Publicado inicialmente na revista italiana Poesia, em Novembro de 1988, e tendo preservado dessa publicação inicial o título em italiano, Che cos’è la poesia? viria depois a ser recolhido no volume Points de Suspension, em 1992. Trata-se de uma das mais idiossincráticas reflexões sobre a poesia na obra de Derrida, uma obra na qual a poesia, e mais latamente essa «estranha instituição chamada literatura», ocupou um lugar crescente a partir de final dos anos 70.
Jacques Derrida was a French philosopher best known for developing deconstruction, a method of critical analysis that questioned the stability of meaning in language, texts, and Western metaphysical thought. Born in Algeria, he studied at the École Normale Supérieure in Paris, where he was influenced by philosophers such as Heidegger, Husserl, and Levinas. His groundbreaking works, including Of Grammatology (1967), Writing and Difference (1967), and Speech and Phenomena (1967), positioned him at the center of intellectual debates on language, meaning, and interpretation. Derrida argued that Western philosophy was structured around binary oppositions—such as speech over writing, presence over absence, or reason over emotion—that falsely privileged one term over the other. He introduced the concept of différance, which suggests that meaning is constantly deferred and never fully present, destabilizing the idea of fixed truth. His work engaged with a wide range of disciplines, including literature, psychoanalysis, political theory, and law, challenging conventional ways of thinking and interpretation. Throughout his career, Derrida continued to explore ethical and political questions, particularly in works such as Specters of Marx (1993) and The Politics of Friendship (1994), which addressed democracy, justice, and responsibility. He held academic positions at institutions such as the École des Hautes Études en Sciences Sociales and the University of California, Irvine, and remained an influential figure in both European and American intellectual circles. Despite criticism for his complex writing style and abstract concepts, Derrida’s ideas have left a lasting impact on contemporary philosophy, literary theory, and cultural criticism, reshaping the way meaning and language are understood in the modern world.
Bu derlemeye Derrida Hazretlerinin bir İtalyan dergisinin her sayısını Che cos'è la poesia? (Şiir nedir?) sorusuna yazdığı kısa cevaplarıyla başlıyoruz. Eserde yazdığı yazının 4 farklı tercümesi bulunmaktadır; sırasıyla bu diller Türkçe, Almanca, İngilizce ve Fransızca'dır. Ahmet Sarı ve M. Abdullah Arslan tarafından yazılan önsözde de görebileceğiz üzere bu eser Derrida'nin şiire dair düşüncesini ortaya koymaktadır, bir bakıma poetikasidir.
İlk cümlelerinde tabii hemen soruyu sorunsallaştırıyor. "Bana bunu sormaya kim cesaret eder?"(13) Esasında burada takıldığı kısım '.. nedir?' şeklinde sorulan her sorunun cevabında dikte görülmesidir. Burada şiir yitip gidiyor, tanımlara sığdırılamaz, dolayısıyla sığdırıldığı an şiirselliğini kaybediyor gibi bir durum söz konusu. Şiir şudur, şiir budur dediğimiz anda şiirin yüreğe olan bağı kopuyor, bu daha çok bir şeyi ezberleme çabasına dönüyor.
Derrida'nın kirpisi (kirpi metaforunu kullanıyor şiiri tanımlarken), şiirin kendisini temsil eder. Yolun ortasında duran kirpi nasıl kendini korumak için dikenlerini çıkarıp top hâline gelir, fakat bu hâliyle aynı zamanda ezilme tehlikesine de açık olur; şiir de böyledir. Kendini bütünüyle açmaz, ele geçirilmeye ve açıklanmaya direnç gösterir. Ona yaklaşmak isteyen kişi dikkatli olmalıdır; aksi takdirde ya şiiri yaralar ya da şiir tarafından yaralanır. Şiirin kırılganlığı ile direnci aynı bedende birleşir. Bu yüzden şiir hem korunmaya muhtaçtır hem de tam anlamıyla sahip olunamaz.
Tanımlara sığdırmak ne kadar sığ kalsa da kendisinin bir kaç alıntısını meraklısına bırakmak istiyorum;
"Şiirin doğasında alıntı yoktur, başlığı yoktur, rolü yoktur, seni aşar, sen onu, o seni beklemediğiniz zaman gerçekleşir, soluğunu keser, soluk alışını sekteye uğratır, söylemi olan şiiri, hele de edebi olanı sekteye uğratır." (21)
"Kazasız belasız hiçbir şiir yoktur, yara gibi açılmayan bir şiir olmaz, aynı zamanda yaralamayan şiir de yoktur. Şiir diye sessizliğin bölmediği bir andı belirteceksin; senden, senin sessiz yarayı ezbere öğrenmeni istiyorum." (20)
Şiir tamamıyla deneyimlenmelidir, ki bu durum sadece okuyucu için değil yazar için de geçerlidir. Zoraki şiir yazılamaz, 'Haydi efendim ben oturayım şöyle iki dörtlük yazayım.' diyerek de şiir yazamazsınız. Şiir beklemediğiniz anda gelir, kendi yerini bulur ve gider. Okuyucu için de bu böyledir; şiir sizi bulur, yaralar(ki kazasız belasız şiir olmaz diyor kendisi). Her iki koşulda da şiir _deneyimlenir_.