Değirmen, Reşat Nuri Güntekin'in güldürü tarzındaki kısa bir romanıdır. İlk basım tarihi 1944'tür. Romanda, uydurma bir deprem olayının büyüyerek Osmanlı Devleti'nin ve hatta dünyanın gündemine giren bir mesele haline gelmesi hikaye edilir. Anadolu'daki yoksul bir kasaba olan Sarıpınar'ın 1914 senesindeki ileri gelenlerinin ruh dünyası anlatlmış, çıkarcı ve entrikacı devlet yetkilisi tipleri işlenmiştir. Acı bir mizaha dayanan yapıt, Turgut Özakman tarafından Sarıpınar 1914 adıyla oyunlaştırılmış ve ilk kez Ankara Sanat Tiyatrosu'nda sahnelenmiştir (1968). Barış Pirhasan'ın senaryosuna dayanılarak Atıf Yılmaz tarafından bu adla filme alınmıştır (1987).
Reşat Nuri Güntekin (Istanbul, 25 November 1889 - London, 13 December 1956) was a Turkish novelist, storywriter and playwright. His novel, Çalıkuşu ("The Wren", 1922) is about the destiny of a young Turkish female teacher in Anatolia; the movie was filmed on this book in 1966, and remade as TV series in 1986. His narrative has a detailed and precise style, with a realistic tone. His other significant novels include Yeşil Gece ("Green Night") and Yaprak Dökümü ("The Fall Of Leaves")
Biography
His father was a major in the army. Reşat Nuri attended primary school in Çanakkale, the Çanakkale Secondary School and the İzmir School of Freres. He graduated from Istanbul University, Faculty of Literature in 1912. He worked as a teacher and administrator at high schools in Bursa and Istanbul, then as an inspector at the Ministry of National Education (1931). He served as the deputy of Çanakkale between 1933 and 1943 in the Turkish Parliament, the chief inspector at the Ministry of National Education (1947), and a cultural attaché to Paris (1950), when he was also the Turkish representative to UNESCO.
After his retirement, he served at the literary board of the Istanbul Municipal Theatres. He died in London, where he had gone to be treated for his lung cancer. He is buried at the Karacaahmet Cemetery in İstanbul.
1914, Sarıpınar kazası… Bir akşam kazanın ileri gelenleri aralarına kaymakamı da alıp çalgılı çengili bir eğlence tertip ederler. O esnada ufak çaplı bir zelzele olur, afet büyük değildir, ancak can havliyle kaçarken yaralananlar olur. Kaymakam yaralanmadan ziyade sarhoşluktan baygınken işgüzar bir memur deprem haberini merkeze uçurur. Sonrası muazzam bir komedi; haberi köpürten basın, uluslararası boyuta ulaşan yardım kampanyaları, olmayan deprem yaralarını sarmaya koşan yardım heyetleri, gölgesinden korkan idareciler ve Anadolu insanının hiç bitmeyen yalnızlığı, terk edilmişliği… Uzun bir aradan sonra tekrar okuduğum bu kitapla Reşat Nuri'ye hayranlığım pekişti; kullandığı dili, anlatımı çok beğeniyorum, ayrıca insanımızı, bu toprakları çok iyi gözlemlediğini ve aktardığını düşünüyorum… Edebi açıdan çok tatmin edici olmasına ve okurken yer yer kahkahalara boğulmama rağmen kitaptan geriye bende büyük bir burukluk kaldı. Zira aradan geçen yüzyıl fazla bir şey değiştirmemiş; çok bilenler, sadece günü kurtarmaya uğraşıp bir adım sonrasını düşünmeyenler ve işini her koşulda yürütenler ile biçare halk yerli yerinde duruyor. Ve hala doğruları söyleyip, işini iyi yapana "deli" deniyor...
100 yıl geçse de hiçbir şeyin değişmediğini bir kez daha gösteren eserlerden biri Değirmen. Hikaye akıp gidiyor, yazarın anlatımı da nükteli olunca kitap nasıl bitti anlamıyorsunuz. Güntekin 1900lerin başında geçen bu hikayesinde memuriyeti, idareciliği, bürokrasiyi o kadar güzel hicvetmiş ki önce gülüyor, sonra tıpkı alıştığımız gibi "cık cık cık" yapıyorsunuz kınamak için. Ama aradan kaç yıl geçtiğini hesaplayıp insanımızın, yöneticilerimizin zihniyetinin bir gram bile değişmediği, gelişmediği dank edince tadınız epey kaçıyor. Kitabın adı da fazlasıyla anlamlı, zekice bir benzetme. 💯
Herkesin kendi çıkarları için elinden geleni yapması, yöneticilerin halkın normalinden bihaber oluşu, dedikodu, liyakatsiz insanların getirildiği makamlar... Hiç mi bir şey değişmez bir memlekette? Çok ilginç gerçekten.
