Dil kullanımındaki ustalığı bilinen Aslı Biçen bu kitabıyla da olağanüstü bir kurgu yeteneği gerektiren mektup-roman türünün çok başarılı bir örneğini sunuyor. 1981 yılında bir mahkeme salonunda başlayan Tehdit Mektupları bütünüyle mahkeme tutanaklarından, tehdit mektuplarından, maktulün oğlu Cihan'ın sevgilisine yazdığı mektuplardan, sanığın günlüğünden ve maktulün hapisteki oğluna yazdığı gönderilmemiş mektuplardan oluşuyor. Bu adli dava aktarılırken 1970'lerdeki siyasi ortamın bir portresi sunuluyor üç farklı perspektiften: Solun ideallerine sempati duyduğu halde "harekete" mesafeli duran ama silahlı örgüte yardım iddiasıyla yargılanan bir gencin, o davaya bakan ülkücü bir savcının ve oğlunu kurtarmak için ümitsizce çırpındığı sırada bile darbe olduğunda huzur gelecek diye sevinen bir babanın bakış açılarından o yılların umutlar kadar korkularla da dolup taşan Türkiyesi'ne bakıyoruz.
1970’te Bursa’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi, İngiliz Filolojisi Bölümü’nü bitirdi. Julio Cortazar’dan 62 Maket Seti’ni, Djuna Barnes’tan Geceyi Anlat Bana’yı, Carlos Fuentes’ten Doğmamış Kristof’u, Salman Rushdie’den Geceyarısı Çocukları’nı, John Fowles’tan Fransız Teğmenin Kadını’nı dilimize çevirdi. William Faulkner’dan Abşalom, Abşalom! ve Charles Dickens’tan Kasvetli Ev 2001’de, Louis Breger’den çevirdiği Freud: Görüntünün Ortasındaki Karanlık ve Isaac Bashevis Singer’ın Toplu Öyküler’i 2002’de Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlandı.
yorum yapabilmek için kitap bittikten sonra birkaç gün geçmesini ve sakinleşmeyi bekledim. açıkçası bu kadar etkileneceğimi hiç düşünmemiştim. mektup-roman alışık olduğum ya da merakla okuduğum bir tarz değilken, daha ilk sayfalardan hikayenin bu kadar içine girebilmek beni çok şaşırttı, zaten sonra da elimden bırakamadım. belki de günümüzde mektuplaşma namına hiçbir şey deneyimlemediğimiz için, mektupların bu kadar sıcak ve naif olacağını beklemiyordum. anlatılan olaylar ne kadar trajik olursa olsun iletişim sevgi üzerine kurulu, çok duygulandım çoğu yerde. kıskançlık gibi çok negatif bir duygu bile ne kadar tatlı tatlı yazılmış sevgili cihan tarafından hale'sine. sadece mektuplar değil, "mahkeme kararları" da var aralarda. ben de herkes gibi kendimce bir yorum yaptım bunların varlığıyla ve kitabın sonlanmasıyla ilgili. 4 veriyorum ama çok dolu dolu bir 4 puan.
Her şey var bu kitapta, bir dönem, o dönemin acımasızlığı, geleceğe dair umutlar, geçmişin pişmanlıkları ve insanın kendi başına kaldığında dillendirebileceği itiraflar. Ve tüm bunların ustalıkla bir araya getirildiği mükemmel bir kurgu ve nefis bir anlatım.
Çok ama çok beğenerek okuduğum bir kitap oldu. Ne yazarsam spoiler olacağı için sadece alın ve okuyun diyorum. Çok uzun zaman bir türlü edinemediğim bu kitabı okuma şansına nail olduğum için çok sevinçliyim. Aslı Hanım'ın tüm eserlerini büüyk bir heyecanla okuyacağım. Umarım daha çok yazar kendisi!
