Devlet-i ‘Aliyye, Osmanlı tarihçiliğinin çağımızdaki en büyük isimlerinden Halil İnalcık’ın yarım yüzyılı aşan çalışmalarının bir ürünü. Eserin bu ilk cildi, Osmanlı Devleti’nin bir beylikten Orta-Doğu ve Balkanlar’ı hükmü altına alan güçlü ve köklü bir imparatorluk haline gelişine odaklanıyor.
İnalcık, Osmanlı Klasik Dönemi’ni sadece siyasi bir tarih olarak ele almıyor. Siyasi tarihin ötesinde toplumsal–ekonomik alt-yapıyı, yani nüfus hareketleri, göçler, kitlelerin temel ihtiyaçları, tarım ve ticaretin bu ihtiyaçları karşılama şekilleri ve şehirleşme konularında da analizler yapıyor. Tarihsel sorunları açıklamada, geçmişten gelen geleneksel zihniyet ve kurumlar çerçevesinin tespitine girişiyor.
İnalcık’ın geç Selçuklu döneminden I. Ahmed’in saltanatının başlangıç yıllarına uzanan üç yüzyıllık süreye dair araştırmalarını elden geçirerek bütünleştirdiği bu cilt, Osmanlı Devleti’nin bir parçası olduğu Avrupa Devletler Sistemi’nin girdiği büyük ekonomik bunalımla sonlanıyor.
He was born in Istanbul to a Crimean Tatar family, which left Crimea for Constantinople in 1905. His birthday is unknown but İnalcık chose 26 May 1916 for his birthday. He attended Balıkesir Teacher Training School, and then Ankara University, Faculty of Language, History and Geography, Department of History where he graduated from in 1940. He completed his PhD in 1943 in the same department. His PhD thesis was on the Bulgarian question in the late Ottoman Empire.
He entered the same school as an assistant, then he became assistant professor in 1946 and after his return from lecturing in the University of London for a while, he became a professor in the same department in 1952. He lectured in various universities in the United States as a guest professor. In 1972, he was invited by the University of Chicago. Between 1972 and 1993 he taught Ottoman history at the University of Chicago. In 1994, he returned to Turkey and founded history department at Bilkent University where he is still teaching.
In 1993, he donated his valuable collection of books, journals and off-prints on the history of Ottoman Empire to the library of Bilkent University.
He has been member president of many international foundations. He is a member of the Serbian Academy of Sciences and Arts in Department of Historical Sciences. He is also a member of the Institute of Turkish Studies.
Yitirişimizin ardından başlamaya niyetlendiğim külliyatın ilk okuması. Birinci kısımda Osmanlı'nın kuruluş dönemi tüm detaylarıyla her şeyden önemlisi sıkmadan ve akıcı bir dille anlatılırken, sık sık okullarda bize öğretilen tarih anlayışından ne kadar farklı bir üslup var diye düşündüm.
Keyifliydi. Bilmediğim, bana sadece bir tarih ifade eden savaşların sebep ve sonuçlarına dair pek çok bilgi edindim. Bu bağlamda öğreticiydi. İkinci kısımda özellikle "Osmanlı Tımar Sisteminin bozulmasıyla nelerin değiştiğinin detaylarını okurken hayıflandım. Celali İsyanları sonrası 1. Ahmet'in çıkardığı Adaletname'yi okurken durumun vehametinin farkına vardım.
Tuğla tabir edebileceğim kitaplardan olduğundan calibromdan okumayı tercih ettim. Basılı versiyon kütüphanemizin baş köşesinde duruyor.
Her zamanki gibi bir çok yerde kendime göre notlar aldım ve yer imi kullandım. Tarih seviyorsanız hocaların hocasının bu kitabını da mutlaka okumalısınız!
İki bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde gelişmeler kronolojik sırayla ve resmi tarihin bakış açısıyla anlatılıyor. Bu bölüm, lise tarih kitaplarındaki bilgilerden fazlasını içermiyor. Kimin neyi temsil ettiği, kimin kiminle ittifak yaptığı, politik manevralar, sosyolojik değişimler ve tarihin aynı döneminde dünyada olan biten anlatılmıyor. İkinci bölüm, ilkine göre çok daha ayrıntılı ve kapsamlı bilgiler veriyor. Osmanlı devlet düzeni, mülkiyet ilişkileri ve sosyo-ekonomik yapının anlatıldığı bu bölümde, ticari hayat, toprak düzeni, varlık ve gelir eşitsizliği ile ilgili çok değerli bilgiler var.
