"İçimde bir yengeç var. İçimdeki en kuytu kovukta yaşıyor olmalı; oradan seyrediyor herhalde her yaşadığımı. Ancak arada bir hissediyorum varlığını – ancak arada bir belli ediyor kendini. Ama biliyorum : hep orada... ... bana direnir çoğunlukla – dolambaçlı yollarla karışır yaptıklarıma, ket vurur. Bir yolunu bulup yaptıklarımı engeller; yapacaklarımı belirlemeğe çalışır. Bunun temelinde benim ile uyum içinde olmaması yatsa gerek. Benim yaptıklarım aykırı geliyor olmalı ona. Sanıyorum benden pek hoşnut değil. En çok dayanamadığı da, benim, devinimsiz, eylemsiz kaldığım zamanlardaki hâlimdir – (gün olur, hiçbirşey yapmak gelmez içimden; ya da : hiçbirşey yapmak gelir – öyle, bir köşeye oturur, saatlerce, etrafıma bakınırım – seyrederim. Kafamdan binbir türlü imge, tasarım, düşünce –öylesine, gelişigüzel– geçip durur; zaman da geçer ya, öyle –? aldırmam...), bu durumlarda, içimde, kocaman kıskacının çat–çatını, sert ayaklarının yan yan eşelenen öfkeli katırtısını duyarım. "Yürü git!", der bana; ama ben kalakalmış olurum. Dinlemem onu; belki, dinlemek elimden – içimden– gelmez."
Yazar ve felsefecidir. 1948 yılında Karamürsel'de doğdu. TED Ankara Koleji'ni bitirdikten sonra Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Yüksek Lisansı'nı aldı. Aynı üniversitede Felsefe Bilim Uzmanı oldu. Felsefe doktorasını tamamladı ve öğretim üyeliği yaptı (1972-1983). Tübingen Üniversitesi (Almanya) felsefe semineri üyeliği (1976-1977) ve Victoria Üniversitesi (Wellington) (Yeni Zelanda) konuk öğretim üyeliğinde bulundu (1981). Çeşitli basın organlarında yayın yönetmenliği, yayın kurulu üyeliği ve yayın danışmanlığı yaptı. Birçok dergide yazı ve çevirileri yayınlandı. Serbest yazar olarak çalışmaktadır.
İçimde bir yengeç var… İçimdeki en kuytu kavukta yaşıyor olmalı; oradan seyrediyor herhalde her yaşadığımı. Ancak arada bir hissediyorum varlığını –ancak arada bir belli ediyor kendini. Ama biliyorum: hep orada… Ortaya çıkıp kendini gösterdiği –kovuğundan çıkarak yaşadıklarımın içine girdiği– durumlar, galiba çoğunlukla, deniz kıyısında olduğum zamanlardır: O zamanlar –hele bir de ay varsa – hele hele, dolunay; ışığı da denize vuruyorsa – dayanamadığı bir itkiyle çıkar kovuğundan, kıyıya yönelir; beni de sürükler, götürür. O zamanlar açıkça duyarım içimde varlığını –tutkulu kıpırtılar, kopmak isteyen girişim başlangıçları, öteye atlama hazırlıkları: dopdolu bir özlem… . Oruç Aruoba okumalarına Benlik kitabıyla devam ettim. Bu kitabı okumamla birlikte yazarın külliyatından geriye kalanlar artık sadece şiir kitapları. Benlik’te, Aruoba kendi içerisine dönüyor. İçerisindeki yengeci anlatıyor bir yandan da yine kendine özgü sorgulamalarını, düşüncelerini aktarıyor. Beni en etkileyen kitaplarından olmadı ama Yengeç bölümünü bir başka sevdim. Yine birçok kısmın altını çizdim ve arada dönüp dönüp aynı yerleri okuyacağımdan emin gibiyim. Aruoba sevenler kaçırmasın.
