Düşünüyorum da, Odalarda 1960'ta yayımlanan ilk biçimiyle de, bu son biçimiyle de bir serüven romanı değil, hem hiç değil. Roman, sürükleyiciliğini olayların şaşırtıcı akışından almıyor. Öyle okunup bir başkasına kolayca özetlenip anlatılacak çarpıcı bir konusu da yok. Roman, başından sonuna, dingin bir anlatımla sürüp gidiyor. Romanın bitişi de öyle. Tıpkı başladığı gibi. Bilmiyorum, bazıları için sıkıcı gelebilir, ama ben, bu dingin anlatış biçimi içinde, okuyanın ilgisini asıl ayrıntılarla ayakta tutmaya çalıştım. Bu da -bütün usta yazarlarda gördüğüm- müthiş bir yalınlığı gerektiriyordu. Bu yalınlığı başarabildim mi, bilemem. Bu kararı okurlar verecek.
Erdal Öz (26 Mart 1935 - 6 Mayıs 2006), Türk yazar ve yayıncısı.
1935'te Sivas'ın Yıldızeli ilçesinde doğdu. 1953'te Tokat Lisesi'ni bitirdi. 1969'da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Türk Dil Kurumu Yayın Kolu’nda görev aldı. Türk Sinematek Derneği Ankara Şubesi'nde çalıştı.
12 Mart 1971 sonrasında üç kez tutuklandı. Yargılama sonucu aklandı. Tutuklu olduğu sürede Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan gibi devrimci gençlerle tanıştı ve onların öykülerini yazdı.
Cem Yayınevi’nin çocuk kitapları dizisini yönetti. 1980 yılında Can Yayınları'nı kurdu.
Edebiyat yaşamına şiirle girdi. Rasgele isimli ilk şiiri İstanbul’daki Kaynak dergisinde 1952'de yayınlandı. Seçilmiş Hikâyeler Dergisi, Varlık, Yenilik, Yeditepe, Pazar Postası, a, Değişim, Emek, Cumhuriyet gibi dergi ve gazetelerde şiirlerinin yanı sıra öykü ve eleştirileri de yayınlandı. "a" dergisinin kurucuları arasında yer aldı.
Eserlerinde toplum yaşamının bireylerin iç dünyasına etkilerini duygusal bir üslupla yansıttı. 1970 sonrasında toplumsal gerçekçi çizgiye yöneldi. 12 Mart döneminde hukuk dışı uygulamalarla karşılaşan tutukluların yaşamlarından yalın kesitler verdi. Baskı karşısında bireylerin yalnızlığını, direncini, umudunu etkin bir duyarlılıkla işledi.
Öz, uzun süredir tedavi gördüğü hastanede, yakalandığı akciğer kanseri hastalığından kurtulamayarak 6 Mayıs 2006 günü saat 17:22'de hayata gözlerini yumdu.
Çok güçlü bir anlatım. Bağırmayan, bağırmadığı için de anlattıklarının yanında anlatmadıklarını da duyurabilen bir anlatım. Olan olduğu gibi kitaplaşmış sanki, arada yazar yok gibi. Çok güçlü.
Edebi açıdan değerlendirmek gerekirse 4 yıldız vermek gerkiyor gibi hissediyorum ama hikaye ve karakterler beni o kadar rahatsiz etti ki, gönlümdeki puani 3 yıldız diyebilirim. Bu rahatsızlık da edebi açıdan güçlü olmasından kaynaklanıyor sanırım. rahatsız edici olmasi için yazılmış ve başarılı olmuş bir karakter diyebiliriz. yine de 4 yıldız verdiğim kitaplara saygılar lımı sunarak 3 yıldız vermek zorundayim gibi hissettim. Erdal Öz'ü de saygı ve rahmetle anarak, affına sığınarak veriyorum bu puani. Velhasıl, duygusal olarak beni kararsiz birakan bir kitaptı.
