Fernando Pessoa değişik türlerde yazdığı metinlerle perdelere bölünmüş bir oyun ya da oyunlar değil, çok sayıda oyun kişisinin canlandırıldığı bir oyunlar toplamı yaratmıştır. Denebilir ki, birçok bakımdan yalnız bir insan olarak yaşamış olan bu ilginç yaratıcı, her biri özgün bir şair ya da yazar olarak yarattığı kişilerle bu yalnızlıktan bir ölçüde kurtulmayı başarmış, hatta onların birbilerinin yapıtlarını değerlendirerek çok kişili bir dünya kurmalarını da sağlamıştır.
Bu kitapta onun kendi adı dışında Alberto Caeiro, Alvaro de Campos ve Ricardo Reis takma adlarıyla yazdığı şiirlerin ancak sınırlı bir bölümünü sunuyoruz. Pessoa'nın 1935'te öldüğünde geride bıraktığı 25 000'i bulan belge bugün hâlâ tam olarak elden geçirilmiş ve yayımlanmış değil. Ne var ki, toplu yapıtlarının yayımlanmış olan bölümü bile onun çok önemli bir dünya şairi olduğunu kanıtlamaya yetiyor.
Fernando António Nogueira Pessoa was a poet and writer.
It is sometimes said that the four greatest Portuguese poets of modern times are Fernando Pessoa. The statement is possible since Pessoa, whose name means ‘person’ in Portuguese, had three alter egos who wrote in styles completely different from his own. In fact Pessoa wrote under dozens of names, but Alberto Caeiro, Ricardo Reis and Álvaro de Campos were – their creator claimed – full-fledged individuals who wrote things that he himself would never or could never write. He dubbed them ‘heteronyms’ rather than pseudonyms, since they were not false names but “other names”, belonging to distinct literary personalities. Not only were their styles different; they thought differently, they had different religious and political views, different aesthetic sensibilities, different social temperaments. And each produced a large body of poetry. Álvaro de Campos and Ricardo Reis also signed dozens of pages of prose.
The critic Harold Bloom referred to him in the book The Western Canon as the most representative poet of the twentieth century, along with Pablo Neruda.
Sorsanız, belki tutkulu olduğum yazarlar arasında saymak aklıma gelmez Pessoa'yı. Ama ne zaman elime alsam, kendimi dinler gibi okuduğum birisi. Bir yazar değil Pessoa belki de benim için, içimde yaşayan biri. Okumaya olan tutku ve sevgimi canlandırdı Uzaklıklar, Eski Denizler. Her şiirini tek tek ve ayrı ayrı sevdim. O bana sarıldı, ben de ona. Bitirir bitirmez kitapçıya koşarak fiyatına aldırmadan yeni kitaplar aldım kendime ve edebiyata şükrettim yine.
Sevgili yazı, yalnız ve boğuluyor gibi hissettiğim her an yanımda olduğun ve nefes aldığımı hatırlattığın için sonsuz teşekkürler, sevgiler.
Suskun havuzu düşünüyorum Sularını bir meltemin ürperttiği. Ben mi her şeyi düşünüyorum, Yoksa her şey unuttu mu beni.
Havuz hiçbir şey söylemiyor bana. Meltemi hissedemiyorum. Bilmiyorum mutlu muyum, Yoksa mutlu olmak mı istiyorum.
Ey sularda uyuyan çekingen, Gülümseyen dalgacıklar, Neden biricik hayatımi yalnızca Düşlerden bir hayat yaptım ben ?
Selahattin Özpalabıyıklar'ın Pessoa: Personæ'sının hemen üzerine okudum Uzaklıklar, Eski Denizler'i. İki kitapta yineleyen şiirler olduğu için üst üste okumam iyi oldu çünkü çevriyi karşılaştırma şansım oldu. Buradakilerin çevirisi Cevat Çapan'a ait, vallahi birine öbüründen iyi demek zor. Çeviri şiir beni çok zorlar normalde ama tabii bu kadar usta isimler çevirince epey lezzetli oluyor ortaya çıkan şey.
