16. Yüzyılda İstanbul, büyük ölçüde bilgilendirici, eğlendirici ve dünden bugüne karşılaştırma yapmaya elverişli “resim okuma”larla donatılmış bir kitap.
Metin And, İstanbul’a hayran bir İstanbullu. Genç yaşta ayrılıp kısa süreli ziyaretler için gelip gittiği bu kente onu en parlak yüzyılındaki haliyle anlatarak borcunu ödemiş. 16. Yüzyılda İstanbul, büyük ölçüde bilgilendirici, eğlendirici ve dünden bugüne karşılaştırma yapmaya elverişli “resim okuma”larla donatılmış bir kitap. Aslında yabancıların kalem ve fırçasıyla çizilmiş büyük bir İstanbul Panoraması. Bu panoramaya bakınca İstanbul’u “Kent - Saray - Günlük Yaşam” gibi kesitlere bölünmüş olarak görüyorsunuz. Her bölüm kendi karakterine uygun resimlerle, resimlerde görülenlere ilişkin açıklamalarla ele alınmış ve İstanbul “yemyeşil, huzur içinde, toplumsal yaşamı uyumlu” bir kent olarak yansıtılmış. 16. Yüzyılda İstanbul, bu büyük kenti tanımaya, sevmeye yardımcı olacak, merak ettiğimiz birçok soruyu cevaplandıracak, adı var kendisi yok ya da ancak izleri kalmış Bizans ve Osmanlı anıtlarını eski çizimleriyle tanımamızı sağlayacak, bugüne kalanların ise eskiden nasıl olduğunu gösterecek bir kılavuz, bir el kitabı aslında...
17 Haziran 1927’de İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’ni (1946), İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni (1950) bitirdi. Bir süre İngiltere’de ve Almanya’da bulundu. Yurda dönüşte Kavaklıdere Şarapları’nda yöneticilik yapmaya; bir yandan da müzik, bale, opera, tiyatro ve edebiyat konularında yazılar yazmaya başladı. "Pazar Postası, Ulus ve Forum" ilk dönem yazılarının yayımlandığı yerlerdir. Rockefeller Vakfı’nın bursuyla bale, opera ve tiyatro eğitimi için New York’a gitti. Bir süre sonra "Forum" dergisini ve yayınlarını yönetmeye başladı. "Ulus" gazetesindeki yazıları 15 yıl boyunca devam etti. Kuruluşundan itibaren Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde otuz yılı aşkın bir süre öğretim görevlisi, öğretim üyesi olarak çalıştı ve 1994’te emekli oldu. Emekli olduktan sonra eski kitaplarının yeni basımları ve yeni kitaplarının hazırlanmasıyla meşgul olan And, 30 Eylül 2008’de Ankara’da öldü.
Keyif veren bir kitap olmuş. Tarih kitabı gibi değil de daha çok anı anlatır gibi olduğu için sıkmadan ilerliyor. Bölümlere ayrılması da - mesela ben yas ve cenaze kısmını okumadım .- ilgi duyulan alanları okumada kolaylık sağlıyor. Biraz da üzüyor tabii, onca azınlıktan hatta o azınlıkların farklı kollarından bahsediliyor, şimdi hepsi kuş olup uçtu. Geleneklerin çoğu temelde aynı kalmış ama tabii zamanla değişmişler. Bir de osmanlı arşivinin çoğunun Avrupalılar tarafından tutulmuş olması da üzücü.
İsminden de anlaşılacağı üzere 16.yy İstanbul’u hakkında. Kitap iki şeyi birleştiriyor. Birincisi, 16. yy’da şehri ziyarete gelip gözlemlerini yazmış olan yabancıların yazdıklarından alıntılar. İkincisi, o dönemde şehri resmetmiş Avrupalı ressamların çalışmalarından örnekler. Kitaptaki resimler harikulade. Eğer İstanbul’un tarihine ve Osmanlı klasik dönem tarihine merakınız var ise resimlere hayranlıkla uzun uzun bakıp hayallere dalacağınıza eminim.
Kitapta çokça alıntı yapılan Canaye’nin kitabını zaten çok yakın zamanda okumuştum. O nedenle kitabın epey bir kısmında aynı kitabı ikinci kez okuyor durumuna düştüm. Dönemin İstanbul’unu yabancı bir ziyaretçinin dilinden okumak isteyenlere Canaye’nin kitabını da öneririm. (Bkz. Kitapyayınevi, Fresne-Canaye Seyahatnamesi)
Anlatıcıların aktardıkları zaman zaman çelişse de genel tutum olarak birbiri ile tutarlı. Bazı kısımlara işkence, evlilik ilişkileri gibi hususlara şüphe ile yaklaşmak gerekiyor çünkü onlara ne anlatılmışsa onunyazmış gibiler. Buna rağmen Osmanlı’nın batıya ilgisizliğinin ve batının da osmanlı’ya olan ilgi ve merakının kanıtı niteliğinde güzel bir eser. Ek olarak, batılı gezginlerin o yıllarda dahi din tüccarlarını, yalancılarını farketmeleri ve güzelce tasvir etmeleri üstüne üstlük halkımızın da buna her zaman kanması günümüzde de pek bir şeyin değişmediğinin kanıtı gibi.
Kitaba verdiğim üç yıldızın birincisi görseller, ikincisi Metin And’ın yıllar süren titiz arşiv araştırması, üçüncüsü de içerik için.
Her ne kadar okuması çok kolay ve keyifli de olsa editoryal açıdan çok zayıf bir kitap. Metin And belli başlıklar altında yabancı kaynaklardan derlediği kısımları bir bir döşemiş ama bunları birbirine anlamlı bir şekilde bağlamamış. Örneğin “aile hayatı” bölümünü okuyorsunuz, önce Schweigger’in seyahatnamesinden 2-3 paragraf paraphrase etmiş; sonra Gerlach’tan 2-3 paragraf; sonra Wratislawa’dan 3-5 cümle… Böyle gidiyor. İşin kötüsü bu seyyahlar/sefirler aşağı yukarı birbirine benzer şeyler yazmışlar. Sonuç olarak aynı bölüm içerisinde birbirini tekrar eden bir sürü tanıklık okuyorsunuz. 2 sayfada anlatılabilecek şey 4-5 sayfa sürüyor. Ya da biri “çiftleri imamlar evlendirmezdi” diyor, 2 sayfa sonra başka bir seyyahın “nikah imam tarafından kıyılırdı” sözlerini okuyorsunuz. Keşke Metin And sade bir arşivcilikten öte metinlere bir tarihçi gibi yaklaşsaydı, bu metinleri yerel kaynaklarla karşılaştırsaydı, gerektiğinde eleştirseydi. Biz de okuyucu olarak neyin ne kadar doğru olduğunu öğrenirdik. Bunu kitapta hiç yapmamış demiyorum, bazı yerlerde seyyahların yanlış anladıkları yerlere dikkat geçmiş hatta, ama yine de yetersiz kalmış.
Yine de okuduğum için çok memnun olduğum bir kitap oldu. Az buçuk Osmanlı tarihi seviyorsanız ve o dönemin gündelik hayatına dair merakınız varsa okuyun.
Farklı seyahatnamelerdeki aynı anlatımların tekrar etmesi dışında, gayet iyi yazılmış.
Günümüzü anlamak, bazı şeylerin de olumsuz yönde değiştiğini ve nedenini görmek için Osmanlıların en güçlü olduğu zamanda yaşananları okumak, keyif verici.