Devlet Şakası Kahireli gazeteci Khaled Alkhamissi iyi bir taksi müşterisiymiş ve taksicilerle sohbet etmeye bayılıyormuş. Taksi işte bu 58 sohbetden oluşuyor. Khaled taksiye biniyor. Hemen sonra şöfor benim bir hayalim var deyip başlıyor anlatmaya.... "Abi, benim büyük bir hayalim var, biliyor musun. Sadece bu hayalle yaşıyorum. Hayalsiz yaşanmaz abi. Hayalsiz insan hareketsiz kalır, karamsarlığa düşer ve ölmek ister. Hayal sonsuza değin hareket eden, daima dönen sönmeyen bir ateştir. Abi ben de böyle yapacağım, sürekli dönüp dolaşacağım. Dört yıl boyunca para biriktireceğim. Bu parayla kendime taksi alacağım. Dünya Kupası için Güney Afrika’ya gideceğim. Sonra da kuzeyden güneye bütün Afrikayı gezeceğim. Nil'in doğduğu Viktorya gölüne kadar gideceğim. Arabada uyuyacağım. Yanıma iki ay yetecek yemek alacağım. (Sen bunları okuyorsun ama ben öfkeyle yazıyorum. Birazdan anlayacaksın.) Yolda aslanları, kaplanları, maymunları, filleri ve ceylanları göreceğim. Sudan'da, başka ülkelerde yeni insanlarla tanışacağım. Nasıl gideceğime henüz karar vermedim.Kitapçıdan harita aldım..." Khaled taksiden iniyor. Konuşuyor: Aynen yazıyorum: "Ona Ebu Simbel'i diğer güneydeki Mısır şehirlerine ve Sudan'a bağlayan bir asfalt yolun olmadığını ve Sudan'a giden Tuşki yolunun da kapalı olduğunu, hatta Mısır-Sudan arası bir demiryolu hattının dahi bulunmadığını, Sudan'a varsa bile Hartum Emniyet Müdürlüğü'nden giriş vizesi almadan Güney Sudan'a geçemeyeceğini ona söylemek istemedim... Kahire'ye ait bir taksinin dışarı çıkması yasaktır. Afrika kıtasının bölünmüş, parçalanmış, bütünüyle sömürge altında olduğunu, üzerinde Afrikalı vatandaşın güvenli bir şekilde hareket edemediği tek yer olduğunu söylemeyi unuttum. Fakat beyaz adam kendisinden başkasına açılmayan Afrika kapılarının üreticisidir." Fakat beyaz adam kendisinden başkasına açılmayan Afrika kapılarının üreticisidir. Çok sevdim, son bir kez daha yazıyorum: Fakat beyaz adam kendisinden başkasına açılmayan Afrika kapılarının üreticisidir.
Bir şehir düşünün. Adı Kahire. 2000'li yılların başları. İş güç yok. İnsanlar iş diye devlet kapısını biliyorlar. Bu kapının dışında iş diye sanırım bakkallık, kahvehanecilik, büfecilik ve taksicilik var. Açlık öğrenilmiş çaresizlik gibi yaşanan olağan bir durum. Devlet yıllar önce aldığı kararla taksiciliği serbest bırakınca herkes arabasını taksi yapmış. Taksi müşterisi tabii ki yok. Şaka gibi. Ne gibisi, resmen şaka. Kötü şakalardan. Devlet şakası. Şaka, çünkü bu uygulamanın yanlışlığını bilmek için okuma yazma bilmeye gerek yok. Açlık çektiren ya da suçlardan birini seçtiren şakacı koşulların "oyunun kuralı" anlamında yürürlükte olduğu Kahire'de taksiciler konuşuyor. Çıldırmışcasına konuşanı var, kabullenik konuşanı var, ağlayanı var, dedikodu yapanı var, pornografik bakış atanı var, suça batmışı var, acıklı hikaye uydurup müşteriyi tongaya getireni var, müşterinin tongasını yutup soyulanı var, sosyosiyasiekonomik analizleriyle müşteriyi esir alanı var. Uyuyanı var:
Khaled gecenin bir vakti sinemadan çıkıyor. Çok güzel bir aşk filmi seyretmiş. Eve dönecek. Taksiye biniyor. Nereye abi diyor, şehir merkezine diyor yazar, tamam abi diyor. Diyor ama araba hareket etmiyor. Bakıyor ki, şoför uyuyor. Ne yapsam etsem, çıksam mı arabadan, taksiciyi dürtüyor. Adam korkuyla uyanıp eli gayriihtiyari vitese gidiyor, kusura bakma abi deyip yola koyuluyor. Koyuluyor ama şoför bu sefer yanlamasına sola doğru kayıyor. Khaled panikle direksiyonu tutup adamı uyandırıyor. Kusura bakma abi, bi daha olmaz. Nereye olmaz, bu sefer de sağa doğru kayıyor, yazarın kucağına düştü düşecek. Uyandırıyor. Adam meğer üç gündür arabadaymış, sadece tuvalete çıkmış, arabanın taksitleri varmış, üç günü kalmış, borcu ödemeden eve gelmeyeceğim diye karısına yemin etmiş. Khaled taksiden iniyor, arkasından bakıyor. Araba yavaş yavaş gözden kayboluyor.