Bu seçkide Pessoa'nın hem kendi adıyla, hem de Alberto Caeiro, Alvaro de Campos ve Ricardo Reis heteronimleriyle yazdığı şiirler yer alıyor. Her defasında gönlüm bir başkasına kayıyor ancak sanırım bana en çok kendisinin "üstadı" olarak tanımladığı (insan ustasını da doğurabilir, doğuramaz mı?) Alberto Caeiro olarak yazdığı şiirler dokunuyor. Onun doğrudan ve yalın dilini, felsefi sorgulamalardan arınmış, doğayı olduğu gibi kabul eden halini seviyorum çok. Düşünmekten ziyade "görmeye" odaklanan, gerçekliği yorumlamadan, olduğu gibi kabul eden bir perspektifi var - azıcık kelimeyle öyle atmosferik yazıyor ki Pessoa Caeiro olduğunda. Ki zaten kitap da onun meşhur Sürülerin Çobanı şiirinden bir bölümle açılıyor.
Seçki Alvaro de Campos'un coşkulu, yoğun ve yer yer kaotik şiirleriyle devam ediyor. Kendisi bir mühendis olduğundan şiirlerinde modernizm, makineleşme ve şehirleşme epey yer tutuyor, hem artıları, hem insanda yarattığı yabancılaşma gibi eksileriyle. Kendisinin büyük şiiri Denize Övgü'nün tamamını da bu vesileyle okumuş oldum, lirik başlayıp epik bir hal alan çok acayip bir metin o.
Sonra Epikürcü Ricardo Reis'in klasik Yunan ve Latin şiirlerinin izlerini taşıyan, genelde hece ölçüsüyle yazılmış şiirlerine geçiyoruz. Hayatı Stoacı bir sakinlikle karşılayan Reis'in de bazı şiirlerini çok sevdim. Mesela şu dizeler: "Tanrılardan tek dileğim / Onlardan bir şey istememeyi bağışlamalarıdır bana / Mutluluk bir yüktür, talih bir boyunduruk."
Son kısımda da Pessoa'nın kendi adıyla yazdığı bazı şiirler var, bunların bir kısmı İşaret kitabından ki onu ayrıca yazacağım için burada ayrıntıya girmiyorum.
Yine çok severek okudum. Ve bir de kitaba seçilen isme bayıldığımı belirteyim. Nefis bence.
"Tanımaya başlıyorum kendimi. Ben yokum. Olmak istediğimle başkalarının gözündeki ben arasındaki boşluğum ben. Ya da o boşluğun yarısı, çünkü orada da hayat var. Sonunda ben oyum işte. Işığı söndür, kapıyı kapa, son ver koridorda terliklerini sürüklemeye. Rahat bırak beni odamda tek başıma. Aşağılık bir yer bu dünya."
Yuvası Lizbon'da, ülkemizdekinin aksine şairliği yazarlığından önce gelen Fernando Pessoa'nın, bu şiir kitabını Ankara'da değil de İzmir'de satın almış ve "Denize Övgü" adlı şaheserini denize karşı okumuş olmanın sevinciyle sözlerime başlıyorum. (Tarihi asansörü, Santa Justa asansörü olarak düşlemek bir Pessoa okuru için ne kadar zor olabilir ki?)
Gelelim şiirlere. İlk gençliğimden beri okuduğum ve Fernando ile tartışmalarımın nihayete ereceği o önemli günde okumayı sonlandıracağım Huzursuzluğun Kitabı 'nda şöyle der Pessoa;
" Yolculuk dedikleri nedir, neye yarar? Günbatımı günbatımıdır; günbatımını görmek için illa ki İstanbul'a gitmeye gerek yok.. Yolculuk yaparken insan kendini özgür mü hissediyormuş? Lizbon'dan Benfica'ya giderken de hissedebilirim aynı şeyi, üstelik Lizbon'dan kalkıp Çin'e bile gitsem bulamayacağım bir yoğunlukta; çünkü özgürlük içimde yoksa, hiçbir yerde yok demektir.."
Aynı kısımda yine şöyle devam eder;
" Geçilmedik deniz bırakmamış olan biri, kendi tekdüzeliğinde gezinmiştir sadece.."
( Bölüm 138, 1931 başları)
Gerçekten de hayatına bakıldığında bu görüşlerine aşağı yukarı sadık kaldığı, daha çok kendi kafası içinde, yuvası Lizbon'da, bürosu ve evi arasında yaşadığı görülür Fernando'nun.
Ancak!