Kitapta sözü geçen yüzlerce kavramla ilgili verilen bilgiler yeterli değil. Dolayısıyla, bu kavramları öğrenmek için başka kaynaklara başvurmak gerekiyor.
İnalcık'ın dili akıcı olduğu için, kitap kolayca okunuyor.
Şöyle biraz geçmişe gidiyorum. Kitaptan bilmediğim ayrıntıları öğrenmeyi umuyordum ve bu anlamda beni tatmin etti. Bakın burası çok enteresan dediğim bir çok yer mevcut. Bunun yanısıra oturmuş tarih algımı HALİL İNALCIK (hocanın adının tamamı büyük harfle yazılmalı) sayesinde biraz daha cilaladım, vernikledim, güzel görünüme kavuşturdum.
Kitap iki bölüme ayrılıyor. İlk 200 sayfası siyasi tarihi; kalanı ise nüfus, ticaret, bürokrasi vs. inceleniyor. Osmanlı toplumunun tarihine ilgi duyuyorsanız en azından ikinci kısımda sizi tatmin edici şeyleri bulacaksınız.
İlber Ortaylı da dahil bugünün en önemli tarihçi akademisyenlerini yetiştiren "Şeyh-ûl Müverrihin" Halil İnalcık 2016 yazında yaşamını yitirmişti. Çoğunu 70 yaşından sonra yazdığı kitapları çeşitli düzeyde tarih literatürüne dünya çapında katkılar getiren İnalcık hocanın "Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar" adlı dört ciltlik yapıtı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkmış. Bu ilk ciltte "Klasik Dönem" adını verdiği 1302-1606 dönemi inceleniyor.
Halil İnalcık'ın araştırmaları alıştığımız klasik tarih kitaplarından oldukça farklı. Tabii ki 600 yıldan fazla sürmüş bir imparatorluğun tarihini dönemlere bölerek araştırmak hemen hemen bütün tarihçilerin uygulamak zorunda kaldıkları bir yöntem, ama İnalcık hocanın kitabı takvimdeki önemli olayları anmak ve analiz etmenin dışında inceledikleri dönemlere toplumsal yaşam, ekonomi, ticaret gibi farklı açılardan bakıyor.
Kitabın ilk bölümünde İnalcık, 13. yüzyılda Anadolu Selçuklu Devleti'nin zayıflaması ve daha sonraları Anadolu'yu işgal eden Moğolların kuklası bir devlet haline gelmesinden sonra Türk beylerinin Moğol valilerinin kontrolü altında Anadolu'ya yayılıp fethetmeleriyle başlayan dönemi anlatıyor.
Kitapta ilk dikkatimi çeken, İnalcık hocanın Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşunu çocukluğumuzdan beri okulda ve okuduğumuz bir çok kitapta öğrendiğimiz gibi 1299 yılına değil 1302 yılına yerleştirmesiydi. İnalcık 1299 tarihini rivayete göre Osman Bey'in Bilecik, Yarhisar, Yenişehir ve İnegöl hisarlarını fethedip kendi adına hutbe okutarak bağımsızlık iddiasında bulunduğu tarih olarak kabul etmekle birlikte Osmanlı Beyliği'nin bir beylikten öte bir devlet haline gelmesinin 1302'de Bizans ordusuna karşı kazanılan Bapheus (Karacahisar) Savaşı'yla gerçekleştiğini düşünür.
Osman Bey dönemini anlatırken Osmanlı'ları sanki 1299'dan imparatorluğun yıkıldığı 20. yüzyıla kadar pek değişmeden ama topraklarını durmadan genişleterek dünyaya yayılan bir imparatorluk olarak anlatan tarihçilerin aksine bu dönemin daha sonra pek bulunamayacak değişik özelliklerine dikkat çekiyor. Anadolu'da gaza hareketi sürerken alpler, yoldaşlar, ahilik ve ahilerden oluşan karmaşık sosyal yapısıyla daha sonra büyük bir imparatorluk olduğu dönemde artık görülemeyecek ilişkileri anlatıyor. (Bu arada "alp" adı verilen savaşçılara kıyasla "alp-eren" adı verilen son derece önemli bir grubun alpler gibi savaşta değil, kendi nefsine karşı cihad yapan kişiler olarak tanımlanmaları ve alp-erenliğin dokuzu koşulu arasında nefsine hakim olma, tevekkül, başkasına yardım etme gibi koşullar gösterilmesi ilgimi çekti. Bugünlerde Alperenler denilen grubun davranışlarına bakınca tarihlerini ve geçmişlerini bilmekten çok uzak, bilinçsiz bu güruha biraz tarih okumalarını tavsiye etmek - umutsuz bir çaba da olsa - geçiyor insanın içinden).
