Doğançay’ın Çınarlarını ilk kez 19 Haziran 1996’da gördüm— istasyondan yavaşlayarak geçen trenin içinden, sağ tarafta, Doğu’ya doğru; güneş, solumda, yamaç ardına epey devrilmişken. Hemen kavradım; pek de anlamlandıramadan... Sonra—daha yazmadan—kurdum onları. 14 Ocak 1997’de zamanları geldi : yazmağa başladım. 15 Mayıs’ta bir kez daha geçtim yanlarından—aralarından— : tam kurduğum gibiydiler. Yazılışları ise (Çiftehavuzlar / Yalıkavak / Karamürsel / Çiftehavuzlar) daha epey süreceğe benziyordu. 13 Haziran’da, benim gözlerimle, Yıldırım’ın mercekleriyle, ilk kez gittik Doğançay’a. İstasyonun tümüyle ‘metruk’ hâle geldiğini o gün öğrendim : hiçbir tren uğramıyordu Doğançay’a artık; çınarlarsa, tam—yaz başı—doluluklarındaydılar—herşey anlamına uygundu, yani... Yıldırım’ın fotografları da öyleydi; 1 Temmuz’da (Edip’de bulunacağını bilerek) arayıp bulduğum ‘motto’ da öyle—ama, yazmam—süren tıkanmalarla— 4 Temmuz’a kadar uzadı; metni de, aşağıda atacağım tarihte son hâline sokabildim ancak. Gecikir ya, her anlamlandırma, hep... Oruç Aruoba 16 Kasım 1997 Çiftehavuzlar
Yazar ve felsefecidir. 1948 yılında Karamürsel'de doğdu. TED Ankara Koleji'ni bitirdikten sonra Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Yüksek Lisansı'nı aldı. Aynı üniversitede Felsefe Bilim Uzmanı oldu. Felsefe doktorasını tamamladı ve öğretim üyeliği yaptı (1972-1983). Tübingen Üniversitesi (Almanya) felsefe semineri üyeliği (1976-1977) ve Victoria Üniversitesi (Wellington) (Yeni Zelanda) konuk öğretim üyeliğinde bulundu (1981). Çeşitli basın organlarında yayın yönetmenliği, yayın kurulu üyeliği ve yayın danışmanlığı yaptı. Birçok dergide yazı ve çevirileri yayınlandı. Serbest yazar olarak çalışmaktadır.
“Doğançay’ın çınarlarını ilk kez 19 Haziran 1996’da gördüm— istasyondan yavaşlayarak geçen trenin içinden, sağ tarafta, Doğu’ya doğru; güneş, solumda, yamaç ardına epey devrilmişken. Hemen kavradım; pek de anlamlandıramadan... Sonra—daha yazmadan—kurdum onları. 14 Ocak 1997’de zamanları geldi : yazmağa başladım. 15 Mayıs’ta bir kez daha geçtim yanlarından—aralarından— : tam kurduğum gibiydiler. Yazılışları ise (Çiftehavuzlar / Yalıkavak / Karamürsel / Çiftehavuzlar) daha epey süreceğe benziyordu. 13 Haziran’da, benim gözlerimle, Yıldırım’ın mercekleriyle, ilk kez gittik Doğançay’a. İstasyonun tümüyle ‘metruk’ hâle geldiğini o gün öğrendim : hiçbir tren uğramıyordu Doğançay’a artık; çınarlarsa, tam—yaz başı—doluluklarındaydılar—herşey anlamına uygundu, yani... Yıldırım’ın fotografları da öyleydi; 1 Temmuz’da (Edip’de bulunacağını bilerek) arayıp bulduğum ‘motto’ da öyle—ama, yazmam—süren tıkanmalarla— 4 Temmuz’a kadar uzadı; metni de, aşağıda atacağım tarihte son hâline sokabildim ancak. Gecikir ya, her anlamlandırma, hep...
o.a. 16 Kasım 1997 Çiftehavuzlar”
Oruç Aruoba, ‘Doğançay’ın Çınarları’, Metis Yayınları, İkinci Basım, Aralık 2013, sayfa 63
Türkiye'nin en önemli filozoflarından birisiydi Oruç Aruoba. Yaşamı boyunca hem akademik anlamda hem de felsefe anlamında çok değerli eserler ortaya koymuştur. 2020 yılında yaşamını kaybetmiştir. Yaşamı boyunca umarım hep beklediği şeyleri kazanmıştır. Bir sözü var, hayata dair harika bir aforizma. Kendinize motto edinirseniz mutlu olursunuz bence. "Ne beklediğini bilerek ama beklemeden yaşayacaksın" diye. Neyse, kitaptan bahsedelim biraz. Fena bir kitap değildi ancak çok güzel olduğunu da söyleyemem. Bir kısım ilgimi çekti, aşağıya ekliyorum.
"Görmüyor musunuz Nasıl hem ölüm Yüklüyüz hem de Taşıyoruz yaşamı."
geçici, dayanaksız, telaşlı insan hayatının ve savrulmalarının süregelenin sembolü olan çınarlar üzerinden - aynı zamanda bir önemsizleştirme tekniğidir - aktarıldığı, insanın düşünmeden yaşadığı hayatta yitirdiklerini yansıtan ve söğütlüçeşme'den metrobüse bindiğinizde topkapı'ya kadar rahatça bitirebileceğiniz fevkalade şiir.
bir orman manzarası gibiydi kitap, çınarların arasında bulunmak gibi, onlara dokunmak, onları dinlemek gibi.. çınar olmak gibi o dinginliği ve dallarıma konan ufak esintileri hissediyorum tenimde çınar manzarası, çınarların arasında olmak.