"Bütün yanlışlarım, bütün gözden ve elden kaçırdıklarım, tutabildiklerim ve benim kıldıklarımla bir hayat yaşadım ve ben olmaktan, iyi kötü, ama böyle olmaktan en sonunda hoşnutluk duymaktayım. Garip bir bilgelik, güçlülük, yılmazlık duygusu var içimde. En sonunda ele geçirmeyi başardığım bir özgüven."
İçimden Kuşlar Göçüyor'un bir yerinde böyle diyor İnci Aral; acıları, kederleri ve mutluluklarıyla dolu dolu yaşanan bir hayatın, bir dönüm noktasında. Kadının tek başına yaşaması, yalnız taşıması gereken güç bir dönem bu; bedensel-ruhsal değişimler, eksiklikler ve farklı deneyimlerle olgunluğa, orta yaşa geçilen eşik. Duyguların uç noktalarda yaşandığı bu geçiş sürecinde, kendisiyle de geçmişiyle de hesaplaşma fırsatı buluyor yazar. Pek az kadının cesaret ettiği biçimde, yaşadıklarını açıkça, hiçbir şeyin arkasına sığınmadan irdeliyor; kendini içtenlikle, dürüstlükle, hatta acımasızlıkla sunuyor. Ölü Erkek Kuşlar'ın izdüşümleriyle kaleme alınan bu çalışma, belki de o kitabı tamamlayan bir sonsöz.
1944 yılında Denizli'de doğdu. Ankara'da Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü'nü bitirdi.
Altı öykü kitabı, altı romanı yayımlanmıştır. Yazar, 1992 yılında Ölü Erkek Kuşlar adlı romanı ile Yunus Nadi Ödülü'nü kazandı, 2002 yılında yayınlanan romanı Mor ile de Orhan Kemal Roman Armağanı'nı aldı.
1994'te yayımladığı Yeni Yalan Zamanlar, 2002'de yayımlanan Mor ve 2007'de yayımlanan Safran Sarı romanını Yeni Yalan Zamanlar başlıklı bir üçleme haline getirdi.
Roman ■Ölü Erkek Kuşlar (1992) – Yunus Nadi Ödülü ■Yeni Yalan Zamanlar (1994) ■Hiçbir Aşk Hiçbir Ölüm (1997) ■İçimden Kuşlar Göçüyor (1998) ■Mor (2002) – Orhan Kemal Roman Armağanı ■Taş ve Ten (2005) ■Safran Sarı (2007) ■Sadakat (2010) ■Şarkını Söylediğin Zaman (2011)
Yine güzel ve özel bir İnci Aral kitabı. Kadın ikilimleri, yaşadıkları, yapmak istedikleri yapamadıkları.... İnci Aral'ın kalemini beğeniyorum ama hep aynı tarzda yazması bir süre sonra sıkıcı olabiliyor. Zaten ÖLÜ ERKEK KUŞLAR ın başı ya da devamı gibi hissettim. Edebiyat güzel ama kadın konusu .... daha değişik biçimde ele alınabilirdi bu kitapta.
"Başıma gele kötü şeylerin sözcüklere dönüşeceğini biliyordum" "Eskisi kadar gözü kara olmasa da daha sağlam bir bakışım var hayata" "İçimde giderilemez bir yalnızlık hissettim" Son cümle kadınları tamamen anlatıyor evde her işi yapıp yalnız kalan anneler, işten eve gelip bir de evdeki işleri yüklenen anneler, ya da evlenmek istemeyen ailesinden vazgeçemeyen ama evdekilerin yükünü de yüklenen kadınlar-kızlar....
Cinsiyetçi kitapları sevmiyorum. Sadece kadınlara yönelik yazılmış ya da tam tersi erkeklere yönelik. Şimdiye kadar hiç erkeklere yönelik bir kitap göremedim hoş zaten çevremde de kitap okuyan erkek yok. Bu tarz kitaplar sadece kadınların anlayabileceği erkeklerin okuduklarında müthiş sıkılacağı (ben bile sıkıldım) insana pek de bir şey katmayan daha çok günlük tarzında yaşılmış bir kitap. İnci Aral'la tanıştığım ilk kitapdı. Dilini sevdim laf kavatlığı yapmıyor en azından.
İnci Aral'ın okuduğum 3. kitabı İçimden Kuşlar Göçüyor. Yazarın akıcı, güzel bir anlatımı var. Fakat bu kitabı bir roman olarak değerlendirmek ne kadar doğru olur bilmiyorum. Kitabın kahramanı olan kadının, ki bu kadın bize yazarı çağrıştırıyor, okuyucuya içini dökmesi, geçmişle ve kendisiyle yüzleşmesi anlatılıyor. Ayrıca, menopoz ve bu süreçte uygulanan hormon tedavisinin yararları ve zararları konusunda da epey bilgilendim.
'Yeşil'adlı kitabı ilk okuduğum kitabıydı yazarın.O kitaba bu kadar sarılmamıştım.Oysa şimdi tüm duygularını bu kadar içtenlikle bizlerle paylaşan yazara hayran olmamak elde değil.Tüm kadınlığınızı bulabileceğiniz bir kitap.Özeliklede kadınlığın her dönemi çok usta duygularla işlenmiş.Her bölümden önce yazılan küçük notlar(yazarlara ait)kitaba inanılmaz bir güzellik katmış.