Samuel Beckett, İrlandalı nobel ödüllü yazar; okuduğum ilk kitabı Godotyu Beklerken. Bu kitaptan etkilendiğim için her yıl kendi kendime yaptığım bir yazarın tüm kitaplarını kronolojik okuma etkinliğimin bu yılki yazarı. Şubat ayıyla birlikte okuduklarım - sıradan kadınlar düşü, aşksız ilişkiler, econun kemikleri - Absürt edebiyatın temsilcisi Beckett, kitaplarında mitlere, eski önemli yazarlara eserlerine aynı zamanda popülere ve kendi kültürüne dair kinayeler göndermeler bolca var. Mizahı - hele de başka kültüre ait bir mizahı kara mizahı- okumak ve anlamak zor, sanırım çevirmek de zor. Kişi ,olay, zaman ,mekan ,karakter, olay örgüsü tam olarak yok; yine de ilk iki kitabı daha severek okudum, üçüncü olan Eco'nun Kemikleri tam bir muamma olarak kaldı bende.
Zor bir yazar Beckett: dünyayla insanın uzlaşamaması, tabii ki ölüm ve ölümün nasılı; büyük derdi kadınlar, ayak sorunsalı, her daim ayağını vuran ayakkabıları ile üç kitabında karakteri Belacqua ve aşkları... Ben bu absürt metinlerden sonra bende kalanı sevdiğim için okumaya devam…
"Hepimiz deli doğarız bazılarımız öyle kalır"
Herkese keyifli okumalar.
Vahşi düşüncelerimi içine attığım sandık.Sıradan Kadınlar Düşü, (önsöz)
Eğer başkasının yüreğine geri dönmek böyle bir şeyse, bu dünyada ya da bundan sonrakinde bundan daha iyi bir şey olabilir miydi? Zihin loş ve sessizleştirilmiş bir hasta-odası, gölgelerle dolu ışıl ışıl bir şapel gibi; zihin en sonunda kendi kendinin sığınağı, ilgisiz, kaygısız; sefil uyarılmaları ve ayrımcılıkları ve anlamsız saldırıları bastırılmış; zihin aniden ferahlamış, huzursuz bedenin eklentisi olmaktan vazgeçmiş ve anlayışın parıltısı söndürülmüş. Şiddetle sızlayan zihnin kapakları kapanıyor, zihnin içine aniden kasvet basıyor; ne uyku var, hayır henüz değil, ne de bir düş, terleri ve titremeleriyle, gri meleklerin üşüştüğü aşırı ussal bir karanlığın uyanışı bu; ondan geriye kalan hiçbir şey yok burada, ölmüşlerinin ve doğmamışlarının ruhlarının ortaya çıkmasına elverişli olan mezarın ve rahmin gölgesinden başka.syf64
Aşk narsisizme... göz yumar.
Burada duraklıyoruz, sözcüklerin üzerinde durmamanızı rica ediyoruz, sözcüklerin sizi öfkelendirmesine izin vermeyiniz; korku içinde tir tir titreyerek iddiayı bir basamak yükseltiyoruz.