1. Dünya Savaş'ının hemen öncesi, Sarıpınar adındaki küçük bir Anadolu kasabasındayız. Reşat Nuri Güntekin bu romanında, memleket meselelerini yansıttığı mercek olarak bu küçük kasabayı seçmiş. Tadına doyulmaz tasvirlerle bezeli olan böylesine incelikli bir kara mizah ve ona eşlik eden ustalıklı dil, o meselelerin insanın yüreğine oturttuğu ağırlığı bile hafifletiyor adeta. Ama uyarmalıyım ki; sene 2017 iken, bazı şeylerin yüz yıldır hiç değişmediğini görmek yüreğinizdeki o hafifliği yerinden söküp atarak yerini yeniden şaşkınlık ve üzüntüye bırakabilir...ve korkarım, o yıllarda; yani 1900'lerin başlarında, 100 yıl öncesinin toplumsal hayatına ait bir kaynağı okuyan bir çok kişi de yine benzer bir düşünceyi geçirirlerdi akıllarından. Dolayısı ile, bu romanın beni sevkettiği en temel düşünce bu oldu sanırım: milletçe, zihniyet değişimine karşı yüzyıllardır süregelen direncimiz ve takındığımız adeta düşmanca tavrın kökenleri ne, nerelere uzanıyor?
Vişne Bahçesi, soylu zengin bir ailenin çiftliğinde bir bahçedir, çocukluk anılarının olduğu, vaktiyle gülüp eğlendikleri... Öyle bir vakit gelir ki köylücük diye aşağıladıkları, hor gördükleri bir zamanlar ev sahibinin kölelisi olan insanlara, borçlarını ödeyebilmek için evlerini satmak zorunda kalırlar tabii ki vişne bahçesi ile birlikte. Şimdi yeni ev sahibi ağaçları ortadan kaldırıp toprakları kiraya vererek gelecek paraları hesaplamaktadır. Evlerinden, bahçelerinden, hatıralarından ayrılan insanları bambaşka yerlerde bambaşka hayatlar beklemektedir.
Köylücük'ün çiftliği satın alarak intikamını alışına sevinsem mi, yoksa zamanın burjuva sınıfı şimdi ne hallere düştü diye üzülsem mi bilemedim. Zaten bu hikayeyi Çehov komedi olarak değerlendirirken, Moskova Sanat Tiyatrosu kurucularından Konstantin Stanislavski trajedi olarak değerlendirmiştir.
Читатели хвалят. А хвалят ли «Мельницу» люди, предпочитающие смотреть на текст со стороны его осознания и понимания? Уловить суть происходящих на страницах событий трудно. Ясно одно — случилось землетрясение. Это активно действующими лицами обсуждается. Повествование тонет в диалогах. Может возникнуть мысль, что ничего нет, в том числе и выделенных на восстановление поселения средств. Развиваются события, совершаются ходы, разбираются варианты, только ничего не делается. Головы персонажей пухнут. Пухнут языки. Пухнет объём «Мельницы». Содержание растёт. Да всё мука, развеянная повсеместно. Следовало построить пекарню, построить же решатся, ожидаемо, медресе. На том миссия чиновников окажется выполненной.
❂ Цікава сатира на турецьке суспільство, але прикол (чи не прикол ?), що вся ця історія була би можлива у наших реаліях ... , то начебто нічого особливого і не зміниться ... Це історія про чиновництво загалом ...
𖣐 Книга написана простою мовою, читається з іронією, досить смішні зауваження ... Можливо, для українського читача буде дещо складно запам'ятати турецькі імена і посади... Однак це не є обов'язковою вимогою для розуміння суті цього твору ...
Reşat Nuri Güntekin (1889 – 1956 ), uzun yıllar öğretmenlik; okul yöneticiliği yaptıktan sonra müfettişlik görevi nedeniyle Anadolu'yu baştan başa gezme imkanı bulmuş bir yazar. Yazılarının çoğunda da Anadolu insanını, dertlerini ve toplumsal yaşamını anlatırken, Değirmen romanında olduğu gibi hükümetle, bürokrasi ile olan ilişkilerini de ele almış.
Değirmen, birinci dünya savaşı öncesinde Sarıpınar adlı ücra bir kasabada geçen olayları, inceden inceye espriler ile anlatan bir roman.
Kasabanın zenginlerinden Ömer Bey’in evindeki bir içkili eğlence gecesinde, Kızanlıklı Naciye lakaplı bir Bulgar kızının oynadığı esnada geceye katılan memurlar, ilçe mal müdürünün birdenbire: “Zelzele oluyor, arkadaşlar!” diye bağırması üzerine paniğe kapılırlar. İtiş kakış ve kaçışma sırasında kaymakam Halil Hilmi Efendi de hafifçe yaralanır. Daha doğrusu yaralandığına inanır. Oysa ne deprem olmuştur, ne yıkıntı vardır ilçede. İşleyen telgraflarla vilâyete ve İstanbul’a yansıyan bu hayali olay, gazetelerde fazlaca abartılmış haberlere yol açar . Olay, mutasarrıf, Vali, Hükümet hatta yabancı ülke elçilerinin dahil olduğu, içinden çıkılmaz bir karmaşa ve kara mizaha döner.
Bu roman, 1986 yılında baş rolünde Şener Şen'in olduğu, Atıf Yılmaz'ın yönettiği çok başarılı bir filme de uyarlanmıştır. Okuması da izlemesi de çok keyiflidir.
Я нічого не очікувала від цієї книги, а вона виявилась просто скарбом. Написана в 1944 році, а так ніби я сьогоднішні новини слухаю. Прекрасний взірець високої сатири на чиновництво, незалежно з якої вони країни. Єдине, що за 80 років нічого не змінилось