Yakup Kadri ile beni tanıştıran ilk eser, lisede edebiyat dersi için okuduğum romanı Yaban'dı. O kadar sene geçmesine rağmen kitap halen daha hafızamda. Çok sevmiş ve çok etkilenmiştim. Konusunun ve karakterlerin vuruculuğu ile Yakup Kadri'nin anlatımı, Yaban'ı okuduğum en iyi Türk romanlardan biri yaptı.
Daha sonrasında büyük bir hevesle okuduğum Kiralık Konak, benim için bir hayal kırıklığı oldu. Bu yüzden rafımda duran Hep O Şarkı'ya bir sene boyunca dokunmadım, tereddüt ettim. Fakat biraz önce bitirdiğim bu romana dair görüşlerimi yazmadan duramadım.
**spoiler**
Roman, çok sade bir aşk hikayesini bizzat bu aşkı yaşayan Münire'nin dilinden anlatıyor. Münire, kavuşamadığı imkansız aşkı için bir roman yazmaya karar veriyor. Kendisi de roman okumaya düşkün olan bu karakterimiz, başlarda acemice, fakat ilerledikçe sizi içine çeken imkansız aşkının hikayesini anlatıyor. Yakup Kadri'nin, Hep O Şarkı'da bir aşk hikayesini hem bir kadının gözünden hem de trajediden uzak ve içten bir şekilde anlatması, kitaba dair beni en etkileyen şey oldu. Münire ve Cemal'in mutlu bir sondan uzak aşklarını gerçekçi bir şekilde biz okuyuculara veriyor. Hikaye, yaşlanmış ve tam anlamıyla feleğin çemberinden geçmiş iki ana karakterin, Cemal ve Münire'nin 25 sene sonra buluşmaları ile bitiyor. Daha doğrusu, Münire'nin aşık olduğu adamı tekrar gördüğünde, genç kızlığından beri hayallerini süsleyen rüyasından uyanması ile bitiyor diyebiliriz. Bitişin aynı zamanda romanın başlangıcı olması, Hep O Şarkı'yı gözümde özgünleştiren bir etmen oldu.