Remzi Kitabevi, Yeni türk yazarları serisi: 37 İstanbul, 1979. 1. baskı. 248 s.
Azra Erhat (1915-1982)
Bu kitap yaşanmış bir hümanizmadır.
Homeros destanlarında insan, toplum ve doğa ile uyum içinde olduğundan özgür ve mutludur. Platon ve tek tanrılı dinler insanı beden ve ruh diye ikiye bölmekle bozarlar. 20. yüzyıl insanı yitirdiği uyumlu birliği yeniden kurma çabasındadır.
Çağımızın bu can alıcı sorunu Homeros, Platon, Dante, Shakespeare, Galile, Luthet, Beethoven, Yunus Emre ve Atatürk’ün eserleri ve sözleriyle incelenmektedir.
Canlı bir diyalog halinde yazılmış olan bu eser Batı kültürüyle Türkiye’nin kültür değerleri ve olanakları asasında köprü kurar.
4 Haziran 1915’te İstanbul-Şişli’de doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Belçika’da yaptı. 1939’da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ni bitirerek Klasik Filoloji Bölümünde asistan olarak göreve başladı. 1946’da doçent oldu. 1948’de aynı fakültedeki öğretim üyeleri Pertev Naili Boratav, Behice Boran, Adnan Cemgil, Niyazi Berkes’le birlikte üniversiteden uzaklaştırıldı. 1949-1950 arasında Yeni İstanbul ve Vatan gazetelerinde çalışti. Uluslararası Çalışma Örgütünde (ILO) kütüphanecilik yaptı.
İlk çevirileri Tercüme dergisinde çıktı. Sofokles, Aristofanes gibi yazarların eserlerini Türkçeye kazandırdı. Yeni Ufuklar dergisinin yazarlarından biri olan Erhat, bu dergi çevresinde gelişen hümanist anlayışın öncüleri arasında yer aldı. Batı uygarlığının kökenini ve Anadolu’ya dayandıran ve Anadolu kültürlerini bir bütün olarak gören Halikarnas Balıkçısı ile aynı görüşleri paylaştı ve aralarında derin bir yakınlık doğdu. Yine çok yakınındaki Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte çevirdiği Hesiodos’un Theogonia ve "İşler ve Günler" adlı yapıtlarıyla Hesiodos üzerine araştırmaları, 1977’de "Hesiodos, Eserleri ve Kaynakları" adıyla basıldı. Bu üç isim bir arada "Mavi Yolculuk" terimini Türk ve dünya literatürüne kazandırdılar.
Azra Erhat, kansere yakalandı. Londra'da tedavi gördü, ama sonuçsuz kaldı. 6 Eylül 1982'de 67 yaşındayken İstanbul’da vefat etti. İstanbul-Üsküdar Bülbüldere Mezarlığına defnedildi.
Atatürk'ü İlyada kahramanlarindan Hektor'a benzetmesinin bir dönem sebep olduğu tartışmalarla da gündeme gelmiştir.
Bir varmış bir yokkuş, ‘tütün’ diye güzel bir sözcük varmış Türkçemizde. Tütmekten gelir, tütsüyle ilgiliymiş. Gel zaman git zaman İspanyollar Amerika diye yeni bir kıtadan tabacco diye büyülü bir bitkiyi yaymışlar dünyaya. İşte o gün bu gün ne olduysa güzelim tütüne olmuş; adını bu bitkiye verip kendisi dumana dönmüş Homeros’un dilinde thyo diye bir fiil var (thüo okunur), o da ‘tütmek, duman salmak’ anlamına gelir. Üstelik kutsaldır anlamı, çünkü ilkçağın insanları sunu niyetine ödağacı gibi, günlük gibi bol duman ve güzel koku saçan bitkiler yakarlardı. Thyo da işte bu çeşit sunular için kullanılırdı. Latince fumus, Fransızca fumeé aynı kökten gelir. Ya bizim tüt- kökü nereden gelir? Dilciler bölük bölük bölmüşler, soy soy ayırmışlar dilleri: Hint-Avrupa soyu demişler, Ural-Altay soyu demişler. Belli bir soy içinde akrabalığa amenna, ama ayrı diye bilinen iki soy arasında birlik benzerlik mi, haşa, olamaz! Amerika’daki ırk ayrımı gibi bir şey bu. Onun için Yunanca thü-kökü ile Türkçe tüt- kökü arasında bir akrabalık olup olmadığını kitaplara sorup arama. Ama insanların da, dillerin de kaynağına gittin mi, birçok benzerlik bulursun. Bu da öyle bir benzerlik olsa gerek: Ateşe değince yaş maddenin tüte tüte çıkardığı her ses her kulağa göre birdir, buna tu-, thu- ya da fu- demekle insanlar hangi ırk ve dilden olurlarsa olsunlar bir ses benzetmesi yapmış olabilirler
Kitapçıda dolaşırken denk gelmiş; ismi ve giriş kısmıyla beni etkilemişti. Homeros ile başlayıp Yunus Emre ile sonlanan bir kronoloji ile bize insanı anlatmaya çalışmış Azra Erhat. İkili diyalog şeklinde ilerleyen kitapta mitolojik olaylar ile insani durumların ortaya koyması çok güzeldi benim için. İnsanın inanışını da bu pencereden başlayarak açıklaması da çok güzel. İthake’ye selam olsun.
