"Rüyamda benim rüyalarımı gören birini görüyorsam ya da gerçek yaşamım sandığım yalnızca rüyamda gördüğüm kişinin rüyasıysa. Haluk yalnızca bir rüya kahramanıysa. Gerçekten yaşamıyorsa, soluk alıp verişi rüya icabıysa...
O zaman kendimi çimdiklemem anlamsız. Birinin rüyayı göreni çimdiklemesi gerekir. Bunu benim yapmam mümkün değil."
Yine bir Bıçakcı apartmanı, yanıp sönen sarıbeyaz ışıklar, komşu evlerden duyulan konuşmalar ve tıslamalar… Uzun merdivenler, flulaşan seyirler, yüzleşmeler, çok tanıdık gelen tuhaf şeyler… Mantığa sığınan tekdüzelikler, bıkkınlıklar, birbirine benzeyen sokaklar, iç içe geçen rüyalar, “yazarsan kurtulursun”, çaresizler, gevezeler ve uzun suskunluklar… Komşularım bir hayal olabilir mi? Sevgilim, dostum, annem nerede? Ben kimim? Hayat bir rüya… Genç bir adam başkasının hayatını rüyasında yaşarsa ne olur? Biz kimin rüyasıyız? Haluk, rüyasında bir başkasının hayatını dikizliyor. Bir rüya dedektifi gibi bu adamın peşine düşüyor... Ve giderek takip ettiği adama dönüşüyor. Her şey birbirine karışıyor…
Hakan Bıçakcı was born in Istanbul in 1978. After completing his primary and secondary education in Istanbul, he went to university in Ankara in 1996. In 2001 he graduated in economics from Bilkent University and returned to Istanbul.
His first novel, Romantic Fear, 2002, his second novel, Dream Diary, 2003, his third novel, Spare Time, 2004, his first book of short stories, A Midsummer's Nightmare, 2005, and his fourth novel, The Apartment Shaft, 2008 were published by Oğlak Publishing House.
His fifth novel, Dark Room, was published in 2010 by İletişim Publishers. In 2011, the Apartment Shaft, Spare Time and Dream Diary were republished by İletişim Publishers. His book of new and old short stories, Me Against All of You, was published by İletişim in 2011.
The Apartment Shaft was translated into Albanian in 2009, into Arabic in 2010, and into Bulgarian and English in 2011.
His articles on literature, the cinema and popular culture have been published in various magazines and newspapers.
Books Published:
Me Against All of You / story / 2011 Dark Room / novel / 2010 The Apartment Shaft / novel / 2008 A Midsummer's Nightmare / story / 2005 Spare Time / novel / 2004 Dream Diary / novel / 2003 Romantic Fear / novel / 2002
Rüya Günlüğü ilginç bir öykü olabilecekken roman olsun diye zorlanmış ve bitmek bilmeyen bir döngüye düşmüş. Çok fazla tekrar var, devamlı aynı bölümü okuyormuş gibi hissediyorsunuz, üstelik finalde de -klişe olsa bile- kitabı kurtarabilecek tek yöntem tercih edilmeyerek tam bir hayal kırıklığı olmuş.
Bu kitapta olmayan bir şey var. Olumsuzluk anlamında. Kendini sevdirmedi ve nedenini söylemiyor. Kitabın sayfasını kıvıracak kadar sevdiğim cümle ise "Dolmuş ne kadar gerçek, vapur ne kadar tuhaf. Vapur, dolmuşun rüyası. Zeynep benim rüyam" idi.
tıpkı bıçakcı’nın söylediği; “güzel bir anın hemen öncesi, o anın kendisinden daha iyi” cümlesi gibi bu kitabı okumaya karar verme anım bu kitaptan çok daha iyiydi
Hakan Bıçakçı’dan imzalı bir adedine sahip olduğum bu kitabı okuduktan sonra birçok konuda kararsız kaldım. Metafiziğimsi olaylar var ve hiçbir sonuca bağlanmıyor. Hikaye akışında bir sorun yok fakat bu olayların neden yaşandığı biraz havada kalıyor. Bunun dışında ben Hakan Bıçakçı’nın üslubunu beğeniyorum.
"Her şeyin ipleri ellerimde gibi fakat hiçbir şeyi değiştiremiyorum." s.144.
Birkaç sayfa Alper Canıgüz mü okuyorum diye sorarak geçti, biraz da romanın baş kahramanının erkeksel mevzularının mı derdini okuyorum diye sorarak kafam karıştı. İlla benzeterek okumak zorunda değiliz tabii. Zaten vapurlarla dolmuşların karşılaştırmalı analizi başladığı yerden/andan itibaren başkasının romanı olmaktan çıktı, Hakan Bıçakcı'nın oldu bence (naçizane fikrim). Keşke rüya görenlerin bir şeyleri değiştirmesi mümkün olsaydı, ama iplerin bir tanesi de rüya sahibinin elinde. Esra da kim? sorusunu mesela tam zamanında cevaplayabilseydi keşke rüya gören kahramanımız. Ama okur da güçsüz, o da Esra'yı hatırlamıyor, ancak kitap iyice açıldıktan, bittikten sonra bir şeyler çaktım kendi adıma. O da bence spekülasyondan öteye gitmez, mevz-u bahis rüyalar olunca.
