Huzursuz bir tebaa, insanlar, onların oğulları ve kızları, tekinsiz bir büyüme ve karmaşa, yazdığına, yarattığına bin pişman çürük bir iç çekiş. Dünya üzerindeki tek barışçıl unsurun bir hazan yaprağı olduğunu bilen biri için, beyaz kâğıt gümbürtülü ve tepetaklak bir düşüşten başka bir şey değildir. Bunca yıl yazdım, bunca yıl korktum, bunca yıl bıktım. Yetmez mi?
"Ağula, bir üst isim. Bütün üst isimler gibi hem bir ağırlık hem de bir hafiflik taşıyor. Her şeyle ilgisi var ama ilintisi yok gibi. Ağu bildiğimiz zehir. Ben buradan bir kelime türettim. Öykülerime denk düştü ve bir sözcük olarak sahip olduğu ses güzel. Yazı da zehirli bir şeydir. Üstelik seyreltilmesi yine yazıyla mümkündür," diyor Sibel K. Türker.
Ağula, acının tekdüzeleştiği bir ortamın, el yapımı bir cehennemin merkezinden gönderilmiş bir mektup. Okuru şaşırtacak ölçüde bilgece yazılmış bir günlük yaşam iddianamesi.
"Acılardan bir acı beğen. Bu kitapta Onuncu Öykü, hayatla ödeşmek isteyen her okura yeter artar."
2005'te yayımlanan Öykü Sersemi adlı öykü kitabıyla Yunus Nadi Öykü Ödülü'nü kazandı. 2006'da yayımlanan Ağula adlı öykü kitabıyla Haldun Taner Öykü Ödülü'nü elde etti. 2012'de yayımlanan Hayatı Sevme Hastalığı adlı romanıyla Yunus Nadi Roman Ödülü, Duygu Asena Roman Ödülü ve Ebubekir Hazım Tepeyran Roman Ödülü'ne layık görüldü
İkinci Sibel K. Türker kitabım ve ikinci kez öykülerini sevemedim, öykülerine ısınamadım. O sebeple ileride fikrim değişmediği sürece bir kere daha kendisini okumayı düşünmüyorum ne yazık ki.
Bu kitap hakkında bir şeyler yazmak zor, aslına bakarsanız. Neresinden tutarsanız tutun eksik bırakacağınız bir şeyler var çünkü. O yüzden sürçü lisanım affola.
Okuduğum ilk Sibel K. Türker kitabıydı. Beklentisiz değildim, öncelikle onu belirteyim. Yazarın ödüllü kitabından okumaya başlamam da bunun kanıtı. Nitekim bence kitap aldığı ödülün hakkını veren bir kitap, öyküler de okurda bir yerlere dokunmayı başaran öyküler.
Bazı öykülerde insanı huzursuz eden, rahatsız hissettiren, 'ne okudum ben yahu!' dedirten, okumaktan pek hoşlanmadığımız kıyıda köşede kalma duygular da var. Ben yazarın okurda bilhassa böyle bir his uyandırmak istediği kanaatindeyim. Bu açıdan baktığınızda başarılı olmuş.
Velhasıl bence bu kitap öyküseverlerin listelerinde olmalı. Çünkü türün klişelerinin içinde sıkışmamış.
Epeydir öykü okumuyordum. Dili çok güzel ve verdiği çocukluğumda geçmesi hissi kalbimi ısıttı. Her öyküden sonra vay dedim. Diğer kitaplarını da okuyacağım.