Aşk narsisizm ister.syf59
Günler ona ait değildi ki harcasın, onlar kazanılması gereken ekilmemiş topraklardı. O, günlerini zaten kazanmıştı. Harcanmış olan kendisiydi, bir de ona ait olmayan günlerin zenginliğiydi, onları kazanıp yoksullaştırana kadar. Gün-kazanırken harcanmıştı. Günleri azken hafifti ve ışık içindeydi. Günleri çoğalınca ağırlaştı ve karanlıkla doldu. Yaşam, günlerin içinde ağırlaşmak ve kararmak ve zenginleşmekti. Doğal ölüm, günlerin kara zenginliğiydi. Gün-yoksulluğunun parlaklığı hayatta kalmak ve iyi olmak için -ki ölebilesin- bestelenmeyen müzikti ye ona ait olmayan günlerin müziğiydi, her bir saati sahip olabilmek için fazlasıyla çeşitli olan günlerin.syf181
Gece seması müziğin soyut yoğunluğudur, sonsuz senfonidir, sonsuz aydınlıktır, yine de yaratıcılığın en berrak yıldız kümelerinden daha boş ve daha loş ışıklıdır. Şimdi tek görünen, yarımkürenin dipsiz perdesi, yıldızların çılgın beneklenmele-riydi, aklın ışıkta ve karanlıkta çizilmiş tutkulu devinimleriydi. Gergin ve tutkulu zekâ, aritmetik yetersiz kaldığında, yaratılıştaki gökkubbesinin yıldızlararası kömürçuvalı bulutsuları içinde körlemesine ve kendinden emin (sadece böyle düşünür-sek eğer!) tüneller açacak, gökköstebeği, evrenin asla koordine olamayacak yörüngeler ağı içerisindeki yıldızları arasında kıvrılıp dönecektir.syf37
Esrik zekâ, yaratılışı gerçekleştiren zekâ, bizimkini alın mesela, söyleminin uç noktalarına, doğuşundaki çapraşık bağlantılara, hiçbir düzeni kabul etmeyen karmaşık tasarıların çabası ve yorgunluğu sonucunda yükselir. Zihin aniden gömülür, sonra bir öfke ve enerji rapsodisi için-de harekete geçer, ölüme doğru koşturur ve içine dalar, işte bu yaratıcı bütünlüğün bir unsurudur, en yüce doruğudur, protonuna ulaşılamaz; ama oradadır, bu görünmez ısrarcı fare o sanatsal yüzeyin yıldızlarla ilgili anlaşılmazlığının arkasında huzursuzlanır durur. Bu, aklın, karanlığın içinden, giderek daha yukarıya, tepeye doğru çiçeklenen dairesel hareketidir,syf38
kederdeydi, çalılıktaydı, tümüyle hayalet bir avuntunun kederiydi kendi, arzunun karayelinin geri alındığı Araf'tı şimdi. Gururlu değildi, havada yavaş yavaş uzaklara doğru en derin parçalarını çıkarıp atarak uçmakta olan gagasını gök kubbeye dikmiş bir kuş da değildi; ruhu sürgündeydi, her daim ve sonsuza dek. Meraklı değildi, denizlerin patikalarında dolaşan, dünyanın derinlerinde sıçrayıp dolanan, geride çürümüş zaman pislikleri bırakan bir balık da değildi. O, muhteşem, büyük, ruhsal derinlikli bir adamdır, ölçülüdür, güçlüdür, içindekine karşın. Jawohl(peki).syf66
İradenin parıltısı ve avından kaçmak için dışarı malikum olan beynin tokmak-vuruşları yok olduğunda üçüncü varlık karanlık girdaptı; kaçış ile akış çelişkisinin olmadığı ve Eros'uri Anteros kadar değersiz olduğu ve Gece'nin kızlarının bulunmadığı o yerde Araf ile rahimmezar sessiz düşüncenin kaygısız ruhlarıyla hayat buldu. Miskinliğe saplanıp kalmıştı, kimliksizdi, onun çekmesine ve dürtmesine de aynı şekilde vurdumduymazdı. Kentler ve ormanlar ve varlıklar da kimliksizdi, gölgeydi hepsi, ne çekiyor ne dürtüyorlardı. Üçüncü varlığı eksenden ve konturdan yoksundu, merkezi her yerde, dış kenarı hiçbir yerdeydi, keşfedilmemiş bir miskinlik bataklığıydı.
