Kaybettiğimiz bir İstanbul'un hikayesi. 1890'lı yılların İstanbul'unda yürüyüşler yapıyoruz, sokakları dolaşıyor, insanları izliyoruz. Galata'ya, Kâğıthane'ye, Üsküdar'a gidiyor, Kadıköy'de tiyatro izliyor, Fener'de dinleniyoruz. Sarıyer'de manzaraya bakıyor ve Belgrad ormanına doğru at sürüyoruz. Kayıklarla geziye çıkıyor İstanbul'u, Türkleri, Rumları, Ermenileri, Yahudileri, diplomatları, üçkağıtçıları izliyor, gece alemlerine, camilere, çarşılara, mesire yerlerine dalıyoruz...
"Dünyada bu kadar farklı insanın bir araya toplandığı, birbirleriyle ve yabancılarla omuz omuza yaşadığı başka hiçbir şehir yoktur".
Loti'nin eserleri gibi Doğu hayranlığıyla dolu muhteşem çizimleri olan harika bir eser.