Վեպի նյութը 1920-1930-ական թվականների ֆրանսահայ գաղութի կյանքն է՝ իրեն բնորոշ առանձնահատկություններով և դրսևորումներով։ Շ. Շահնուրը հայ և ֆրանսիացի հերոսներով կարողացել է պատկերել ֆրանսահայ կյանքը, իրատեսորեն ցույց տվել սփյուռքահայության օրավուր ահագնացող նահանջը` փորձելով սթափեցնել աշխարհացիր հայությանը: «Նահանջը առանց երգի» վեպը հայի վեցդարյա նահանջը, արտագաղթը իր մեջ խտացրած XX դ. համահայկական ցավի ու տառապանքի, ցասման և ընդվզման «Տրտունջքն» է:
Shahan Shahnour (Շահան Շահնուր), also known as Armen Lubin (Արմէն Լիւպէն; real name Shahnour Kerestejian, August 3, 1903, Istanbul - August 20, 1974, Saint-Raphaël), was a French-Armenian writer and poet. He is considered a renowned diasporan author in the Western Armenian tradition with his own style of writing.
Shahan Shahnour was born Shahnour Kerestejian, on August 3, 1903, in a suburb of Istanbul, Turkey. He graduated from Berberian High School in 1921, and started contributing to "Vosdan" paper, mostly with translations. In 1923 he moved to Paris, where he worked as a photographer, and in 1929 he published his first novel written in Armenian, Retreat Without Song, which had appeared periodically in Harach newspaper of Paris. In 1933, he published his second book, also written in Armenian, The Betrayal of Blood-Suckers, which is a collection of short stories. In 1937 he fell victim to a terrible bone disease (Osteolysis) which disabled him and caused him much pain and suffering for the rest of his life, which was spent in hospitals after he lost his home in 1939. In 1945, having partially recovered from his illness, he started writing in French under the name Armen Lubin, and from then on he was acclaimed highly as a French writer and poet and received several literary awards. He published in French The Furtive Passer-by, Sacred Patience, The Nightly Transport, The High Cage, and Fire With Fire. In 1962 a collection of his Armenian works were printed in Yerevan by Haybedhrad Press. In 1967 he published Two Red Notebooks in Armenian, and in 1971 The Open Register also in Armenian. Shahnour died on August 20, 1974, in the hospital of Saint Rafael, in France.
Books:
Lubin, Armen. Feux contre feux. Paris, 1968. Lubin, Armen. Les hautes terrasses; poemes, Paris, 1957. Shahan Shahnour. Nahanj arants yerki: badgerazart badmutiun Hayots (Retreat without Song: Armenian History Illustrated). Paris, 1929 (in Armenian). Shahan Shahnour. The Tailor's Visitors, trans. Mischa Kudian. London, 1984.
Uzun zamandır kimlik arayışına (bunalımına) dair bu kadar güzel bir şey okumamıştım. 1920’lerde Paris’e giden bir Anadolu Ermeni’si olan Bedros’un -ki gidince ismini Pierre yapıyor- savrulmalarını anlatıyor bize yazar. Hem uyum sağlama uğraşı hem bir yandan gönül maceraları derken Bedros, geçmişin travmalarıyla yeni bir hayat kurmanın o kadar da kolay olmadığı gerçeğiyle yüzleşiyor. Yazarın biçimsel bazı denemeleri (1929 yılında yayınlandığını düşünürsek) çok hoşuma gitti. Anlatılan da Ermeni kimliğiyle doğrudan ilgili olsa da bir yandan da oldukça evrensel. Doğrusu bunu da çok sevdim. Ricat geri çekilme, bozguna uğramak demekmiş, bilmiyordum. Böyle düşününce isim de çok güzel seçilmiş. Uzun lafın kısası Sessiz Ricat Ermenice edebiyatın güzide eserlerinden birisi ve herkesin okumasını isteyeceğim kadar iyi bir roman.
aras yayıncılık'ın geçen sene yayımladığı şaheserlerden biri. diasporada yaşayan bir ermeni'nin sessiz çığlıkları, unutmaya çalıştığı geçmişi, yaşadığı tutkulu aşk hikâyesi... 1915'te fransa'ya göç eden bir ermeni'nin hayatta kalma savaşı, zanaatiyle tutunması, fransız kadınlarına bakışı, kimliğiyle cebelleşmesi, kendini pierre adıyla tanıtsa da cümlelerine bir iki türkçe kelime katmadan konuşamayan bedros'un yazgısı... pastırma kokusuna, çevirme tatlısına, bir vatana hasret yaşamlar. geriye dönemeyecek, ana-babalarını unutmak zorunda kalacak mülteciler. şahan şahnur 25 yaşında bile o kadar iyi kurmuş ki karakterlerini, bedros'tan başka constant gibi, lokhum gibi unutulmaz kişiler yaratmış. yok yok, hiçbir şey değişmiyor bu topraklarda. herkesi mutsuz ediyor. tam değişecek sanıyoruz hop sil baştan. bu arada okuduktan aylar sonra bile unutamadığımdan agos'a şu yazıyı yazdım: http://tembelveyazar.blogspot.com.tr/...