Harry Haller’de insan ve bozkırkurdu, Aruoba’da insan ve yengeç. Ben’in ben’le diyaloglarını okumanın iki ayrı kitapta, eş zamana denk gelmesi. Psikanaliz çıktı çıkalı ben’i tek olan, tek bir ben yok. Travmalardan oluşan üç, beş ben’lik bütünü herkes. Freud’un alacağı olsun:) Normal miyiz? Patolojik miyiz? İnsanın içinde bozkırkurdu mu var? Yengeç mi? İd mi? Kişinin içinde barınan ruhlar iki ya da beş değil, sayılamayacak kadar çoktur; insan yüz zardan oluşmuş bir soğana, pek çok iplikten dokunmuş bir kumaşa benzer deyip olayı daha da komplike ediyor Hesse. Hayat, ben’in parçaları ile oynanan bir satranç oyunu, şah-mat çekip kazanmak ise yaşadığın sürece içinde taşıdığın tüm ben’likleri güldürmek ile eşdeğer.
İkisi de modern hayatta bölünmüş ruhlarda İkisi de melankolik İkisi de intihara meyilli Bozkırkurdu ve Yengeci diyorum.
‘Ben kimim?’ sorusuna cevap aramayı çok da abartmasak mı? İçindekiler hep bir ağızdan cevap verince, kısa devre olup yanılıyor sanki:)
*********
“-Çok acı çekiyor olmalı — kendi yerinde bu denli aykırı, yaşadığı dünyaya bu denli yabancı olmakla…
-Yaşadığın her an, her yaşadığın an, yaşar.
-Acaba şu ‘zırh’ım mıydı başıma en çok belâyı açan? — O çelişkili duygulanımlarla, yaşamın içinde zaten zorluk içinde olan konumumu, bir de başkalarına — ötekilere; sevdiğimi sandıklarıma ve beni sevdiklerini sananlara — iletememek; evet : iletmemek, iletmek istememek — bu, çok daha zorlaştırdı yaşamayı. Öfkemi de, o ötekilere yöneltirken, yumuşaklığımı iletemedim onlara; işte, hep zırhımı gösterdim onlara — sert oldum; ama, aslında olduğum yumuşaklığı, olamadım… (Çok sonra bile…) Niye — zedelenme beklentisinden; yani, korkaklıktan, herhalde…”
‘Dingin bir liman’ arayışı… Deniz ve Ay… Aruoba’da kendini okumak.
En sevdiğim yazarlar arasındadır Oruç Aruoba "Benlik" kitabı bir solukta bitti. "İçimde bir yengeç var." diye başlıyor kitap ve sayfalar ilerledikçe anlıyoruz ki bu 'yengeç', aslında günden güne yabancılaştığımız 'asıl benliğimiz.' Benliğinize Oruç Aruoba satırlarıyla yolculuk yapmak isterseniz tavsiye ederim bu kitabı. Sakin bir ortamda, dikkatle okunarak hakkı verilir bu muazzam kitabın. Arka fonda hafif müzik ve yanında bir fincan kahve eşliğinde...
"İçimde bir yengeç var. İçimdeki en kuytu kovukta yaşıyor olmalı; oradan seyrediyor herhalde her yaşadığımı. Bana direnir çoğunlukla... Dolambaçlı yollarla karışır yaptıklarıma, ket vurur. Tek bildiğim orada olduğu hep, ben yaşadığım sürece, orada olacağı. ondan kurtuluşum yok."
"Karanlık ama pırıl pırıl sularda oynaşan ayışığı, garip bir etki bırakır üzerimizde: durgun bir uyarılmışlık, dopdolu bir suskunluk, dingin bir devinimlilik, ölümcül bir yaşama coşkunluluğu..."