ALINTILAR- 1)”Ruhlar için ölüm su olmaktır, su için ölüm toprak olmaktır, topraktan su olur, sudan ruh.” Herakelitos (syf.67) 2) “İnsan bugün mutluluğunu insan olmakta buluyor.” (syf.88) 3)”Zaman zaman insan tavuskuşu gibi başını kanatlarının altına koyar, koruyucu arar kendine, unutur ki, altı da saklandığı kendi kanatlarıdır.”(syf.90) 4)”İnsan hayata nasıl doğduğunu anlatamadığı gibi, kültüre de nasıl doğduğunu anlatamaz.”(syf.134) 5)”Nietzsche Dionysos Tanrı ile Apollon Tanrı’yı görür tragedyada ve genellikle tragedya gibi insanı söylemeyi başaran her sanat eserinde, sanatın kendisinde. Dionysos-Apollon, coşkun güçle durgun güç, kaynayan ateşle parlayan ışık: İnsanda vardır ikisi de, insan hem sarhoştur, hem akıllı. Sanat da insanoğlunda bu iki gücün çarpışmasından doğar. Uyum demek, bu iki karşıtın ölçülü birliğinden doğar.”(syf.216) 6) “Nedir aşkın bu hem sevinç hem hüzün veren özelliği? Hepimiz tatmışızdır bu hayatta tadı, ama hiçbirimiz bulamadık ki nedenini. Yunus gibi San Francesko da bu karşıtlığı yaşamış. Bak ne diyor: O gaudio del mio cuore Ohime! che gran dolore. Yüreğimin sevinci Ah ne büyük acı (syf.239)
Bir kitapçıda İş Bankası kitapları arasında, Platon'un Devlet kitabının yanında bulduğum bir kitaptı Ecce Homo. Azra Erhat Homeros ile başlamış, didiklemiş durmuş insan nedir, ruh nedir diye. Yunanca'da her bir tabir için farklı bir kelime vardı modern dillere çevrilemeyen, beni etkileyen. Yavaş yavaş günümüze geldik sonra, Platon'un insan anlayışından bahsetti yazar, sonrasında bunun dini insan görüşüne temel atan ilk görüş olduğunu savundu. Buradan dinlerde insanı inceledik, eski zamanlardan bu yana ne değişti diye. Sonra ortaçağ, Rönesans derken sanayi devrimine geldik. Oradan da modem döneme geldik yavaş yavaş. Genel olarak Batı edebiyatından parçalarla alıntılayıp kendi düşüncelerini aktarmış yazar. Varsın olsun, zira en son yine dönüp dolaşıp kendi kültürümüze döndük, Yunus'ta bulduk kendimizi. Beni en çok etkileyen kısımlar genelde Türk isimlerden yapılan alıntılar oldu çünkü o dönemin yaşantısı ve zorlukların nasıl yenildiğini bir kez daha görmüş oldum. Belki başka birisini o kadar de etkileyecek bir kitap değildir, ama ben çok keyif aldım okul yolunda azar azar okuduğum bu kitaptan. Bu kitap bitti ben başladım kısmen. Diyaloğun samimiyetini sevenler bir baksın derim.
First of all, stepping into the world of a figure like Azra Erhat is an amazing feeling. Her immense intellectual wealth, a true treasure, is truly mesmerizing. The book has an excellent opening, and for a while I couldn’t put it down. However, toward the end, it feels as if it shifts into a diary-like format. The author’s inner conflicts and opposing ideas can be a bit tedious, but overall, it was still a good book.