Modernlikle birlikte mimari üretim sokaklardan fotoğraflara, filmlere, basılı yayınlara ve sergilere kaydı. Bu kaymaya paralel olarak duvarlardan ziyade imgelerle tanımlanan yeni bir mekân kavrayışı ortaya çıktı. Modernlik böylece mahrem olanın kamusallığı haline geldi. Modern mimarlık, mahrem ile kamusal arasındaki geleneksel ilişkiyi tamamen farklı değerlendiriyordu: Sonuçta mekân deneyimini de kökten değiştirmiş oldu. Mahremiyet ve Kamusallık, modern mimarlık hareketinin iki önemli şahsiyetinden, Adolf Loos ve Le Corbusier'nin eserlerinden yola çıkıyor ve modern mimariyi "modern" yapanın, kitle iletişim araçlarıyla kurduğu yeni ilişki olduğunu öne sürerek, daha önce görülmemiş boyuttaki kitle iletişiminin geleneksel mekân ve öznellik anlayışlarını temelden sarstığını savunuyor. Mimari eleştiri de bu bakış farklılığından nasibini alıyor: Colomina modern mimariyi, onu kitle kültürüyle zıtlık oluşturan bir yüksek sanat biçimi olarak düşünen konvansiyonel eleştiriyle anlamamızın mümkün olmadığını öne sürüyor ve tersine çevrilmiş bir stratejiyle mimari üretimi yirminci yüzyılın kitle iletişim sistemlerine yerleştiriyor. Arşivden şehre, modaya, savaşa, reklamcılığa ve müzeye kadar uzanan entelektüel bir yolculukta, mekânları algılama ve deneyimleme biçimlerimizdeki değişikliklerin izini süren kitap, mimari söylemi çizim, model, fotoğraf, kitap, film ve reklam gibi pek çok temsil biçiminin kesişim noktası olarak gördüğü için, mimari nesneye, yani artık başlı başına bir temsil mekanizması haline gelmiş olan "bina"ya başka gözlerle bakmayı öneriyor.
Fotoğraf, video, maske, çerçeve ve ekran. Kitabı bu kelimelerle özetleyebilirim. Yazar, modernizm ile hayatımıza giren kitle iletişim araçlarının mimari ile ilişkisini ele alıyor. Mimarinin fotoğrafla, müzeyle, dergiyle metalaşmasını inceliyor. Bunu da birbirinden farklı görüşlere sahip iki mimar olan Adolf Loos ve Le Corbusier üzerinden yapıyor. Adolf Loos geride hiçbir iz bırakmamak istemiş ve bu gizemiyle dikkat çekmiş bir mimar, Le Corbusier ise yaşamının her anındaki belgeleri saklamış biri. Loos’un yapıları içe dönükken Corbusier’inkiler alabildiğine dışa dönük. Loos yapılarının fotoğraflarda kendini göstermemesi ile övünüyor. Corbusier ise fotoğraflarda/videolarda güzel çıkması için kurguluyor yapılarını. Konuyu bu şekilde ele alması çok açıklayıcı olmuş. Ama birkaç noktada tekrar düşülmüş. Bu çok amatörce geldi bana. Yazarı da araştırdığımda mimarlık tarihçisi ve kuramcısı olarak ün salmış biri olduğunu gördüm. Daha iyi düzenlenebilirdi diye düşünüyorum.
Şehir, fotoğraf, reklam, müze ve iç mekân başlıkları altında incelenmiş konular. Teknoloji ile hayatımıza giren yeniliklerin mimari ile olan ilişkilerini irdelemek iyi bir yol bugünü anlamak için. Fotoğraf artık bizim için vazgeçilemez bir araç. Mimariyi bir fotoğraf karesinin içine hapsetmek normal geliyor. Peki bu ilk yapıldığında nasıl karşılanmış? neler denenmiş? Bilmek karşılaştırmak için iyi. Bir çerçevenin içine girenler dikkat çekiyor. Dışından kalanlardan kimsenin haberi yok.
Kitapta şöyle bir cümle geçiyor: “Demiryolunun şehirlere yaptığını, fotoğraf makineleri mimarlığa yapar, onu metaya dönüştürür ve kitleler tarafından tüketilmek üzere dergiler yoluyla aktarır.”. Le Corbusier bunu ilk defa yapanlardan biri. 1920-1925 yılları arasında 28 sayı olarak çıkan L'esprit Nouveau dergisinde mimarinin kitle iletişim araçlarıyla olan ilişkisine çok örnek var. (Dergi dijital ortama aktarılmış. Meraklısı için linki: http://arti.sba.uniroma3.it/esprit/in...) Bir sürü reklam alınmış dergiye. Kitapta bol bol fotoğraf var. Bu reklamları görebiliyoruz. Mimari yapıların fotoğraflarını da görmek mümkün. Fotomontajları da.
Bir de son olarak yazarın biraz kafası karışık geldi bana. Konuları ele alırken birbirleri içine çok girmiş. Daha derli toplu ele almasını beklerdim.
There are new ways here that helped me change my approach to architecture. Through photography and its history, especially the past century, Colomina treats a lot of topics here.
A brilliant study so full of imaginative insights it dizzies the reader. Stands of to numerous readings. Gender Studies and Architectural History never looked so good together.
“but how constrained these early windows were! laments Le Corbusier: the window is the "most restricted organ of the house." (significantly, he says "organ" rather than element, because the window is thought of first and foremost as an eye.)” crazy
kereen, cara dia menempatkan arsitektur sebagai sesama saudara dengan foto, lukisan, patung, pameran... bagus secara teoretik. cara melihat arsitektur sebagai hal-hal itu tadi [baca: media representasi] ini sangat modern. maksud saya, begitulah modernitas memperlakukan arsitektur dan media itu semua. arsitektur modern ADALAH media massa. dan lebih bagus lagi, dia membangun tesisnya ini dengan membandingkan perlakuan 2 arsitek terhadap dokumen: adolf loos yang membasmi semua catatan mengenai karyanya, dan le corbusier yang sebaliknya, menyimpan segala-gala pernik milik dia. yang pertama, memungkinkan terjadinya 'celah' atau ruang yang harus diisi oleh sejarawan. sedangkan yang kedua, justru menutup. yang pertama melahirkan ruang publik, yakni ruang yang dikeroyok banyak pihak untuk mengisinya kembali. sedangkan yang kedua kemungkinan itu justru kecil. fokus hanya pada dua orang arsitek saja, tapi melahirkan elaborasi teoretikal yang bagus.
Not only is the premise of this book (that architecture only became truly modern through its encounters with the media) brilliant, but Colomina can actually write!