Kesin olan tek şey şudur: Kendi başına karar verebildiği sürece kayıtsızlık, meraksızlık ve ilgisizlikten oluşan bir bataklık içerisinde hem kendi kimliğinden hem de başkalarının kimliğinden kurtuluşu, lanetlenmiş görünüşü için dalgalanmanın tek seçenek olarak görünen hazin bozgunundan daha uygundur. Bunun daha sık olmaması nedeniyle, daha sık dibe dalamaması nedeniyle üzgündür. Miskinliğinin siyah goblenleriyle tepeden tırnağa sarınmayı, aynı şeyi açıp sermekten ve onu tıpkı yükselen ve alçalan, başa ve sona hiç ulaşamayan ve birbirine yaslanamayan küçük melekler gibi anlamsız sar-mallarla kaydetmekten daha çok sevmektedir.syf139
özgür değildi ve bu nedenle gönüllü olsa da yüreğine geri dönemeyecekti, iradesini kullanamayacak ve gönül meyhanesinde büyüyemeyecekti. Kendi için bu denli gerekli ve bu denli arzu edilir bir durumu istediği zaman başlatabileceğine bir budala gibi ikna olmuş bir halde, deneme yaparken yaratıcılığını tüketti. Her taşın altına baktı. Küçük beynini nefesini tutmak üzere eğitti, duygularıyla her türlü anlaşmayı yaptı, küçük beyninin kapaklarını alevlenen ıvır-zıvırın üzerine zorla kapatmaya çalıştı, ıvır-zıvırı dışarıda bırakıp bilincini silmek ve içine gömülmek için hal duygusunu tasavvur edilebilecek her şekilde kamçıladı. Parmaklarının boğumlarıyla göz yuvarlarındaki mor sağanakları baskılamayı öğrendi. Derisinin altında, göbeğinin üstünde yatakta uzanıyordu, yastığa gömülmüş ve fena halde buruşmuş yüzünü eylemsizliğinin bütün acıklı küçük ağırlığıyla aşağı, dünyanın taşıyıcılarına doğru bastırarak saatler ve saatler boyunca yatıyordu, ta ki her şey gibi kendi de yumuşak bir şekilde ağır ağır karanlığın içine geçip düşmeye başlayana kadar, o ve yatak ve oda ve dünya. Her şey hiçbir şey içindi.syf141
Şefkatle bunu atlatacağını söyler dururdu, içinden geldiğinde ona"bebek!"ler ve "salak"lar bahşederdi fakat bütün bu zaman süresince gerçek düşüncesi adamın kendi için umutsuz bir vaka olduğuydu, kaçınılmaz biçimde saftı, her daim bencildi, sadece kendine sadıktı, kendini nasıl beğeniyorsa bütün bu zaman zarfında öyle olmaya çalışıyordu, kendi sefil standartlarına görülmemiş bir tutuculukla bağlıydı; onun sefil biri olduğunu düşündü ve sefil biri olduğunu ifade etmek istedi kız. Kendi ya da başkasının elinin altındaki şantajcı kişiliğinin dehşetinin gölgesine kıvrılır yatardı, her zaman onun gölgesinde yatardy Kişilikmiş! Şu eski lanet umacı! Kız, adamın bunu atlatamayacağını, bunu atlatmak istemediğini ve bunu atlatmanın üçüncü şahıs Belacqua'ya karşı işlenecek bir günah olduğunu düşündü. Erkek ise yine de zaman zaman, kızın o eksiksiz ve tatminkär ayna ve cımbız işine karşın, kendisiyle seks yapmaya hazır olduğunu düşünmüştü. Ne zaman ki kız kafasını toplayıp Belacqua'nın içinden çıkılmaz bir Araflı olduğuna karar verdi, işte o noktada oyunu terk etti. Eğer istediği buysa sevgilisi kendi hüznünde çürüyebilirdi, ama kendisi onu dinlemek için orada bulunmayacaktı. Nolle consolari ab aliqua creatura...(hiç kimseden teselli istememek) İğrenç bir palavraydı. Saflığın da hileli saflığın da canı cehenneme, canı cehenneme, canı cehenneme, syf208