Daha sonraki bölümlerde sırasıyla Orhan ve sonraki sultanların yaptıkları dönemin koşullarına bağlanarak anlatılıyor. Yine benim kitapta ilgimi çeken bir başka bölüm Yıldırım Bayezid'in Timurlenk'e yenilmesiyle başlayan ve "Fetret Devri" diye anılan geçiş dönemini bir kaç kaynaktan karşılaştırmalı olarak ayrıntılı anlattığı bölümdü.
Kronolojik anlatımı 1606'da bitiren İnalcık, bu dönemden sonra imparatorluğun girdiği duraklamayı diğer tarihçilerin aksine yalnızca fetihlerdeki duraklama ve kurumların bozulmasının yanısıra, orduların silahlarının değişmesi ve daha büyük orduların masraflarının başa çıkılmaz hale gelmesi, hazinenin zor duruma düşmesiyle vergilerin arttırılması, Osmanlı ekonomisinin Avrupa ticari sistemine bağımlı hale gelmesi gibi nedenlere bağlıyor. Bunun ayrıntılarını da kitabın ikinci yarısında nüfus, devlet yapısının temel örgütü olan "kul" sistemi, devlet hukuku, devlet gelirleri, toplumsal yapı gibi bölümlerde bulabiliyoruz.
Bu önemli kitap Osmanlı tarihinin Yükseliş yada klasik dönemini kronolojik sırayla tüm padişahlar döneminde olan önemli savaş ve anlaşmalardan ibaret anlatımlarına alışık olanlar için biraz hayal kırıklığı olabilir ama tarihi gerektirdiği gibi her yönden araştırmayı sevenler için önemli bir başvuru kitabı olarak kullanılmasını tavsiye edebilirim.
En beğendiğim tarih kitaplarından biri olan bu kitabın tam adı: "devlet-i 'aliyye - osmanlı imparatorluğu üzerine araştırmalar. 3 seri halinde bulunan bu tarih kitabımızın ,ilk olarak serinin birinci kitabı yani Devlet-i Aliyye - Klasik Dönem (1302-1606) kitabının ,incelemesini siz sayın kitapseverlere yapacağım. Tarihçi İlber Ortaylı’nın hocası Osmanlı Tarihçisi Halil İnalcık’ın yazdığı bu araştırma kitabı ismindende tahmin ettiğiniz gibi Osmanlı’nın kuruluşu ile başlıyor. Tarih kitabı olmasına rağmen dili ve üslubu inanılmaz sade ve akıcı olan bu kitap kesinlikle okunması gereken tarih kitaplarından biridir. Kitap ince ve akıcı olup su gibi aksada kesinlikle yavaş yavaş sindirerek okunması gereken bir kitap olup ek olarak okurken kesinlikle notlar alınması gereken kitaptır. Klasik Çağ'ın hem sosyal hem ekonomik bakımından ele alınan eser gerek Akademik gerekse tarihe ilgi duyanlar için oldukça önemli bir eserdir. Çok Uzatmadan kitap hakkında bilgi vermem gerekirse; Kitabımız Osmanlı Devleti'nin bir beylikten nasıl güçlü bir imparatorluğa dönüştüğünü konu alıyor genel olarak. Kitap iki bölüme ayrılıyor; ilk bölümde 17. Yüzyıla kadar siyasal tarih, ikinci bölümde ise ‘’Devlet, Toplum, Ekonomi’’ başlığı altında nüfus, hukuk düzeni, devlet gelirleri, toplumsal yapı (kırsal kesim, şehirler, tarım, esnaf ve loncalar), ticaret ve sonunda da klasik devlet yapısının bozuluşunu anlatıyor...
