Çok beğenerek okudum, bu Yaz Gökçeada'ya yani kitaptaki adıyla İmroz'a gidip tüm o evlere o gözle bakmak istedim. Anlatılanlar, olayların geldiği yer üzdü. Bu insanların yaşadıkları hayat, Boğaz'da evler ama mütevazi bir yaşam ilgimi çekti. Tüm anlatıların detayları, günlük yaşamın içinden kelimeler çok hoşuma gitti.
Bir çok kişi kitabın kurgusunu sevmedim yazmış ben sevdim. Önce akıllı bir çocuğun seneler önce günlüğüne yazdığı bir anı, sonra okuyan kişinin bugünden o anıya dair hatırladıkları, bu kurgu benim hoşuma gitti.
Kitaptaki karakterleri anlamakta başta çok zorlandım. Kim kimdi, kim kimin kardeşi, annesi , annanesi, komşusu, bir yerden sonra anlamaya çalışmayı bıraktım. Bu kısmı biraz yorucu oldu.
Kitapla ilgili tek sevmediğim şey Gliko'nun hikayesi oldu. Kitabın sonunu da bu bağlamda sevmedim. Ancak kitap o kadar iyi bir kitaptı ki, bu sevmediğim hikaye ve bitiş asla kitapla ilgili olumlu fikrimi değiştirmedi.
Kurulan geniş sofralar, geniş aileler, dikiş diken anneler, teyzeler, halalar, denizden gelince mideye indirilen havuç taratorlu sofralar, bu kalabalığı, aile ilişkilerini, çocukların bolluğunu, kuzenleri ne çok özlediğimi fark ettim. Bugünün modern dünyasında bize bir kabus gibi gelecek bol çocuklu b,r kahvaltı masası, çocukların birbiriyle kavga ettiği bir plaj gününü, piknikleri, sofraları ne çok özlediğimi ve bugünün bireyselleşmiş dünyasında bunların ne kadar uzak olduğunu bana düşünürdü kitap.
Bu tadı verecek başka kitaplar da olsa keşke...