İçişleri Bakanı Şükrü Sökmensüer'in 20 Ocak 1947'de TBMM'de yaptığı konuşmaya Mareşal Fevzi Çakmak bir hafta sonra gazetelerde yayımlanan bir demeçle cevap verdi. Bu demeçte adı anılmaksızın söz edilen bir milli eğitim bakanına yönelik suçlayıcı ifadeler üzerine Hasan Âli Yücel bir açık mektup yayımladı ve bu bakanın kim olduğunu sordu. Cevap Demokrat Parti İstanbul İl Başkanı Kenan Öner'in Yeni Sabah gazetesinde yayımlanan köşe yazısıyla geldi: "Evet, o Maarfi Vekili sizsiniz..." Hasan Âli Yücel bu cevabın ardından Kenan Öner hakkında hakaret davası açtı.
Hasan Âli Yücel, açtığı hakaret davasındaki iddialarını DAVAM başlığıyla bir kitapta topladı. Ancak DAVAM sıradan bir hukuki belge değil, Hasan Âli Yücel'i bazı çevrelerin hedefi haline getiren ilerici niteliğini, çağdaşlaşma yolunda gerçekleştirdiği eserleri ve hümanist kişiliğini bir kere daha ortaya koyan tarihsel bir belgedir. Mahkemeye sunulan bu belgede Nâzım Hikmet, Niyazi Berkes, Behice Boran, Zeki Baştımar ve o dönemde yaşayan pek çok aydının adı geçmektedir.
Hasan Ali Yücel 16 Aralık 1897'de İstanbul'da doğdu. Aslen Göreleli olan babası; Ertuğrul Fırkateyni'nin kaptanı olan Amiral Osman Bey'in oğlu Ali Rıza Bey'dir, annesi Neyire Hanım ve eşi Gülsüm Refika Hanım'dır. Eğitim yaşamını sırasıyla Mekteb-i Osmani, Vefa idadisi, Cağaloğlu Darülmuallimin-i Âli'ye (Yüksek Öğretmen Okulu) okullarında sürdürdü. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdi ve 19 Aralık 1922'de öğretmenliğe başladı. 12 Temmuz 1932 tarihinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nin (Türk Dil Kurumu) kurulmasıyla Hasan Âli Yücel etimoloji kolu başkanlığına getirildi. 1934 yılında Cumhuriyet Halk Partisi'nden, İzmir Milletvekili olarak Meclise girdi
Hasan Âli Yücel'in bakanlık döneminin MEB'deki en parlak dönemlerden birisi olduğu iddia edilir. 28 Aralık 1938'de Hasan Âli Yücel, 2. Celal Bayar hükümetinde Milli Eğitim Bakanlığı'na getirildi. Üniversite reformu (Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi'nin kurulması, Yüksek Mühendis Okulu'nun İTÜ'ye dönüştürülmesi ve Ankara Tıp Fakültesi'nin kurulması), Köy Enstitüleri'nin kurulması, Dünya klasiklerinin Türkçeye çevrilmesi ve ilk resmi ve telifli Türkçe ansiklopedi olan İnönü Ansiklopedisi'nin ön çalışmaları onun bakanlığı döneminde gerçekleşmiştir. Devlet Konservatuvarının kurulması (20 Mayıs 1940), Türkiye'nin UNESCO'ya girişi onun çabaları sonucunda olmuştur. Dört yıllık çabaları sonucunda 25 Haziran 1946'da Üniversiteler Yasası çıkartılır. "Bu yasayla, yüksek öğretim kurumlarının Bakanlıkla olan "sıkı bağı" önemli ölçüde gevşetilmiş, mevcut kuruluşlar yapısal bir bütünlüğe kavuşturulmuş, böylece üniversiteye organik bir karakter kazandırılmıştır. Bu yasanın getirdiği bir başka sonuç da, "dışarıdan gerilim" yerine "içeriden denetim"in getirilmiş olmasıdır. Ankara Üniversitesi de bu yasanın sonucu olarak kurulmuştur."
Oğlu şair Can Yücel, babası için "Ben Hayatta En Çok Babamı Sevdim" adlı şiirini yazmıştır.
Hasan Ali Yücel'in Kenan Öner'e açtığı hakaret davası bir süre sonra kendisine karşı türkçü - ırkçıların öç alma davası haline gelmiş ve yoğun saldırılar, örgütlü aleyhte tanıklıklar karşısında Yücel davacıyken sanık gibi hissetmeye başlamış. Kitap Yücel'in Öner'in gösterdiği tanıkların beyanlarına karşı kendisini savunmak için yazdığı uzun dilekçeden oluşuyor. Yaptığı açıklamalar hem bakanlık dönemi icraatlarının açıklaması hem de kayırmakla suçlandığı solcu ve komünistlere bakışını net olarak gösteren bir belge.
Hasan Âli Yücel tarafından dönemin Demokrat Parti İstanbul İl Başkanı'na açılan davaya ilişkin Yücel'in beyanlarının toplandığı kitaptır. Sadece bir dava/cevap dilekçesi değil o dönem olan biten her şeyi tüm çıplaklığıyla anlatan bir yazılı belgeseldir adeta. Atsız'dan Türkeş'e kadar dönemin bilinen bir çok isminden ve bu isimlerin kendisine yaptıklarından bahseder. Bir insan düşünün, kendi partilileri de dahil olmak üzere bütün siyasi aktörler kendisiyle uğraşıyor fakat uğraşanlar içinde bir kişinin bile memlekete zerre faydası dokunmuyor. İşte bu kitap, bu hisleri ve duyguları kabartan bir kitaptır.
Ha bir de kitapta komunistlikle suçlanan bir çok kişi ABD ve Avrupa'ya kaçmış, gittikleri ülkelerde profesör olup bir çok kuramın kurucularından olmuşlardır. Eğer benim gibi Hasan Âli'ye, İsmail Hakkı'ya, Köy Enstitülerine, Türkiye'nin göz göre göre kaybedilen geleceğine takık biriyseniz kitabı yalnız başınıza okumamanızı öneririm. Sinir krizi geçirmeniz ihtimaline karşı yanınızda birini bulundurunuz.
Bir de kitaptan güzel bir alıntı yapayım: "Onların kurulmasına emek ve hatta hayat vermiş memleket evratları arasında bulunmak benim hayatımın en büyük şerefidir. Ben o konuda canla başla çalışırken; elleri uyuzdan yaralı, başları sirkeli bu bakımsız yavrucakları bağrıma bastım, onlardan yüksünmedim. Onları sevdim. Dün bu halde Enstitüye gelmiş köylü çocukları bugün kız-erkek aslan gibi büyümüş, işleri başında çalışıyorlar. Ben bu memleket evlatlarına hizmet ettim. Benim anladığım milliyetçilik budur, Türkçülük budur. Başka türlüsünü ne anlıyorum, ne kabul ediyorum..."