Zenginligi Suha'ya tercih eden Calibe, Sai Efendi ile evlendikten sonra Suha'yi koske cagirtir ve orada kalmasi icin izin ister, tek amaci iki erkegi birden idare etmektir. Suha, Calibe'nin kardesi Nabi ile birlikte koske gelir, onlarin yanina tasinir. Artik koskte Calibe, Sai Efendi, Fazila, Sefik, Suha, Nabi birlikte yasamaktadir. Butun bunlar olduktan sonra olaylarin Fazila'nin aleyhine gelistigi bir donum noktasi baslar. Calibe, kadinligini kullanarak; butun ahlak kurallarim, iffetini hice sayarak, Suha'yi elde etmek ister ve emeline ulasir; fakat butun bu yaptiklarindan dolayi Suha Calibe 'den nefret eder ve Calibe de bunun acisini zavalli Fazila'dan cikarmak ister. Bir sure sonra Suha, Calibe ile ortak olup daha dogrusu olmak zorunda kalip, Fazila ve Mukaddem'in arasini bozmak icin hain planlar yapar ve bunda basarili olur. Bu arada Calibe'nin erkek kardesi Nabi, Fazila'nin canciger arkadasi Fevziye'yi eline gecirir duygularina hukmeder. Suha da Fazila'yi etkilemeye calisir. Calibe ile evlenerek butun bu olanlara sebebiyet veren Sai Efendi ise olup bitenlerden habersiz gorunur.(Tanitim Bulteninden)Sayfa 408Baski 2016 Halk Kitabevi
Uzun zamandır Fatma Aliye’nin romanı Muhaderat kadar soluksuz okuduğum bir roman olmamıştı. Karakterler ve ilişkiler oldukça derin kurgulanmış ve insanın karmaşık doğası güçlü olarak yansıtılmış. Tarihimizin batılı anlamdaki ilk romanı kabul edilen Mai ve Siyah’tan beş yıl önce yazılması ve bana göre çok daha nitelikli olması nedeniyle Fatma Aliye’yi edebiyatımızın göz ardı edilmiş kahramanı olarak görüyorum. Elbette göz ardı edilmesi bir tesadüf değil. Romanı bu kadar etkileyici ve sıra dışı yapan ise 1800’lerin sonunda yaşayan Fazıla’nın bir erkeğe bağlı olmaksızın ayakta durmaya çalışan ve her durumda kendine saygı duyan ve duyulmasını sağlayan güçlü bir kadın olması! Üstelik genç kızlığında kendini her şeye itaat eden ve emirlere boyun eğen biri olarak gören Fazıla, yaşadığı acı veren olaylar sonucu bir dönüşüm yaşayarak bu noktaya geliyor. Kurmacanın gerçekçiliği ve etkileyici de burada saklı. Aşk ve Gurur, Madam Bovary gibi batı romanlarında çizilen kadın portresi, her ne kadar eğitimli olsa da aşkından histeri yaşayan mutsuz ve güçsüz kadındır. Fatma Aliye ise bu romanında aşkından zayıf düşme rolünü erkeklere yüklüyor. Üstelik hiçbir kadını sevmeye tenezzül edilmemesi gerektiğini düşünen güçlü bir erkeğe bunu yaşatıyor. Bu çelişkileri bu kadar açık yansıtmasından Fatma Aliye’nin insan psikolojisini çok iyi bildiği anlaşılıyor. Ayrıca karakterlerin fedakârlık, vefa ve şahsi irade gösterme çabaları ya da gösteremediklerinde yaşadıkları tereddütler kurguyu güçlendiriyor.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Fatma Aliye Hanımı Türk edebiyatının ilk Türk romancısı olarak derslerden biliyordum ancak ilk kez okudum. Osmanlının o dönemine ait çok güzel bir bakış açısı sunmuş. Aile içi entrikaların olduğu bir roman.Farklı olarak Fatma Aliye hanım kendi görüşlerini de roman karakterlerinin davranışları üzerine belirtiyor ve bizim değer dünyamızdaki şekliyle yorumluyor. Bu anlamda ilk kez taşlar yerine oturdu. Tam karakter için ya niye böyle olmadı ki nasıl bunu atladı derken yazar devreye giriyor. Okunması gerektiğini düşünüyorum. Ben de annemin önerisiyle bir de bu pencereden bak demesi üzerine okudum.
en az aşk-ı memnu kadar entrika içeren bir roman. güzel bir tv uyarlaması yapılsa da izlesek. benim okuduğum versiyonda -sadeleştirme nedeniyle mi emin değilim - edebi bir üslup pek yok, olay akışını merak ettiğiniz için okuyorsunuz.