Öncelikle keşke daha önce okusaymışım dediğim kitaplardan biri Devlet-i Aliyye - Klasik Dönem kitabı... Kitap bana göre tarih kitap olsada ince fakat ben içerisindeki bilmediğim güzel bilgiler aklımda kalsın diye not alarak yavaş yavaş okudum...
Kitabı Tarih bölümünde okuyan öğrencilerin muhakkak faydalanmasını öneririm. Bunun dışında kalan benim gibi sadece tarihimiz değil tüm Dünya tarihine ilgisi olan kesimin kesinlikle ilgisini çekecek bir kitap Devlet-i Aliyye - Klasik Dönem . Ancak tarihle arası limoni olanlar eseri okurken zorlanabilirler. Çünkü eser hiç durmadan zihne bilgi yüklüyor.
Kitapta doğru bildiğimiz yanlışlar olduğunu görmek bakış açımızı fazlaca değiştiriyor. Anadolu'ya Oğuz/Türkmen göçlerinden Osmanlı devletini kuran gaza anlayışına, uc ve alp kültüründen ahilik ve fütüvvet anlayışına, Orhan Bey zamanında Avrupa'ya yerleşimden İstanbul'un fethine, Kanuni ve devletler sisteminden büyük bunalım yıllarına kadar birçok meseleyi gerçekçi bir şekilde idrak edebileceğiniz üzerine toplum ve devlet yapısının temellerine inebileceğiniz önemli bir eser kesinlikle.
Devlet-i Aliyye - Klasik Dönem, Osmanlı Devleti'nin yükselişini 17. yüzyıla kadar olan siyasal tarihi ve toplum, ekonomi gibi konuları ele alarak iki bölüme ayrılmış bir kitap. Tarih meraklıları için önemli bir kaynak olmasına rağmen, tarihle arası pek olmayanlar için yoğun bilgi içeriği zorlayıcı olabilir. Ancak, genel tarih anlayışını geliştirmek isteyen herkesin ilgisini çekeceğini düşünüyorum. Kitap, notlar alıp araştırmalar yapmak için sık sık durup dikkatinizi dağıtabilecek nitelikte.
22 Temmuz 2009'da almışım ama bitirme tarihine de 2 Temmuz 2009 yazmışım. İbn-i Battuta okuma isteğini bende uyandıran kitap bu muydu acaba? Orhan Gazi zamanında Bursa'ya gelmiş bu Faslı gezgin de kadınlar erkeklerden kaçmıyor diyerek şaşkınlığını ifade etmiş. Onun dışında bu kitaptan çok bir şey kalmamış aklımda.
Bana kalırsa tarihi öğrenmek için değil de tarih bilgisini geliştirmek için okunması gereken bir kitap. Kitabın son kısımları aşırı detaylı, benim gibi tarihi genel anlamıyla öğrenmek isteyenler için pek gerekli değil.
Bu değerli kitabın tekrar düzenlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Dil biraz sadeleştirilmiş ve sık sık doğrudan aktarılan birincil kaynakların çevirileri yapılmış olsaydı çok iyi olurdu.
Örnek 1 s. 233: "Bir yerde açıkça eski yöntemi değiştirdiğini şöyle belirtir: Cenab-i şerifimle kimesne taam yemek kanunum değildir, meğer ehl-i iyaldan ola."
Örnek 2 s. 274: "1532'de D. Possot onları şöyle saptamıştır: II y a des marchans turcs, et les cognoist on par ce qu'ilz ne portent point de bonnets mais ilz ont sur leur teste un linge blanc entortille."
Eserin ardında çok geniş ve karşılaştırmalı bir kaynak taramasının bulunduğu aşikâr. Detaylı ancak çok da muntazam olmayan bir anlatım ve kronoloji mevcut. Yine de genel okuyucu için hem bilgi verip hem de sıkmadan ancak bu kadar sadeleştirilebilirdi. Aksi takdirde kuş kadar kalıp, sıradan müfredat kitaplarına dönerdi diye düşünüyorum. Halil Hocaya bu vesileyle tekrar Allah'tan rahmet dilemek istiyorum.