Kulak verelim: "Dünyanın hiçbir yerinde demokrasi yok abi diyor taksici. Amerika’da halk iki parti için oy vermeye gider ama gerçekte partiler aynıdır. Burada da ya Mubarek'e oy verirsiniz ya da Mübarek için oy kullanırsınız. Ayrı iki isim altında aynı partidir. Avrupa’da da aynı oyun var. Aramızdaki fark demokrasi değil, hukuktur; onlar kuralları uygular, biz ise sözde uygularız..."
Mısır'da ailelerin gündeminde çocuklar ve eğitimleri varmış ve özel dersler. Yazları gelen Arap turistler dışında müşterisi olmayan, haliyle açlığa direksiyon sallayan şoförler çocuklarının özel okul ve derslerine para yetiştirmenin deliliğinde. "Benim çocuk ilkokul 6. sınıfa gidiyor. İsmini yazmasını vallahi bilmiyor. Yıl sonu imtihanını kopya ile geçiyor. Çocuk kalırsa okul sıkıntı çekiyor çünkü; Bakanlık okula hesap soruyor. Okul mokul yok yani ve biz habire ödüyoruz. Özel ders ücretlerini ödeyeceğim diye köpek gibi çalışıyorum.
Taksici espri anlatıyor Khaled'e, buyur: Adamın biri çölde üzgünce yürürken Alaaddinin lambasına rastlamış. Dile benden ne dilersen. Adam bir milyon cüneyhi istemiş. Cin yarım milyon uzatmış. Hani bunun yarısı, daha şimdiden üçkağıt mı, demiş adam. O nasıl söz, rica ederim, hükümet bu lambaya ortaktır, demiş cin. "Biliyor musun, hükumet pratikte tüm kazancımızın yarısını alıyor. Emniyet kemerinde ne yaptılar. Birden zorunlu tuttular bu kemeri. Kahire'de arabalar 30 km gidiyor. Takmazsan cezası ateş topu gibi. Emniyet kemeri en az 200 cüneyhi. Nüfuz sahibi kişiler bunları ithal ederler, satarlar. Gerisi yalan. İşte böyle yalan içinde yaşıyoruz sonra bu yalana kendimiz de inanıyoruz. Hükümetin tek görevi bu yalana inanıp inanmadığımızı kontrol etmektir."
Khaled, 14 yaşındaki kızına taksiye binmesi için moral konuşması yapıyor. Atletizm yapan kızı antrenmana gidecek. "Kızım, taksiye yalnız başına binmelisin artık. Korkacak bir durum yok. Biz Mısırlılar dünyanın en iyi halkıyız. Taksiciler senin yaşında kızlara bir baba gibi davranırlar." Ertesi gün kızı taksiye biniyor. Taksici arkaya kıza doğru bakarak "Sen seks filmlerini İngilizce mi yoksa Fransızca mı seyrediyorsun" diyor. Kız şokta. "Benden korkma. Hadi söyle. Ahhh seslerini İngilizce mi yoksa Fransızca mı duymak istersin." Khaled kızı başından geçeni anlatırken Akira Kurosava'nın Rüyalar filmindeki annenin evin kapısını oğluna kapatıp toplumda mücadele etmek üzere ona bir hançer verdiği sahneyi hatırlıyor. Bu taksici diyor Khaled, aklımı başıma getirdi, şu an mutfakta kızıma yarın sabah vereceğim hançeri keskinleştiriyorum. (Kahireli taksiciler "abi" diye konuşmuyorlar. Ben jargon yaptım.)