1960 yilinda 23-24 yasinda bir yazarin ilk eserinin boyle bir roman olmasi sasirtti.
Okurken Anayurt Oteli, Tutunamayanlar, Hakkari’de bir mevsim icerisinden bir bolum okuyormus hissi verdi fakat bu saydigim ucunden cok daha keyifli okunan bir eser.
İlginç bir şekilde okutuyor kendini. Kitabın arkasında da diyor yazar anlattım öyle sonra sonu da çok çarpıcı değil diye. Hiç kendini satmadı ama sonra bir anda okutturdu. Dili sanırım.
Kitabın arkasının dediğinin aksine oldukça heyecanlı ve sürükleyici bir kitap çünkü insanın beynin içini izliyorduk adeta. Şüphe, korku ve endişe ile harmanlanan bir günlük rutinin nasıl bizi çıkmaza sokabileceğini gösteriyor bence. Çok beğendim. Çok. Arada kolay gibi görünen bir aldanmaya sadece uzaklaşıp bakmak gerekir ki hayat girdabına kapılıp gitmeyelim.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Erdal Öz'e iki buçuk yıldız vereceğimi hiç sanmazdım... Gülünün Solduğu Akşam ve Yaralısın gibi muhteşem kitaplardan sonra, ne yazık ki başka seçeneğim yok. Odalarda, "tuhaf" bir kitap. Karakterleri tuhaf, diyalogları tuhaf, içindeki tek kadın karakter daha da tuhaf; insanı rahatsız edecek derecede tuhaf. Suskun, içine kapanık, kişiliksiz, silik ve yalnızca cinselliği ile var olabilen (o da hayal meyal, var yok arası) bir hizmetçi desem daha doğru o kadın için. Bu ve benzeri kadın karakterlere ne yazık ki çoğunlukla erkek yazarların kitaplarında karşlılaşıyorum, can sıkıcı bir mesele. Baş karakteri de kimi yerde tutup sarsmak ve kendine getirmek istemedim değil, acıdım da aynı zamanda. Bu ikilikleri yaratabilmek kolay değil bir yazar için, hakkını vermeliyim.
Büyük bir sevkle başlayıp garip bir huzursuzluk hissi ile bitirdim kitabı diyebilirim. Erdal Öz okumak zaman kaybı değildir hiçbir zaman.
Erdal Öz’ün romanı (1960) • 1959’da Kırşehir’de yazıldığı belirtilen roman, bir küçük memurun Anadolu kasabalarından birindeki hayatını anlatıyor. İşiyle odası arasında monoton bir hayat süren, annesinin ölümüyle büsbütün yalnız kalan memur, bir gün kahvede garip bir adamla ahbap olur. Oturduğu odanın sahibesi, iki aydır kira veremediği için, kış ortası, memuru evden çıkarınca bu ahbap, ona, kendi kaldığı evin bir odasını tutuverir. Yeni evin sahibi de bir kadındır, fakat genç, dul ve çocuksuz bir kadın. Memurun bu evdeki odası, kadınınkine karşıdır; garip tabiatlı ahbabı da yukarda tavan arasındaki odada kalmaktadır. Memur, ev sahibesiyle evlenir. Sekiz günlük bir tatil ve sevişmeden sonra da kadın, onu, kendisine yaklaştırmaz bir daha. Ve adamın kılıbıklığı, esareti büyüdükçe büyür. Kadın öteki, garip fakat otoriter adamın emrindedir, onun metresidir; ama tek kelime söylemez bu konuda. Evleneli altı ay bile dolmamış, fakat doğum yapması yaklaşmıştır ki, memur, karısını bir gün odasmda ölmüş bulur. • Olayları aşk ortağı üç kişi arasmda gelişen romanda bu kişiler; Dostoyevski’nin kahramanlarım, ya da Duhamel’in Salavin’ini akla getiren, karanlık şaşırtıcı çizgileriyle ayn ayrı birer tip olarak dikkati çekiyor.