Daha iyisinin mümkün olmadığına veya hepsinin bir olduğuna kendisini ikna etmek için değerlendirmesi gereken alternatifler ve yapması gereken yolculuklar vardır Fernando'nun. Zaten bu noktada da, şairin farklı Pessoa'ları ortaya çıkar; Alberto Caeiro, Alvaro de Campos, Ricardo Reis ve niceleri.
Alberto Caeiro; 1889'da Lizbon'da doğmuş ama ömür boyu bir köyde yaşamış, 1915'te ölmüştür. Bir mesleği ve eğitimi yoktur.
Doktor olan Ricardo Reis; 1887'de Porto'da doğmuş, bir Cizvit okuluna gitmiş, Latince ve Tıp öğrenimi görmüş, 1919'da Brezilya'ya yerleşmiştir. 1919'da da ölmüştür.
Alvaro de Campos ise 1890'da Tavira'da doğmuş, ortaöğreniminden sonra Glasgow'a giderek Makine ve Gemi Mühendisliği okumuş, Uzakdoğu'da ve Avrupa'da yolculuklara çıkmıştır. Lizbon'da oturmaktadır.
Bu 3 Pessoa'nın şiirlerinin yer aldığı kitapta şuna dikkat çekmekte fayda görüyorum. Caeiro ve Reis, Fernando'dan önce ölürlerken(1915 ve 1919); Campos, Fernando'yla sonuna kadar yaşamıştır.
Peki neden? Caeiro ve Reis, az çok Fernando'ya paralel hayatlar yaşamışken, bunların karşıtı Campos'tur da ondan. En uzak hayal, en çok yaşar. Ve hayallerin ve kişiliklerin kuklacısı Fernando; kuklacılığı kendisini kandırmak için değil, avutmak için yapar.
Belki de bundandır; 1930'da bu kitapta da yer alan ve ölümünden 5 sene önce Fernando olarak yazdığı şiirinde şöyle der;
" Neden biricik hayatımı yalnızca / Düşlerden bir hayat yaptım ben? " (Suskun Havuzu Düşünüyorum, 4 Ağustos 1930)
Diğerleri ölse de Fernando, Alvaro de Campos olarak yolculuklarına devam etmektedir diye düşünüyorum.
Yine bu kitapta yer alan ve bence denize, deniz adamlarına, gemilere ve yolculuklara dair yazılmış gelmiş geçmiş en güzel şiirlerden biri olan " Denize Övgü" de, Alvaro de Campos şöyle der;
" Ah, gidebilmek, nasıl olursa, nereye olursa! Gidebilmek o açık denizlere, dalgalar, tehlikeler içinden, Yol almak açıklara, başka yerlere, Soyut Uzaklığa, Belirsizlik içinde, gizemli gecelerin karanlığında. Rüzgara, kasırgaya kapılmış bir toz zerresi gibi Sürüklenircesine!"
Fernando; Alberto Caeiro, Alvaro de Campos, Ricardo Reis ve nicelerinden biri olmayı seçmemiştir. "Seçmek diğerlerinden vazgeçmektir." şiarından yola çıktığından olsa gerek, hepsi olmuştur, Pessoa olmuştur. Zaten muhtemelen en baştan, teker teker bunların her birinden sıkılacağını düşünüyordu. Hepsi ve hiçbiri oldu.
Bir kişi olmayı seçmekten, bir kişi olmayı denemekten böylesine korkmak! Ne korkaklık!
Böylesine karmaşık, kendi içinde böylesine mükemmel, böylesine gerçekçi kim bilir kaç kişiyle bir kafanın içinde birlikte yaşamak... Ne cesaret!
Hemen cevap verme Fernando, yine konuşacağız!
Fernando Pessoa - Vince Verbatim, Café A Brasileira Lisbon, 2015
“Tek dileğim tanrılardan beni unutmaları” demiş Pessoa belki de sadece onu değil, herkesi unuttular :) Başka türlü açıklanamaz bu kadar kötülük bu kadar cehalet bu kadar berbat devlet düzenleri.