Halil İnalcık dünyada Osmanlı tarihi denince akla gelen ilk isim. Bu kitabında da Osmanlı'nın 1600 yılına kadar olan tarihini değişik kaynakları karşılaştırıp kendi yorumlarını da katarak anlatıyor. Özellikle Osmanlı toplumunun ticari ve sosyal yaşamını kadı sicillerine dayanarak istatistiklerle incelendiği bölümlere hayran kaldım. Osmanlı tarihi ile ilgilenenlere önerilir.
"Avrupa'ya, özellikle de Fransa'nın Marsilya limanına ihraç edilen kaba pamukluların Batı-Anadolu'daki en önemli üretim ve ticâret merkezi İzmir'di. 18. yüzyılın başında İzmir'den Marsilya'ya yapılan ihracatın üç milyon Fransız lirası gibi yüksek bir meblağa ulaşması, merkantilist Fransız hükümetini telaşa düşürmüştü. Marsilya Ticaret Odası arşivlerinden yararlanan Paul Masson, İzmir'den büyük miktarda ithal edilen beyaz ve mavi renkte kalın pamuklu kumaşın İspanya'ya yeniden ihraç edildiğini, İspanya'nın da bunları plantasyonlarda çalışan köleleri giydirmek üzere Amerika'daki kolonilerine gönderdiğini anlatır. Daha sonra, bu aynı mavi pamuklular Birleşik Devletler'in güney eyaletlerindeki pamuk tarlalarında çalışan siyah köleleri giydirmekte kullanıldı. Bizim bugün blue jean diye bildiğimiz bu kumaş, kendilerini emekçi sınıflara yakın hisseden solcu gruplar yoluyla önce Amerika'da, sonra da bütün dünyada gençlerin gözdesi oldu. Blue jean'in boyanmasında kullanılan, Batı dillerinde indigo denilen mavi boya, çivit daha 15. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun en büyük ithalat kalemleri arasındaydı."
Osmanlı Devleti'nin kurulma ve yükselme devirlerini kronolojik olarak ve o dönemlerdeki ticaret ve toplum yapısının biraz daha ayrıntılı bir biçimde anlatıldığı serinin ilk cildi. Kesinlikle okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Halil İnalcık'ın "Devlet-i Aliyye - Klasik Dönem (1302-1606): Siyasal, Kurumsal ve Ekonomik Gelişim" adlı eserini okuyunca, Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihine dair derin bir anlayış kazandım. Kitap, Osmanlı Devleti'nin yükseliş ve gerileme süreçlerini kapsamlı bir şekilde ele alıyor. Özellikle sosyal hayata verilen önem, tarih kitaplarında genellikle göz ardı edilen bir yönü aydınlatıyor ve benim için kitabın en çarpıcı kısmı oldu.
Halil İnalcık, yaklaşık 350 sayfada Osmanlı'nın klasik dönemini akıcı bir dille özetliyor. "Hocaların Hocası" olarak bilinen İnalcık, bu eseriyle gerçek bir "Tarih Adamı" olduğunu bir kez daha gösteriyor. Eser, Osmanlı tarihiyle ilgilenen herkes için vazgeçilmez bir kaynak. Muhteşem bir çalışma! 💐
When someone cries, it awakens literally no feeling in me. Not out of indifference, but out of irrelevance. Because humans are one kind of being, and I am another. That is, I neither feel their pain nor feel the urge to “relieve” them; I simply watch them as if observing and recording the traits and functions of an alien. Because my empathy is not reactive but reflexive. It is not emotional and human but rather cosmic and existential. As such, it is not affected by such instant and cheap emotions—whether crying, anger, or laughter. My sense of solidarity can, at most, be directed not at a specific suffering person but at humanity in general in the face of suffering. For it is either too high or too deep for such surface matters.
Bu kitabı Türkiye’de yaşayan her bireyin okuması gerektiğini düşünüyorum. Kendi tarihçimizin bu kadar uğraşıp bu kadar güzel bir eser bırakmış olması bizim için bir şanstır. Daha kitabın en başında bize yıllarca öğretilen kuruluş yılının 1299 değil 1302 olduğunu delillerle gösterir. Kaldı ki Halil İnalcık bu çalışmaları çok ileri yaşlarında ve sağlık sorunları varken yapmıştır. Anlatım kesinlikle objektif, mesela açıkçası Bayezid’in Timur karşısında uğradığı bozgunu ilk defa idrak ettim. Onun dışında eli silah tutan bazı yeniçerilerin Anadolu’da sürekli halkı yağmalaması, korkutması gibi. Anlatım dili bazen zorlasa da genel olarak akıcı ilerliyor. Kesinlikle tavsiye ederim.
