“…Onu tanıyamamak sinsi bir korku gibi yüreğini kapladı. Aradan otuz sene geçmişti; zamanın yaratacağı değişiklik inkâr edilemeyecek kadar önemliydi. Onu KGB’nin sorgu odasındaki son hâliyle gözlerinin önünde canlandırdı. Beklediği kişi o tarihlerde gencecik bir görevliydi. ince, zayıf ve sarışın. Ama tanıdığı en acımasız ve gaddar ajanlardan biriydi. Tam bir hafta kendisini sorgulayıp, işkence etmişti…” Emekli ve yaşlı bir ajan: Samim Vardar. Teşkilat ondan bir şüpheliyi teşhis etmesini istiyor. şüpheli, bir işkence tezgâhında ona hayatının en büyük kâbusunu yaşatan kişi olabilir. Ve Samim Vardar, geçmişte yarım kalmış gibi görünen hesapların, bir gün tamamen kapanmak üzere insanın karşısına çıkabileceğinin gerçeğiyle yüzleşiyor.
Osman Aysu, 1936'da İstanbul'da doğdu. Üç asırdan beri İstanbul'da yaşayan bir Osmanlı ailesine mensup olan yazar, ilk ve orta öğrenimini bu şehirde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu.
1994 yılından bu yana kaleme aldığı polisiye ve gerilim romanlarıyla tanınıyor. At Kuyruklu Adam, Cellat, Çöl Akrebi, Şeytanın Maskesi, Güvercin Kayalıkları, Kurt Sığınağı, Lenin'in Mangası, Londra-Moskova Hattı, Sorguç, Yanık Yüz, Miras, Bir Aşk Masalı, Karanlıkta Fısıltılar, Kuşkunun Ötesi, Rapsodi, Nemrut'un Gazabı, Sır Duvarları adlı kitapları vardır.
Retired intelligence agent Samim Vardar has long since left his former profession far behind him. Although the scars he bares have never fully healed. Particularly from the gruesome wounds he sustained while being tortured by a sadistic Russian agent named Igor Kariagin. Yet Samim’s experiences may yet prove useful to Turkey’s National Intelligence Organization as they try to identify a suspicious Russian doctor now living in İstanbul. One look into the Russian’s eyes is enough to convince Samim of the sadist’s return. The problem lies in convincing the younger intelligence agents of this when, as far as they know, Kariagin died some years ago in Russia.
There is certainly a pleasure in reading how a supposedly over-the-hill “agent” (“casus” in Turkish) is not quite as useless as some of the younger generation might suspect. You have to admire his determination and his keen eye for the art of shadowing a suspect. What comes off a bit too repetitive, however, is how others, even the younger agent who deeply admires him, dismiss his suspicions and suggestions as bordering on senility, find out Samim was right, praise him to high heaven, and then discount his next suspicions. I could also do without Samim’s smug grins every time he seems to know something the younger agents couldn’t seem to figure out on their own. Then again, I guess he earned his conceit.
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı yıllar önce. O zamanlar beğenmiştim, şuanda da farklı düşüneceğimi sanmıyorum.
Bu kitap sayesinde diğer eserlerine göz atmıştım. Fakat bunun dışında hepsi çok klişe. Yakışıklı ajan güzel uzmana aşık oluyor, birlikte operasyonu yürütüyorlar vs. vs.
Türk dizisi olmamaya çalışan ama sonuçta ona benzeyen kitaplar yazıyor Osman Aysu bana göre. Bu kitapta klişe temalar ya da Türk dizisimsi bir tat yok, heyecanlı, akıcı, karakterleri ise iyi. Okumanızı öneririm fakat yazarın diğer kitaplarından uzak durun derim.
Osman Aysu'nun okuduğum iki polisiyesi basit önermeler üzerine kurulmus, polisiye türüne yenilik getirmeyen örnekler. Casus romanındaki emekli MİT ajanı Samim Vardar karakteri bir parça da olsa iyi geliştirilmiş ama konu ve olay örgüsü pek ilginç değil doğrusu. Biraz hayal kırıklığı yarattı bende.
okumam üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen hatırladığım kadarıyla : takip sahnelerini iyi yazıp gerilimi yaşatsada , kurgusu ve olay örgüsü açısından vasatı aşamıyor.