Սիրավեպը հաջող չէր գրված, չնայած նրան, որ այն համարվում է հեղինակի գլուխգործոցը։ Կարծես միայն ցավ, տառապանք, տխրություն փոխանցեր։ Դե, իսկ իրեն հայ համարող Պիերի կերպարը շատ ասելիք ուներ, անխոս։
Şahan Şahnur'un son derece kıvrak ve akıcı bir dili var. Asla sıradan bir yazar değil, anlatımda çok lezzetli bir yaratıcılık tutturmuş. Anadilinde henüz 26 yaşında bu romanı yazdıktan yıllar sonra Fransızcada da bir şair olarak tanınması ve ödüller kazanması zaten dil ustalığının belgesi gibi. Bu açıdan meraklısına çok ferah bir okuma olacağı taahhüt edilebilir. Romanın başlığındaki "ricatın" eser içindeki kullanımı, Türk edebiyatının 40 yıl sonra "tutunamama" şeklinde kalıplaştıracağı kültürel ve sosyal müşkülatı çağrıştıran bir uyumsuzluk ve yerini yönünü kaybetme halini ifade ediyor. Ancak bu romanda bahsedilen tutunamayanların hikayesini tabii çok başka bir mesele kuruyor. Bu insanlar ülkelerinde barındırılmadıkları için başka memlekete gidip orada kendilerini kurmaya ya da kurulmuş hallerini korumaya çalışıyorlar. Bu bana çok daha çarpıcı ve gerçek bir mesele gibi geldi, bence bundandır ki Şahnur'un kurduğu roman evreni çok daha puslu ve yoğun bir ortam olmuş. Having said that, aslında bu mesele romanın tanıtım metninde lanse edildiği kadar merkezinde yer almıyor. Şahnur romanın ilk yarısı boyunca bu meselelerle hemen hemen hiç ilişkilendirmeksizin yoğun ve karanlık bir aşk hikayesini işliyor. Sonra birden bire hikayeye dahil olan birkaç karakterin vaaz gibi konuşmaları aracılığıyla bir çeyrek bu kimlik ve tutunamama/ricat konularını ele alıyor. Son çeyrekte de iki konuyu birlikte ilerletiyor. Aşko kuşko hikaye son dönemeçte baş döndürücü bir hıza ulaşıyor. Sanırım bu iki hikaye arasındaki lopsided alan paylaşımı romana ait bir tasarım sorunu olarak görülebilir. Keşke bu malzemeyi iki farklı eser olarak tasarlasaymış. Ve her ne kadar karakterini sistematik sosyal/siyasi düşünceden uzak biri olarak kurgulamış olsa da, ricatlı kısımları biraz daha rafine edebilseymiş. Şu durumda bir patlayış patlamış ve ruhunu bir yükten kurtarmış gibi görünüyor. Ötesi olabilirdi. Dört yıldız.
William Saroyan'ı da okuduğumda aynı düşünce aklıma gelmişti. Neden Diasporada olan Türkler neden gittikleri topraklardaki çelişkilerini, hayat farklılıklarını edebiyata yansıtmazlar. Şahan Şahnur, kendi hayatı ile paralellik teşkil edecek şekilde Bedros/Pierre'in çalkantılını hayatını bize anlatıyor. Gölgede İstanbul'da akrabalar ve alışkanlıklar fonda ise Paris bohem hayatı.
Şahika ya okudu beğendi ya birisinin değerlendirmesini beğendi, ben de aldım okudum. Bu batı Ermenicesi denen şey yalnızca İstanbul’da mı konuşuluyormuş acaba? Anadolu Ermenileri Türkçe konuşuyormuş gibi geliyor bana. Eğer öyleyse bu da o dildeki tek tük romanlardan mı acaba? Kapak resmi çok etkileyici. 1926’da Paris’te çekilmiş. Kemâliyeli Ermeniler toplanmış. Neler yaşadılar da oraya vardılar? Romanın yazarı ise Üsküdarlı. Romandaki kahramanlar gibi ailesi onu da Fransa’ya yollamış ama sonra görüşememişler mi bir daha? Türkiye’ye ve Türklere çok az değiniyor. İlginç olmayan ama klişe de olmayan bir aşk öyküsü var. Pornografi ile ilgili bölümü ilginç. Bir de Ermeniler neden büyük bir ulus olamadı gibi bir tartışma var sanırım. Gerçekten kim neden büyük ulus oluyor? Ve Fransa’da tutunmaya çalışan bazı Ermeni gencin tasvirleri ilginçti. Güya çok başarılı olmuş. Basıldığında da tutucu Ermeniler çok tepki göstermişler cinsellik konusuna. Kitap okumaktan sıkıldığım zamanlara denk geldi de bitirmek uzadı.
"Er-me-nis-tan fo-toğ-raf-la-rı bun-lar! Beş ku-ruş ver! Al gö-tür!Er-me-nis-tan fo-toğ-raf-la-rı bun-lar! Beş ku-ruş ver! Al gö-tür! Er-me-nis-tan fo-toğ-raf-la-rı bun-lar!"
Yetim bir halkın, Oshagan'ın tabiriyle Paris çocuklarının romanı, bugün Türkiye'de yaşayanlar olarak, kaderlerimizin birlikte örüldüğü bir halkın romanı. Tüm acemiliklerine rağmen (Şahan Şahnur Sessiz Ricat'ı yazdığında henüz 26 yaşındaydı) genel anlamda başarılı, diaspora edebiyatına örnek teşkil etmesi ile de çok kıymetli bir metin.
Արևմտահայ գրականության ամենանշանակալի վեպերից է։ Բազմաշերտ խնդիրները ի հայտ են գալիս Պետրոսի կերպարի միջոցով։ Սիրո պատմությունը նահանջի և ձուլման փաստը էլ ավելի մատնանշելու համար էր։
The love story (triangle/s?) are of secondary interest to the experience of post-genocide Armenian immigrants in France for me, but this was pretty good all round.