Hani ne anlattığına çok değinmeyeceğim zaten yeterince anlatılmış, fakat bu Devlet-i Aliyye serisini okudukça şunu farkettim ki Halil İnalcık hoca beynimiz içerisinde bir Osmanlı Apartmanı inşa ediyor, yani kitapta belki aklınıza kazınan vurucu bir cümle yok ama Osmanlı Devletinde iktisadi, kültürel, askeri, ekonomik vs. yapıları 3 boyutlu kafanıza temelden itibaren kuruyor. Odaları doldurmak iste spesifik dönemlere ve kişilere odaklanmış kitaplarla oluyor. Onun içinde İlber Ortaylı'nın önerdiği kitaplara bakabilirsiniz.
Kitabın ilk yarısı, devletin kuruluş ve yükselme dönemindeki önemli olayları anlatırken, ikinci yarısı ise devletin yapılanmasına dair bilgiler veriyor ve en nihayetinde bu devlet kurumlarının nasıl bozulduğunu ve devletin gerilemeye başlamasına sebep olduğunu anlatarak bitiyor.
Kitap, bu geniş dönemi yaklaşık 350 sayfada özetlemiş. Özellikle de en merak ettiğim kısma, yani sosyal hayata önem veren bir kitap olmuş. Genelde tarih denince sadece savaşlar tarihi anlatılırmış gibi gelirdi bana. Bu sebeple, kitabın bu yöne ağırlık vermesi beni oldukça tatmin etti diyebilirim.
Tarafsız, hicbir siyasi yorum olmadan sadece tarihiöğrenmek isteyenler için vazgeçilmez bir kitap diyebiliriz. Osmanlınin kurulus gercekleri, Kanuni devri sonuna kadarki gelisim yanında, toplum, din, ekonomi vb bircok konu baslıgı ile Tarihin aslında günümüz davranışlarında nasiĺ etkisi olduğunu öğreniyoruz. Günümüzde kullanılan bir çok kelime ve yerleşim adlarının kökenlerini öğrenmek ayrıca heyecan verici
Batı Türk Devleti'nin 1302 - 1923 yılları arasındaki devri "Devlet-i Aliyye" İnalcık tarafından tekrar kuruluyor, serpiliyor ve imparatorluk halini alıyor.
1299 kalıbını yıkıyor, Osmanoğulları'nın ekonomik, demografik ve siyasi teşekkülleri üzerinden diğer beyliklerden neden farklı olduğunu ortaya koyuyor. Çıktığı dönemden itibaren tarihçilerin sırtını yasladığı temel eserdir.
Osmanlı Devletinin ilk yarısını siyasi, askeri ve sosyolojik açıdan mükemmel bir şekilde ele almış. Halil İnalcık şüphesiz ki gelmiş geçmiş en değerli tarihçilerimizden biri bu da kendisinin en önemli eserlerinden.
Osmanlı tarihini kavramak isteyenler bu serinin tamamını okumalı.Halil İnalcık gibi bir kıymetten bu eserleri okumak çok değerli.Bütün ciltler okunduğu zaman Osmanlı tarihi son derece iyi anlaşılıyor.Objektif bir eser.
Gayet iyi yazılmış bir kitap. Cambridge’in Türkiye Tarihi serisinin aksine pek laga luga yok, şöyle de olabilir böyle de olabilir diye hüküm vermekten kaçmak yok. Elbette her tarihçi hadiseleri kendi zihniyetine münasip şekilde yorumlayacak, dindar bir adam olmayan İnalcık da bunu yapıyor.
Kuruluş yıllarının ayrıntılı işlenmesi tatmin edici. Ancak klasik Osmanlı toplumsal ve ekonomik yapının bozulmasının arka planının daha detaylı anlatılmasını beklerdim. Belki serinin ilerleyen kitaplarındadir.
Halil İnalcık çok titiz araştırmalar yapan ve osmanlı tarihinde herşeyi belgelere dayandırarak inceleme yapan , tarihin içinde bulunan yerleri bizzat gidip gören ,bugünki yerleşim yerlerinin (köy kasaba) isimlerine kadar yapıtında yer veren çok ilham verici bir tarih adamı benim için...