Beni okuyacak olan herkesi selamlıyorum Geniş kenarlı şapkamı onlara eğerek Beni kapımın önünde gördüklerinde Ve otobüs, tepenin doruğuna tırmanırken. Onları selamlayıp güneşli günter diliyorum, Yağmur gerekiyorsa yağmur ve evlerinde, Açık bir pencere önünde oturup Şiirlerimi okuyacakları en sevdikleri koltuğu diliyorum. Benim şiirlerimi okurken de, Doğal biri olarak düşünsünler beni- Sözgelimi, çocukken oyundan yorulduklarında Gölgesine çöküp oturdukları ve sıcaktan Terli alınlarını çizgili gömleklerinin Yeniyle sildikleri yaşlı bir ağaç olarak.
“Düşündükçe içimde bir ürperti, bir açlık kavuşamayacağım bir şeye. Anlatılmaz, saçma bir acı veriyor bana bunu düşünmek. Ah, her yana savrulan bu duygu kasırgası! Ruhumdaki bu ince, baş döndüren kargaşa! Tükenmiş kızgınlıklar, çocukların oyuncak makaralarına benzer sevgiler, Duyuların gözleri karşısında parçalanan imgelem, Gözyaşları, boşuna gözyaşları, Ruhu yalayıp geçen aykırı rüzgarlar...”
Yazgı korkutuyor beni, Lidia. Hiçbir şey kesin değil. Her an bir şey olabilir ne isek onu değiştirecek. Bilineni terk ettiğimizde, tuhaftır Attığımız adım. Önemli nesneler korur Bilinen sınırları.
Tanrı değiliz biz: Körüz, korkarız, Yeğleriz bildiğimiz yetersiz hayatı yeniliğe, o uçuruma.
Beni okuyacak olan herkesi selamlıyorum! "Boyun eğiyorum ve nerdeyse mutlu hissediyorum kendimi. Nerdeyse mutlu, üzgün olmaktan yorulmuş biri gibi."
Huzursuzluğun Kitabı'nı okuyanlar bilir Fernanda Pessoa nın huzursuz cümlelerini..
Uzaklar, Eski Denizler'de de yine benzer cümlelerden oluşan dizeler var. Sarsan ve aynı etkiyle saran..
Özellikle DENİZE ÖVGÜ şiiri tek başına huzursuz ruhun özgür iradesinin destanı gibi.. Her şeye, herkese başkaldırı.. Denizin dalgaları gibi bazen okşuyor bazen gürlüyor.. Dalgaların ritmi gibi o heyecanı hissediyorsunuz.
Pesseo severler şiirlerini de olurlarsa pişman olmazlar. Neden okumadım ki bu zamana kadar derler* düşünüyorum.
Anlaşılmamak için mi çabaladı anlaşılmak için mi bilinmez.. Dizelerinde karamsarlıktan ziya hüzün var. Garip bir hüzün..
BİR PUS GİBİ İÇİMDE İçimde beni saran ve hiç olan Bir özlem var hiçliğe. Bir istek belirsiz bir nesneye. Sanki sis gibi Sarıp sarmalamış beni Ve küllükteki cıgaramın ucunda Parıltısını görüyorum son yıldızın. Duman duman tükettim hayatımı. Ne kadar belirsiz gördüklerim, okuduklarım. Bilinmeyen bir dilde bana gülümseyen Açık bir kitap dünya. 16 Temmuz 1934
DENİZE ÖVGÜ ... Ah, gidebilmek, nasıl olursa, nereye olursa! Gidebilmek o açık denizlere, dalgalar, tehlikeler içinden, Yol almak açıklara, başka yerlere, Soyut Uzaklığa, Belirsizlik içinde, gizemli gecelerin karanlığında. Rüzgâra, kasırgaya kapılmış bir toz zerresi gibi sürüklenircesine!
...
Gitmek, gitmek, hiç durmadan gitmek! Kanatlanmak için tutuşuyor olanca kanım! İleri atılmak istiyor bütün bedenim! Sellere kapılmış gibi bütün imgelemim Çırpınıyor, kükrüyor, kabıma sığamıyorum!.. Köpük köpük oluyor kızışan isteklerim Ve kayalarda patlayan bir dalga gibi tenim!
Söylenecek söz çok olsa da dizeleri, tedirgin ruhunun sessizliğiyle içine dökülenleri daha iyi anlatır ..
Son olarak
Gerisi sadece gök ve toprak.
İyi okumalar dilerim.
This entire review has been hidden because of spoilers.
