В настоящем издании представлены произведения, ранее не доступные широкому кругу читателей. Впервые публикуются "Детство", "Пантеон советов молодым людям", "Нечистая сила"; без сокращений - "Дюжина ножей в спину революции", "Записки простодушного" и другие книги А. Аверченко. Исчерпывающая полнота данного издания дает уникальную возможность представить творчество А. Аверченко-эмигранта. Для широкого круга читателей.
Arkady Timofeevich Averchenko (Russian: Аркадий Тимофеевич Аверченко; March 27, 1881, Sevastopol – March 12, 1925, Prague), was a Russian playwright and satirist. He published his stories in the journal Satyricon, of which he was also an editor, in the series of "New Satyricon", and other publications. He published a total of around 20 books. Averchenko's satirical writings can be described as liberal. After the Russian Civil War, he emigrated to Central Europe and died in Prague.
Averchenko was born on the 27th of March 1881 in Sevastopol. He was the son of a poor merchant, Timofey Petrovich Averchenko.
Averchenko completed only two courses at the Gymnasia because of his poor eyesight, which rendered him unable to work on his studies for extended periods. His eye had been damaged by a childhood accident. However, as time went by, his lack of formal education was compensated by his natural intellect, as the writer N.N. Breshko-Breshkovskiy has described.
Averchenko started to work at the age of 15, employed by a private transport company. He remained there for slightly over a year before pursuing other employment. In 1897 Averchenko left for Donbass to work as a clerk in the Bryansk mine. He worked there for three years and later wrote several stories about life at the mine, including "In the Evening" and "Lightning."
In 1903, at the age of 22, he moved to Kharkiv where his first story appeared in the newspaper "South Territory" on 31 October.
During 1906 to 1907 he edited the satirical magazines Bayonet and Sword. Finally in 1907 he was fired from this work, reportedly with the words, "You are a good man, but suitable for nothing." After this, in January 1908 Averchenko left for Saint Petersburg where he was to achieve success in his career.
In 1908 Averchenko became secretary of the satirical magazine Dragonfly (later renamed to Satyricon) and in 1913 he became its editor. For many years Averchenko worked successfully as a member of the magazine's staff together with many other notable people, including Nadezhda Teffi, Sasha Chorny, and Aleksey Remizov. His most lauded humorous stories were published in the magazine. During Averchenko's work at the Satyricon it became very popular, and theatrical works based on his stories were put on by many theatres throughout the country.
From 1910 to 1912 Averchenko more than once travelled to Europe with his friends and colleagues at the Satyricon (including Aleksey Remizov). These travels served Averchenko as a rich source for his creative work, and inspired his book Expedition of Satyriconers in Western Europe which was published in 1912. Averchenko also wrote many theatre reviews under several pen names.
After the October Revolution, Averchenko's life was greatly changed. In August 1918 Bolshevik leaders declared the Satyricon anti-Soviet and suppressed it.
Averchenko and all Satyricon staff took a negative position against Soviet authority. Averchenko struggled greatly in attempting to return to his own Sevastopol; in particular, he had to travel through the Ukraine, which was being occupied by Germans. Beginning in June 1919 Averchenko worked for the newspaper South (later the The South of Russia) and urged aid for the Voluntary Army.
On the 15th of November 1920 Sevastopol was taken by the Reds. Some days before Averchenko had had time to flee via steamer ship to Constantinople.
Averchenko felt comfortable while in Constantinople as there were many other fellow Russian refugees in the city at the time.
In 1921 in Paris he published a satirical anthology, A Dozen Knives in the Back of Revolution which Lenin described as "a book of great talent by the embittered to distraction White Guard." He followed this book with a collection of stories, A Dozen Portraits in the Boudoir Format.
On the 13th of April 1922 Averchenko moved to Sofia and later moved to Belgrade. Averchenko spent a brief time in both cities before moving again and ta
1917 Ekim Devrimi sonucunda Bolşevik baskısından kaçan Beyaz Ruslar’ın içinde yer alan yazar, ilk durak olarak geldiği İstanbul’da yaşadıklarını mizahi bir dille anlatmış. Kısa bir bölümde de ikinci durak Prag’daki yaşamdan söz etmiş. Mizah anlayışı bana çok hafif geldi. Konunun ciddiyeti yanında çocukça kalıyor mizahi yaklaşımı. Okumasam kayıp olmazdı.
"Çok yoksullaştık, çok. Adam gibi birbirimizi öldürmeye dahi gücümüz yetmiyor artık."
Avercenko'dan okuduğum ilk kitap Bir Safdilin Hatıra Defteri. Kitapta Avercenko'nun Kırım'ın Bolşevikler tarafından işgalinin ardından İstanbul, yani Konstantinopolis'e gelmesi işleniyor. Avercenko'nun 1920 yıllarında Konstantinopolis'te geçirdiği günler ve son 25 sayfası ise 1922'de Prag'da geçirdiği günler olmak üzere kitap sürüyor.
Kitap adından da anlaşıldığı üzere anı defteri sayılır. Ancak daha yüzeysel ve komedi tarzında. Yazar başından geçenleri mizaha dökerek anlatmış. Bol bol güldüğüm yer oldu kitapta. Kullandığı dili ve akiciligini sevdim. Olaylara bakış açısı ise acınası derecede trajikomik. Kitabı okurken zaten anlıyorsunuz ki vatanı olmamak, vatanına dönememek, yabancı topraklarda olmak vb kavramlar ne kadar da zor. Doğrudan anlatmıyor yazar bunları ama hissettiriyor. Sığınmacı olmak, günümüzde de büyük bir sorun iken kitabı okumak bir nebze iyi geldi bana.