Oda arkadaşım -bakiim ne okuyorsun diye elimdeki kitapla şöyle bir ilgilendi. -rüyalarla ilgili her şeyi okumayı seviyorum. bunu da tesadüfen buldum, yoksa yeni bir kitap değil... gibi bir şeyler geveledim kulağına. Çok uykusu vardı, pek ilgilenmedi. -bu arada uykunda konuşuyorsun rüya görürken sen galiba diye şakalı komikli bir şey diyecektim, vazgeçtim, belki uyurken aklına takılır.
Neden erkeksel mevzulara takmışım kitabın tam orta yerinde? Sadece kadınların, sadece erkeklerin, sadece bir grubun, sadece bir grup içindekilerin iletişmesinin, dayanışmasının, çatışmasının romanını okumak istemediğimden olabilir. Ötekiyle iletişimin "tuhaf" aşamasından öteye gitmediği hayat zaten gerçek hayat, bir de üstüne başkasının gerçek hayatı olan başka rüyalarda birileri tek bildiği dil kendi türününkiymiş gibi konuşup durdu. Neyse ki diğer türler yerini bildi de birkaç sahnede görünüp kayboldular, bir eve götürsün diye yemek verdiler, bir yazın bodrum katının zorluklarından bahsettiler, bir n'oluyor ya dediler, kayboldular. ne hoş. Çık içinden Haluk, çık!
Ama yine de iyi ki okumuşum bu kitabı. Yolculuk nereye diye bir kere bile sormuyor Haluk karakteri. Bu stres, caymışlık ondan mı acaba? Ona bir adet doğrusal hayat çizmiş olanların stratejisini işgal etmekle etmemek arasında karar vereyim derken, pek öyle adım filan atmıyor, tek tük taktik yapıyor. O yüzden modern eril figürlerin hikayesiyle çok uyuştu bütün gidişat.
Bitince kendime de pay çıkardım (hep eril figürlere mi laf edicem, biraz da başkalarına), bütün iplerin elinde olduğunu bilirsen hiçbir şey değiştiremezsin ki..
This entire review has been hidden because of spoilers.
Hakan Bıçakcı kendi dalında iyi bir yazar. Edebiyat yanını ayrı tutarsak, rüyalar ve paranoyolar üzerine yerli bir yazar okumak istiyorsanız seçebileceğiniz yazarların başında geliyor. Bu kitap da 2.romanı ve yeni yazar olmaya başlayan birisinin elinden çıktığını belli ediyor. Bir sonraki romanı Boş Zaman ile benzerlikler taşıyor. Olay örgüsü, kurgu bakımından. İyi vakit geçirtti. Muhtemelen müthiş şeyler katmayacak ama tatilde oturup 4-5 saat içerisinde bitirebileceğiniz bir roman.
Kitabın ilk yarısı çok güzel ilerledi beklenti oldukça yükseldi fakat o kadar saçma bitti ki hiç bir şey anlaşılmıyor. Fikir çok iyi ama nasıl kullanılacağı tam netleşmeden yazılmış bir kitap gibi, başlayalım da devamı gelir denmiş ama devamı gelememiş gibi.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Yarisina kadar cok guzel gitse de yarisindan sonra icinde bir olmamislik barindiran kitap. Yine de birkac cumle var ki sadece onlar icin bile "İyi ki okumusum." diyebilirim.
"Çok güzel bir kurgu olan bu betiğin sonunu beğenmedim. Saçma bir sonla bitti demektense ikinci betiğe yeşil yakan bir son demeyi yeğlerim. Akıcılık, sürükleyicilik ve merak uyandırıcılığın uyumla birbiriyle dans ederken özünüzü Haluk olarak sezeceksiniz. Sevişme sahneleri tadındaydı. Fazla detay vermeden o sahneyi sezmek önemlidir. Ne zaman başladığı belli olmayan düş izkovarcılığı (dedektifliği) için çözümü ancak o apartmandan taşınmaktır. Haluk, çevirilerden dolayı asosyal hayatını törpülemek için Nejat'ın yaşamını merak etmesiyle başlar. Benim yorumumla betiğin sonu; Haluk bu gördükleri hep bir kabus olduğunu anlar. Uyandığında Selin'e sarılmış bir şekilde TV karşısında uyuyakalmış olduğunu anlar. Düşler çok karmaşık bir alemdir. Elbette hepimizin enterasan düşleri olabilir. Haluk'un yerinde olmayı hiç istemem. İlk bir betik yorumum yazmakta zorlandım. Betiği %95 beğendim. %5 beğenmedim çünkü basit bir sonla bitiyor. Heyecanlı bir son bu betiğe çok yakışırdı. Sonuna rağmen betik, dizi uyarlaması olarak izlemek isterdim. Şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum."
