Sevmenin Zamanı bağnazlık ve ırkçılığın yol açtığı yıkımlar ve her şeye rağmen mutluluğu "inşa etme" gayretlerine dair sıcacık, ama sarsıcı bir roman.
Sevinç içinde olduğumuzda gözyaşlarını aklımıza getirmemiz zordur, keza dans ederken matemi göze almak ya da etrafımızda her şey yıkılırken her şeyin yeniden inşa edilebileceğini hayal etmek... Zaman insanoğluna armağanlar sunan bir hazine değildir. Hiçbir dakikasının içinde bir şey yoktur. Her dakikası, insanoğlu onu ne yapacaksa sadece odur. Ve böylece içkindir zaman, her var olanın zerresinde. Zaman bize hediye edilmiş boş bir defter gibidir, ne yazılırsa o okunur.
1940lı yılların ilk yarısı… Dünyanın kaderini değiştiren, yaşamları altüst eden ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı İkinci Dünya Savaşı yılları…
Her şey yıkılır, insanlık savaşın, hoşgörüsüzlüğün girdabına kapılmış akıl almaz bir hızla yok oluşa doğru sürüklenirken, ikisi de İstanbul Tıp Fakültesinde öğrenci, biri Müslüman diğeri Yahudi, iki genç aşka düşerler.
Her şeye ve herkese inat imkânsız bir aşk filizlenir aralarında. Kızın ailesi Odessadan göç etmiştir, erkeğinki ise Balkanlardan. Ve zoraki göçlerin İstanbulda buluşturduğu iki ailenin dramına eşlik eden bu büyük sevgi nice sınavlardan geçmek zorundadır.
Aslında 3 yıldız vermeye çok yakındım ama yazarın kitap için yaptığı araştırmanın genişliğini ve ciddiyetini düşünerek 4 yıldız verdim. İsmail ile Frida'nın aşkı beni hiç etkilemedi. O inandığını yapan, azimli, çalışkan Frida İsmail'in hiçbir hareketine karşı çıkamadı, İsmail'in bir dediğini iki etmedi. Hep çok şefkatli, sevgi dolu olduğu söylenen İsmail'in hiçbir hareketinde şefkat göremedim. Yazar sanki "aptal aşık" Frida'nın gözünden İsmail'i anlatıyor, o kalp kırdıkça, soğuk davrandıkça İsmail'i övüyor, bu hareketlerine açıklama getirmeye çalışıyordu. Bu iki insan birbirlerini neden sevmişlerdi, birbirlerine neden uygunlardı, birbirlerini nasıl tamamlıyorlardı ben anlayamadım.
İki kahraman da tıp öğrencisi olunca romanda bol bol hastane ve hastalık sahnesi vardı. Yazarın bu konuları gerçeğe uygun aktarmadaki çabasını takdir etsem de birçok detayı gereksiz buldum. Hangi hastalığın ne belirti verdiğini, hangi ameliyatın hangi aşamalarla yapıldığını uzun uzun okumamıza gerek var mıydı? Bunlar olay gelişimine ne katkı sağlamıştı? Yazarın tıbbi konuların içinde kaybolması bana konuyu gerçekten anlamamış ama ezberlemiş olan öğrencinin sınavda sayfalarca yazması gibi geldi.
Romanın en iyi tarafının 40'lardaki İstanbul'u ve oradaki azınlıkların hayatını anlatması olduğunu düşünüyorum. Yemekler, makyaj malzemeleri, kıyafetler, pastaneler, iletişim araçları, sanatçılar... Zamanın bütün bu detaylarını ince ince derleyip işleyen yazar bence çok güzel bir dönem romanı yazmış. Azınlık mensuplarının başına gelenleri yumuşak uslupla anlatmış. Bunu yaparken de bir olaylar dizisi kurgulamış. Bu olay belki Frida ile İsmail'in inandırıcılıktan uzak, tutuk aşkı değil de Şulman ailesinin öyküsü olabilirdi.