Tabi ki sevmediğim yönleri de oldu, mesela yüzeyselligi. Çok yüzeyseldi eser. Pat pat birkaç olay oluyor, birkaç anı ve kitap bitiyor. Zaten olaylar da karışık şekilde anı halinde ancak yine de daha fazla anı, olay beklemedim değil. Az olması üzüyor okuru.
Türklere, Rumlara bakışıni da garipsemedim değil. Kitapta fazla Türk öğeleri yok. Olaylar hep Rus sığınmacılar arasında geçiyor ancak araya sıkıştırdığı bazı cümleler biraz fazla eleştiri içeriyor. Yine de o zamanin şartlarını bilmediğim için net bir yorum yapamıyorum.
Kısa bir eser okumak isteyen, farklı şeylere göz atmak isteyen herkese keyifli okumalar 🌼
Bu arada sayfama bir not: İstanbul'a bir sonraki gidişimde Pera'ya ugrayacagim muhakkak ❤️
Kendi ülkelerinden sürgün edilmiş Rusları yazar öyle bir dille anlatmış ki hayran kaldım! Okurken hem eğleniyorsunuz hemde düşünüyorsunuz. Keşke yazarın kitapları da çevrilse ☹
Dönemin İstanbul'u hakkında çok fazla bir bilgi içermese de, o dönem yaşayan gayrimüslim halk ile ilgili birçok bilgi edinilebilecek oldukça akıcı bir kitap. Birkaç saat içinde bitiyor. Çevirisinin oldukça başarılı olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim.
Kara mizahı her zaman seviyorum. Yazarın okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen inanılmaz sevdim. Kendi yaşadığı kötü durumları yazdığı gibi çevresini de anlatarak durumun kötülüğünü anlatırken sizi güldürme başarması takdir edilesi.
😃 Konstantinopolis’te evin bulunduğu sokağı ve numarayı bilmek işin sadece yarısıdır. Diğer yarısı bu numarayı bulmaktır, ki bu hiç de kolay değildir. (s.29)
не хочется слепо сравнивать белых эмигрантов и эмигрантов сегодняшних, но что-то неуловимое в общем поведении уезжающих из России и приезжающих в Стамбул и Прагу Аверченко уловил. советую читать вслух, очень расслабляет
Yazıldığı dönemin tarihsel arka planına neredeyse hiç değinilmemiş olması kitabın ufak tefek mizahi hikayeler çizgisinden ileri taşınmasını engellemiş. Kitap bu yüzden kısa kara mizah öyküleri çerçevesini aşamamış.
bu adam şu dönemde yaşasa şaka yaptıktan sonra şaka yaptığını asla söylemeyip onun şakası üzerine aileni arkanda bıraktıktan sonra “kanzi sadece şakaydı” derdi
Averçenko kendisinin de dahil olduğu ,devrim sonrası İstanbul’a kaçan Beyaz Rusların hikayelerini sarkastik bir tarzda hikaye etmiş. Sonunda da yine Prag’dan benzer hikayeler eklemiş. İnsanların hayatında ne büyük değişiklikler olduğunu gösterirken , acaba 50- 55 yıl önce neden oldukları diğer sürgünleri de düşünmüş müdür diye merak ediyor insan.
İstanbula hasret kaldığım bir dönemde karşıma çıktı. Döneminin özelliklerini yansıtmasa da kozmopolit İstanbulun gözü açıklığı çok güzel kaleme alınmış. Eğlenerek okudum. Bir kahve molasında bitirilecek derecede akıcı ve eğlenceli.
1917 Ekim Devrimi'nin Bolşevik zulmünden kaçarak Kırım'dan İstanbul'a sığınan Safdil'in, şehrin kaotik ortamında karşılaştığı zorlukları mizahi bir dille ele almasını ben çok sevdim ve son derece keyifle okudum. Başına gelen olayları tam olarak kurtlar sofrasına düşen bir koyun yaklaşımı ile ele alması son derece eğlendiriciydi. Bir hafta sonu oturun, okuyun, eğlenin derim.
Своеобразный юмор иммигрантов послереволюционного времени. Истории имеют свой колорит и затрагивают проблемы бежавшего высокого общества. Но так как проблемы у самого автора были по сравнению с внешним миром какие то простодушные, то все по этому абсолютно не воспринимаются серьезно.
Bolşevik ihtilâlilden sonra İstanbul’a ve oradan dünyaya göçen Ruslar hakkında mizahî, düşündürücü, dönemin İstanbulunu az buçuk anlatan eğlenceli hikâyeler.
Yazar işgal altındaki İstanbul'u,Çekoslovakya insanını ve Prag'ı oldukça mizahi şekilde anlatmış. Kitabı bu kadar hızlı bitireceğimi tahmin etmiyordum, okuması oldukça keyifliydi. Ayrıca Türk insanını Rus bir yazarın kaleminden okuma deneyimi edindim. Bu kitabın sonunda yazardaki değişimi hissettim. Farklı insanların ve farklı coğrafyaların yazarın kişiliğinde yarattığı değişimleri okuyucuya bu denli hissettirebilmesi bir başarı sayılır.
This entire review has been hidden because of spoilers.