“Ama hep, bilinmeyen birşey değil midir, “yazgı”— yazıldığı en başından belli olsa da, yazılanın ne olduğu belli olmayan—okunamayan; okunabildiğinde de artık, zaten, ‘gerçekleşmiş’ ve ‘geçmiş’ olan?...” - Benlik, Oruç Aruoba ☀️ Oruç Aruoba okumadan ölüp gitmenizi istemiyorum. Lütfen okuyun çok seveceksiniz. 😍 Kendinize en uygun kitabını okuyarak bulacaksınız. “de ki işte” “ile” “hani” ilk defa okuyacaklara tavsiyemdir 👍🏻❤️ #OruçAruoba #felsefe #şiir #book #kitap #booklover #bookworm #kitapkurdu #kitapaşkı
Yürüme Üçlüsü'nden sonra Oruç Aruoba'nın tarzını en çok yansıttığı eseriydi belki de. Yengeç metaforuyla (ki Aruoba bunu yengeç burcu olduğu için tercih etmiş) insanın mantık-kalp çatışmasını anlaşılabilir aktarmış.
"Dünya bir çevre, bir yer (topos) ile onun içinde yaşayan insanların yapıp-ettiklerinin ve ilişkilerinin toplamından (ethos) oluşmaz. Bir insanın, bütün bunları da içeren bir yönelmeyle, yaşadıklarıyla ilgili düşüncelerini (anıları, gözlemleri, algıları...) kendi çevresinde toplamasıyla oluşur. Dünya, her bakımdan, ancak kurmakla varolur: ona yönelmiş, onu kurmaya çalışan bir çaba yoksa, dünya da yoktur, olmaz. Dünya kendi kendine oluşan doğa'ya karşılık, insanın oluşturduğu, tasarımlayarak kurduğu, bağlantılar kurarak yaptığı, ilişkiler kurarak varettiği bir bütünleştirme edimin ürünüdür." nasıl sevmeyeyim?
“İçimde bir yengeç var; Benden eylem istiyor; oysa ben, onunla uğraşmaktan, eylemde bulunamıyorum. Ben eylemde bulunmaya hazır olduğumda da, o bunu istemiyor. Belki, tam da bana bir şeyler yaptırmaya çalışmasından dolayı, benim bir şeyler yapmama engel oluyor. Orada içimde en yakınımda bulunduğu halde, nasıl oluyor da benim için bu denli anlaşılmaz, kavranamaz oluyor, anlamıyorum, kavrayamıyorum. Burnumun dibinde olduğu halde fersah fersah uzağımda..”
“Özgür kişi” : bunun da felsefenin en üst ülküsü olduğunu söylemek zorundayım — bu lâfa karşılık da, gene o zaman (aynı gün) yazdıklarıma eklediğim önerme var: “Tutsaklıklara bağlamışız özgürlüğümüzü.” Durum buysa hiçbir çıkar yolumuz yok demektir: Tutsak olduğumuzu bilmenin özgür olmamızı sağlayamaması bir yana, özgürlüğümüz zaten tutsak olmamızı gerektiriyorsa…
İçimde bir yengeç var!!! Ben ile ben arasında konuşmalar. Ben kimim gerçek ne ? Ben kimim, ve ne istiyorum ? Sn. Oruç Aruoba'nın da son sözde Nietzche'den alıntıladığı gibi 'Yalnızca eyleyen öğrenir' Ustalara sonsuz saygılarımla....
''İçimde bir yengeç var. Ona egemen olmalıyım — Öyle, hemen, çabuk bir ölüm istemediğimden değil — böyle bir ölümün gününün geldiğini görebilirsem, hemen isterdim onu —, daha kurabileceğim yaşam olanakları gö- rebildiğimden : istemim sürdüğünden — o tükenirse, ben de, onun istediğini yaparım...''
Ağustos 2015, ilk okuyuşumdu. Altını çizdiklerim şaşmadı daha da arttı. En mutlu zamanlarımın sorgulayışları ile bugün hala ayni değişmemiş, artmış. Üzülmeli miyim? "İçimde bir yengeç var?"
peki bunu okurken, bir yengeç kıskacı da bulduysam kumda? Benlik, Aruoba'nin kabuğuna dönüp, Felsefe tarihindeki "benlik" olgusunu refleksif olarak tartışmasını içeriyor, bir bengi sorgulama, iç sesin yankılanan soliloğu belki de.