Olmuş bu kitap. Yeminle olmuş. İnceldiği Yerden'i okurken Aslı Biçen'den beklediğim dili bulmuştum, hikaye de ilgimi çekmişti ama nedense bazı şeylerin pek de etraflıca düşünülmediği yahut belli bir bakış açısına saplanıp kalındığı hissine kapılmıştım. Bu kitabı raftan çekerken de içimde o çekince vardı ama iyi ki kulak vermemişim. Dönemin daha kıyıda köşede kalmış, çok dillendirilmeyen, dillendirilse de çoğu zaman sert eleştirilere maruz bırakılan karakterlerini ne sivriltip ne yuvarlayarak, zarafetle dile getirmiş yazar. Lafı dolandırmadan, açık açık, yüzünüze çarparak ama kafanıza vurmadan söylemiş söyleyeceklerini de. Bir aşığın, şüphecinin/kararsızın, bir babanın/evlat sahibinin hislerini/düşüncelerini olanca çıplaklığı ve duruluğuyla kaleme almış. Bir tek savcı Ülkü Öncü fazlasıyla karikatürize ve iki boyutlu gelmişti bana günlüğünü okurken ama eserin sonunda anladım ki o da en mahrem hallerinde, en kendi başına anlarında dahi insanın kendi kendini kandırmaya ne kadar meyilli olduğuna işaret etmekteymiş.
3,5tan 4e yuvarladım çünkü süper biriyim. Zorunlu kitap olduğu için burun kıvırarak başladım ama çok keyif aldım ya. Basit bir konsept ama hem edebi açıdan hem siyasi bilgi eksikliğimi kapama konusundan çok doyurucuydu benim için. Mektup-kitap konseptine de çok ısındırdı beni. 5 sayfalık makale yazıcak olduğum için bu kitap hakkında burda analizleyesim gelmedi ama her türlü okuma alışkanlığından herkese önerilir, çıtır çerez ama etkileyici bi kitaptı diyebilirim. Okuyun okutturun. (isterseniz) (baskı yok) (Çok niche olucak ama hayatınızın bi döneminde yurt dışına gidip uzak mesafe ilişki yürüttüyseniz çok kalbinizden vurucak yerler var yazarın ellerinden öpüp duygusal hasar nafakası isterim)
Yine bir tarafı insanlıktan nasibini almamış, diğer tarafı mazlum ve masum gösteren yerli bir roman. Solun bu romantizmi olmasa konu itibarıyla güzel kitap diyeceğiz -tabii en başından anlaşılan olayı kitap boyunca en az üç defa tekrarlamamış olsa...
Son sayfasına kadar ne olacağını kestiremeden, boğazımda bir düğümle okudum. Tehdit Mektupları, Aslı Bilen’in okuduğum ilk kitabı. Yazardan beklentim altyapısı nedeniyle çok yüksekti. Beklentimin karşılığını fazlasıyla aldım. Mektuplar aracılığıyla aktarılan güçlü, derinlemesine araştırılmış bir kurgu. Yalın ve net bir anlatım. Bir dönem kitabı. Mutlaka okuyun. 💙
Aslında upuzun bir review yazısı planlamıştım kafamda ama sonra türk100 makalesini yazınca gazımı aldım, isteyenleri oraya yönlendirebilirim. Çok kısa bazı düşünceler: -ODTÜ olaylarını anlatması özellikle öğrenci eylemliliği Boğaziçi'nden dolayı son dönem çok daha sık (ya da belki de daha görünür bir şekilde?) karşımıza çıkan bir olgu olduğu için epey ilgimi çekti. Olayların tasvirinin de oldukça başarılı olduğunu düşünüyorum açıkçası. -Mektup-romanlardan NEFRET ederim ama bu çok sardı, Cihan'ın mektup dilinin şiirselliği roman sevdasına ve aşık olmasına verilerek gayet hoş görülebilir kanımca. -Karakter olarak Ülkü'yle daha çok şey yapılabilirmiş gibi hissediyorum, aslında genel olarak kitap karakterleri belli "rollere" zorlanmış gibi hissettirdi kimi zaman. Yeterince çok-boyutlu olmadıklarını düşündüğüm oldu açıkçası. -Cihan Hale'ye değil Hale fikrine aşık change my mind
Sadece mektuplardan oluşan bir anlatı. Kurgu muhteşeme yakın diyebilirim. Hiç bitmese, hiç sıkılmadan okumaya devam ederdim. Bu yüzden yeniden okunmak üzere, zihnimde demlenmesine bırakmak en iyisi. Israrla "okuyunuz".
