refakatçimiz için de geçerli. 🙃 Bir tek sonunu biraz yarım bulduğumu söyleyebilirim. Onun haricinde mükemmel bir kitap ve kesinlikle tavsiye ederim ❤️
Oldukça sıradan bir hayat yaşayan kadın bir gemi seyahati için aranan çocuk refakatçisi ilanıyla hayatına farklı bir yön verir. Refakatçisi olduğu çocuk için hayatının vazgeçilmez bir parçası olmaya başlayan bu kadın, hayat onun gibi bakmaya, onun neret ettiği insanlardan nefter etmeye başlar. Bir müddet sonra kendisi ve çocuk arasında sıklıkla "gel-git"ler yaşamaya başlar. Asıl olması gerekenin kim olduğuna ve şu an şu vakit ne yapmaya karar verse çoğunlukla aksini yapıyor olduğuna şaşırmaktadır.Tek bildiği ve gördüğü çocuğa çok değer veriyor olduğudur. Tüm bunlara rağmen refakat ettiği bu çocuktan kopmanın yollarının ararken hiç olmadığı kadar kaybolmuş bir haldedir o koskoca geminin içinde. Gemiden ayrılamayan ama en çok da ayrılmayı arzulayan sadece odur.
Bir çocukla konuşulmayacak şeyleri konuşur, paylaşılmaması gerekenler ağzından bir bir dökülür ve kurulmaması gereken cümleler kimi zaman çocuğun kimi zaman da bu kadının cümlelerine ortaklık eder.
Bu iki insan, birbirlerinin bu kadar olmaması gerekenini barındıran bu iki insan birbirlerinden nasıl uzaklaşacaktır? Ya da uzaklaşması gerekmekte midir? Bunu gerçekten isteyip istemediklerini nasıl anlayacaklardır?
İroni yüklü duygusal bir bağdır anlatılan. Perihan Mağden'den ilk kez bir roman okudum ve hayattaki pek çok şey gibi süreç sonuçtan güzeldi, sevdim diyebilirim..
Çalışkan sincaplar işsizliği,her hafta aynı biçare programları uygulayarak fenalık geçirmelerine neden olan yapışkan pazar günlerinin sonsuza dek uzadığı bir kabus olarak telakki edip kafeofislerinde teselli bulurlar.Zaten yönetici sincaplar için(çalışkan sincaplar,hemen yönetici olurlar) hayat,teselli ve mükafat boncuklarının birbiri ardınca-pek de yavaş-dizildiği bir ağır kolyedir.Kimi zaman boyunlarını eğer,kimi zaman kalplerini kırar,çoğu zaman da içlerini yaptıkları 'iş'ten başka bir şey kalmayıncaya kadar boşaltır.(SYF-22)
Randomly picked this up in D&R (the Turkish version of B&N) on vacation last year and was glad that I did. It's an entertaining and short read, lots of twists and turns. A girl on a boat meets a nanny and a host of other characters - a captain, a movie star, and an American novelist. Diverse cast that reminded me of English "big house" whodunits and a surprise ending. I'm glad I took a chance on something new. Though if I had to make one critique it didn't give that much insight into Turkish culture.
Perihan Mağden külliyatına başladım ve 'Biz Kimden Kaçıyorduk Anne?' sonrası ikinci kitabım bu. Çok sevdim hem olay örgüsünü hem de yazım dilini. Yer yer gerçek ile rüyanın karıştığı çok değişik bir kitap. Yazarı okumaya devam edeceğim.
Не могу сказать, что нашла полный ответ на любимый вопрос учительниц литературы: "Что хотел сказать автор?" Но все же главной темой я бы назвала патологические отношения любви-ненависти между дочерью и матерью. Ключи для понимания - эпиграф к книге ("Маме: конечно же, ей и только ей"), картины, которые рисует девочка, и сны героинь. Полностью в духе психоанализа, сны в произведении являются выражением потаенных чувств и желаний и так или иначе воплощаются в жизнь. Главный конфликт - между компаньонкой и ее подопечной, и все же это книга о материнско-дочерних отношениях. Прямым текстом говорится, что на компаньонку оказались перенаправлены чувства девочки к бросившей ее матери (по-умному - "перенос"). Компаньонка того же возраста, что и мать, она такая же незрелая и так и не повзрослевшая, и так же разрывается между любовью к ребенку и желанием избавиться (компаньонке это непросто, потому что они на корабле в открытом море, матерям в реальной жизни это непросто в связи с давлением социума). Компаньонку не предупредили об особенностях ребенка (а реальных матерей разве предупреждают?), а девочка на самом деле проблемная - избалованное дитя из богатенькой семьи, уже в свои 12 лет имеющее проблемы с алкоголем и злоупотреблением снотворными, склонное к суициду. Девочка стремится полностью завладеть вниманием и привязанностью своей компаньонки и ради этого она готова на всё. Показательные диалоги: "- Послушай, разве мать может любить только своего ребенка и больше никого? Допустим, в мире еще остались такие ископаемые. Но разве ты бы хотела, чтобы твоя мать была такой? По мне, так любая такая мамаша - вампир и людоед в одном. Так и норовит выпить душу своего ребенка да закусить его сердцем. Или жизнью. Матери все такие." "- Помнишь, мы впервые разговаривали здесь? Мы говорили о матерях, и я сказала, что любая мамаша - вампир и людоед в одном. Помнишь? Она нетерпеливо кивает.- Самое странное заключается в том, - говорю я, - что и дети пьют кровь своих матерей. Танго всегда танцуют вдвоем."
Потом девочка рисует картину, которая так и называется "Танго танцуют вдвоем" - она и мать в окружении летучих мышей, а позже вместо матери изображает саму компаньонку.
"Выпить душу да закусить сердцем. Или жизнью." - Так и будет в конце книги, единственным способом разорвать порочную связь окончательно оказывается убийство. Это предвещал и один из снов компаньонки, и пророческие слова девочки: "она будет со мной до конца моей жизни".
В общем, если вы цените литературу абсурда, интересуетесь психоанализом и вас не пугает мрачная тема - читайте, если ищете добрую книгу о том, как чуткий педагог растопил сердце трудного ребенка - это определенно не сюда.
Дочитала и стерла с киндла в ту же секунду, но не дочитать не могла. Мир глазами невроза, слияние и перенос, дистанция от всего мира, жажда любви, амбивалентная любовь, у вас были проблемы с вашей матерью?
Хочется отряхнуться. Но на изгибы адаптации эта книжка очень похожа. Можно улететь - и вот в это. Если внутри есть крючок
...... Bedenin işin içine girmesi duyguları ağırlaştırıyor. Hem bedenin , kendine ait arsız bir dili de var: Ruh, acı ve utanç içinde kıvranırken , beden aynı kişiyle aynı şeyleri yaşamayı şiddetle arzuluyor. ......