Hakan Bıçakçı'nın ilk okurlarından olduğumu gururla beyan ederim :) Romantik Korku ve Rüya Günlüğü ilk çıktıklarında TRT'de bir tanıtımı olmuştu, o tanıtım üzerine alıp okumuştum.
Puanlama sizi yanıltmasın; Hakan Bıçakçı kuvvetli bir kalem aslında. Ama janr hiç bana göre değil. Bu kadar sürrealite beni çok yoruyor.
Bu arada Hakan Bıçakçı'nın moderatörlüğünde bir etkinliğe katıldım, çok hoşlandım konuşmalarından, üslubundan, bakış açısından... İzlemesi, dinlemesi zevk. Mütevazi ve hoş bir insan. Tanışmak isterdim.
Hakan Bey'in yokluktaki şeylerle imtihanı bitmiyor. Bu sefer de kendisine ait olmayan bir hayata dair rüyalar gören Haluk'u dinliyoruz. Hakan Bey, "rüyalarımızda tanıdığımız insanları görürüz" fenomenini tepe taklak ediyor. Takıldığı ufak şeylere bayılıyorum, çünkü onlara ben de takılıyorum. Külliyatını da yavaş ve emin adımlarla tamamlamaya çalışıyorum. =)
Bence bu kadar kısa bir roman için olabildiğince iyi bir son olmuş. İlginç bir konu ve ben heyecanla 2 gün içinde bitirdim. Elbette sonu daha farklı olabilirdi ya da bu kadar aceleye getirilmeyebilirdi. Ama o zamanda etkili olabilir miydi bilmiyorum. Genel olarak beğendim, aralarda okunabilcek çıtır bir öykü diyebilirim.
Bir günde elinize alıp bitirebileceğiniz, aksi takdirde bitirmekte zorlanabileceğiniz bir kitap. Aslında fikir, kurgu çok güzel. Zaten Hakan Bıçakçı okuyanlar kendisinin rüya, kabus, paranoya, gerçek halüsinasyon arasında gidip gelen karakterlerine aşina oldukları için keyif alarak okuyacaklardır. Ancak bir yerden sonra bu kadar uzamasa mıydı acaba dedirtiyor.
Hakan Bıçakçı biraz daha zorlasa çağdaş Türk edebiyatının Stephen King'i olabilecek potansiyele gerçekten sahip. Rüya Günlüğü ilk dönem kitaplarından olmasına rağmen müthiş psikedelik şizofrenik öğelere sahip. Normalden anormale doğru yavaş yavaş siz ne olduğunu anlayamadan aşıyor tümsekleri. Hakan Bıçakçı'nın her yazdığını severim, bunu da çok sevdim. Üç vermemin sebebi biraz sıradan ve durağan bir anlatım tercih etmiş olmasından dolayı yer yer sıkılmış olmamdan. Yoksa yazar 2001'de Inception'a ilham verecek bir kitaba imza atmış. Son olarak değinmeden geçemeyeceğim. Hayatımın bir döneminde mutlaka bir Hakan Bıçakçı apartmanında yaşamak istiyorum.
Hakan Bıçakçı'yı seviyorsanız okumanız gerektiğini düşündüğüm kitap. Sonlara doğru çok fazla kafa karışıklığı olduğundan yakınanlar var fakat yazarı özel kılan da kitaplarının sonunu hep karmaşık ve net olmayan bir şekilde bitirmesi bence. Nasıl yorum yapacağımı bilmiyorum açıkçası çünkü kitapları yorumlamayalı uzun zaman oldu, kusuruma bakmayın. Yine de en basit şekilde, belirsizlikleri ve Hakan Bıçakçı'nın yazım tarzını seviyorsanız bunu da sevebilirsiniz. 4,5/5
Benim gibi rüyalara takıntılı ve rüya günlüğü tutmakta olanların çok seveceğine eminim. Alper Canıgüz absürdlüğünde, kolay okunan eğlenceli bir kitap. Aynı olayları Profesör ve Nejat'ın bakış açısından da okumak isterdim. Okuduğum ilk Hakan Bıçakçı kitabı ve kesinlikle son olmayacak :).
Tum Hakan Bicakci kitaplari gibi kolay okunan, merak ettiren, bazi cumleleriyle tokat gibi carpan bir kitap. Ne oldugunu bir gun bulacagimi umut ettigim oturmayan bir sey var romanlarinda.