çok duru, tertemiz, sakin ve iddiasız... beni aslı biçen'in kalemine hayran bırakan kitap. bundan sonra aynı tadı alamam diye diğer kitaplarına hiç elim gitmedi (bir tanesini kitapçıda denk gelip şöyle bir karıştırdım) orası ayrı. güzel bitişler güzel başlangıçlardan daha iyi geliyor bence kulağa. güzel hatırlamak, bir şey güzel bittiğinde olur. tabii illa da bitecekse. ama bu noktada kendimi çürütüp kitaba/kitabın kurgusuna dair ekleyeceğim bir şey var: sonu. yani babasının cihan'a yazdığı gönderilmemiş mektuplar. bir babanın bir nevi kendisiyle hesaplaşmasını okuduğumuz bu kısım bende önceki iki bölümün aksine hiçbir duygu uyandırmadı. bir 12 eylül anlatısı olarak kurulan; aşkı, korkuyu, öfkeyi, devrimci duyguları, intiham arzusunu ve yer yer özeleştiriyi, iç hesaplaşmasını her türlü fazlalıktan arınmış, gerçek bir biçimde, üstelik yoğunlukla da anlatmayı başaran bu kitabı, bir babanın -sebebi ne olursa olsun- pişmanlıklarını okuyarak bitirmek istemezdim. tarif edemediğim bir biçimde rahatsız edici geldi bana. fakat işte, bu sona rağmen kitabı güzel hatırlıyorum. belki güzel hatırlamak her zaman güzel bitişlerle olmuyordur, bilmiyorum. 5 ay oldu okuyalı. iki kelam etmek şimdiye kısmetmiş ama ondan hala ilk okuduğum zamanki güçlü ve sağlam duygularla bahsedebiliyorum. aslı biçen'i tanıdığıma hakikaten memnunum.
daha önce hiçbir aslı biçen kitabı okumamıştım. tesadüfen elime geçen bu kitap da işk etapta dava tutanakları nedeniyle dikkatimi çekti. tutanak, günlük, mektup formları üzerinden akıp giden hikaye bu metinler arasında ömrü geçen herkesi içine çekebilir. o yüzden sanırım çabucak okudum. ama sadece bu değil tabii ki anlattığı hikayeye döneme olabildiğince sade biçimde sadık kalabilmesi de biçen’i, kalemini sevmeme neden oldu. çok yaşasın çok yazsın!
Allahım ne okudum resmen kanım dondu zavallı cihan zavallım... okumak ve iyi insan olmak isteyen bir türlü taraf olamadığı icin her iki tarafça aşağılanan garibanım
Ülkü'nün sözleri allahım vicdanın nerede Ülkü ya da ÜLKÜLER???!!!!
bu ülkede kardeşi kardeşe kırdıran zihniyetler hepiniz KİNİNİZDE BOĞULUN
Ya DAVA ADAMI KART P. HILMI ?! SASIRDIM MI HAYIR....
ALLAHIM AGLAMAK ISTIYORUM COK DOLDUM ZAVALLI GENCLER SAGI SOLU HEPSİ GENCLERIYDI BU ULKENIN
Bir günde okuyup bitirilecek kadar heyecanli bir kitap. Asli Bicen'den okuduğum ilk kitaptı ve bence çok güzel bir kitapti. Dili, konusu herşeyiyle mükemmeldi. Son sayfaya kadar kalbim pır pır okudum. Kitabın içinde ki Ankara ve ODTÜ detayi da çok güzeldi.
Asli Bicen, ODTU deki Dokuz aylik boykotu ve o donemi neredeyse yasamiscasina anlatiyor. Ki o donem gercekten irdelenmesi gereken tum Türkiye’yi etkiledigini dusundugum bir donemdir.
üniversitenin ilk yılında bir ders için okumuştum, yurt odasında ranzanın altında sabaha karşı bitirmiştim, hüngür hüngür ağlamıştım, hala hatırımda olan bir kitap
Tehdit Mektupları eksenine 80 döneminin politik dinamiğini oturtan, mektuplar, dava tutanakları ve günlük alıntılarıyla kurgulanmış, okurunu merakla kitapta tutan ve beni #rs den çıkaran bir kitap oldu.
Zaten oldum olası yakın Türkiye tarihine meraklı ve dönem hakkında da bilgi sahibi olunca kurgunun şekillendiriliş biçimi oldukça hoşuma gitti. Karakterin siyasete ve devrime bakışı, ona rağmen başına gelenler ve kaderini değiştiren aile sırrı derken kitap bitsin istemedim.
Yazarın çok çok iyi bir çevirmen olması, dile hakimiyeti takdire şayandı. Okuduğum ilk kitabıydı ama son olmayacak