El vermek çabanıza, fırtınalarınızı paylaşmak, Sonunda sizin gibi o olağanüstü limanlara ulaşmak! Sizinle birlikte uygarlıktan kaçmak! Sizinle yitirmek her türlü ahlak kaygısını! İnsanlığımın artık değiştiğini hissetmek! Güney denizlerinde sizinle yeni vahşetler, Yeni yürek sarsıntıları ve yanardağ ruhumdan Yeni ateşler içmek! Sizinle yola çıkmak Ve geride bırakmak –Ah, haydi, düşün önüme!– Uygar giysilerimi, kibar davranışlarımı, Doğuştan içimde olan o zindan korkusunu, O sakin hayatımı, O elden günden uzak, durağan, düzenli hayatımı! …”
Lisedeyken her zaman gittiğim kitabevine gidip ben şiir okumak istiyorum ama farklı bir şey istiyorum benim tarzıma uygun önerir misiniz? Diye sormuştum ve elime bu kitabı tutuşturmuştu beyefendi, o zaman zamanı değilmiş. Ama benim ruhumu çok iyi tanımış olacak ki yıllar sonra tekrar elime aldığımda göz yaşlarım eşlik etti çoğu şiire. Uzaklar.. uzaklara duyduğum, bilinmeyene duyduğum özlem ne de güzel esti tekrar ruhuma sayesinde bu kitabın ve oyuncularının. Çokça sevdim.
Pessoa siirleriyle ilk tanismam ve hepsini ayri ayri sevdim. Ama Alberto Caeiro ve Alvaro de Campos’larin tadi bi ayri sanki benim icin.
Cevat Capan’in yazdigi giris olmasa bu kitaptan bu tadi alamazdim sanirim, iyi bir cevirmen bir kitabin okunabiliigini belirgin bicimde etkiliyor. Ve Cevat Capan -soylemek bana dusmez ama- cok iyi bir cevirmen.
Şiirde çeviri çok çetrefilli ancak Cevat Çapan,Fernando Pessoa’nın çok katmanlı karakterlerini ve onların şiirlerini belki de olabilecek en uygun kelimelerle Türkçeleştirmeyi başarmış.
Fernando Pessoa'nın kendi kişiliği ve üç farklı kişiliğinin (Alberto Caeiro, Alvaro de Campos ve Ricardo Reis) şiirlerinin yer aldığı bir kitap. Kitap, Cevat Çapan'ın Pessoa ile ilgili bir yazısı ile başlıyor. Sonrasında Üstad Alberto Caeiro'nun kendine özgü şiirleri yer alıyor.
Tutkum ve isteklerim yok benim Şair olmak bir tutku değil benim için, Bu benim yalnız olma yolum. (sf: 18)
Alvaro de Campos'un ödüllü şiiri Denize Övgü şiiri ve diğer bazı şiirlerine yer veriliyor. Denize Övgü şiirinde Pessoa inanılmaz tasvirler ve hayranlık uyandırıcı ifadeler kullanıyor. Yeter ki denizde olsun, denizi görsün, bir gemi görsün ona yeter. Şiirden birkaç dize:
Bana istediğinizi yapın, yeter ki denizde olayım, güvertede, dalgaların üstünde, yaralayın, öldürün, gövdemi parçalayın! (sf: 48)
Yolculuklar şimdi de eskiden olduğu gibi güzeş Ve bir gemi sırf gemi olduğu için her zaman güzel olacak Yolculuklar hala yolculuk ve uzaklar hala oldukları yerde - Hiçbir yerde. Tanrı'ya şükür! Limanlar türlü türlü vapurlarla dolu! (sf: 65)
Sonrasında Ricardo Reis'in hiçlik, mutluluk, sadeliği anlatan şiirleri yer alıyor.
Tanrılardan tek dileğim Onlardan bir şey istememeyi bağışlamalarıdır bana (sf: 83)
Kitap, Fernando Pessoa'nın kendi imzasını taşıyan şiirler ve bir kronoloji ile sonlanıyor.
Değişik adlar kullanarak yarattığı karakterleri şiirlerinde daha iyi fark ettim. Gerçekten farklı şairleri okumuşum gibi hissettim. En çok pastoral şair Alberto Caeiro'nun şiirlerini beğendim.