Ressamın İsyanı, 16. yüzyıl resmine yeni bir yön vererek sanat tarihine damgasını vuran Caravaggio’dan yola çıkan bir arayış ve aşk hikâyesi. Romanın ana karakteri, “Azize Lucia’nın Gömülüşü” resmiyle büyülenir ve kendini Caravaggio’nun hayat hikâyesine kaptırır; ülke ülke, tablo tablo gezerek yanıtların peşine düşer: Biyografisini yazanların hayatını magazinleştirmesi, her anlamda devrimciliğinin görmezden gelinmesi içinde büyük bir öfke uyandırır. Üstelik Caravaggio’nun ölümü de yaşamı gibi büyük bir sır perdesinin arkasındadır: Girdiği düello, İtalya içinde kaçışı, nihayet ortadan kayboluşu – resmi açıklamalardaki çelişkiler bir şeylerin örtbas edildiğini göstermektedir. Caravaggio ile takıntılı bir ilişki kuran ana karakter, aslında onun tabloları üzerinden kendi hayatının izini sürmekte, onun ölümüyle ilgili gizemi tutkuyla çözmeye çalışırken, kendi ölümlülüğünden kaçmanın bir yolunu aramaktadır. Bu esnada Caravaggio’yla kurduğu bağ, yeni bir aşk öznesiyle sınanır: Kanlı canlı bir şekilde karşısında olmasına rağmen, Lara da yüzyıllar önce kaybolan ressam kadar gizemlidir... Gündüz Vassaf’ın ilk romanı olan ve yedi yılda yazılan Ressamın İsyanı, kurmacanın denemeyle, anının biyografiyle buluştuğu benzersiz bir roman; sanata ve özgürlüğe yazılmış bir aşk mektubu.
Gündüz Vassaf (d. 1946, ABD), Türk yazar ve psikolog.
Liseyi İstanbul Robert Koleji'nde tamamladıktan sonra 1968'de George Washington Üniversitesi'nde psikoloji eğitimi gördü. 1977'de Ankara Hacettepe Üniversitesi'nden doktorasını alan Vassaf, uzun bir süre Ankara Üniversitesi Mediko-Sosyal Merkezi'nde öğrencilere psikolojik danışmanlık yaptı. Uluslararası Psikologlar Konseyi yönetim kurulu üyeliğinde bulunan Gündüz Vassaf, 12 Eylül askeri darbesinden sonra öğretim üyeliği yaptığı Boğaziçi Üniversitesi'nden istifa etti.
O tarihten sonra Kassel, Bremen ve Marburg Üniversitelerinde öğretim üyeliği, Kanada'da McGill Üniversitesi Center for Developing Area Studies'te konuk akademisyen, Amsterdam'da Averoes Stichting'de klinik psikolog, Viyana'da Institut für Höhere Studien 'de konuk araştırmacı olarak bulundu.
Yazar, psikoloji alanındaki eserlerinden çok, tarihe farklı bir bakış açısıyla yaklaştığı çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Radikal gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. İnsan, tarih, sosyoloji, popüler kültür konularında her Pazar yayınlanan Gerçek Orada Bir Yerde adlı sohbet programında Murat Belge ve Şerif Mardin ile birlikte yer aldı.
“Oysa her şey güzel başlamıştı…” diyerek giriş yapmak istiyorum. Keza 4 ayrı kitaba bölünmüş Ressamın İsyanı’ndaki ilk kitap olan Ortigia hiç de fena olmayan hislerle akmıştı. Ancak devamı hayli yorucu bir okumaya dönüştü.
Gündüz Vassaf’ın ilk romanı olarak sunulan, 7 yıl emek vererek hazırladığı kitap için “bu bir roman değil” netliğinde bir kabalığa haddim olmasa da, benim zihnimdeki roman başlıklı klasörün içerisine sokabilmemin pek mümkün olmadığını söylemem gerek. Dünyaya bakışını, yaşamı okuyuşunu çok sevdiğim; olabildiğince kendisinden beslenmeye çalıştığım Gündüz Vassaf’ın bu anlatısındaki yoruculuk, zihnimde eşleşmeyen bu roman tanımı kaynaklı en çok sanırım. Çok fazla bilgi yüklü; benim diyen kurgu dışında derlenmesi zor, kurgu dışı kılıfıyla da bir çok farklı alana yayılan zenginlikte. Ve bunların bir çoğu merak tetikleyen süzülmüşlükle yer bulan; detayını, derinini sorgulatan, kitabı bir kenara koyup peşinden gitmeyi gerektiren türden. İşte, öncelikle ben bu molaları bir kurgu eserde sevmiyorum. Kurgu dışında bu dallanmaları ne kadar seviyorsam, kurguda bir o kadar sevmiyorum. Benim için roman, kendimi içerisine atıp beni bugünden, bugünümün hikayesinden çıkaracak bir şey; sonuna geldiğimde bana bilgi vermesinden çok duygular vermesini, hikayesinden çok hissinin izi kalsın istediğim.
Sanki Gündüz Vassaf, bu büyük emek verdiği belli olan işinde güzel bir dökülmek istemiş; inandıklarını, bildiklerini, bilgeliğini derleyip toparlamak istemiş gibi. Kurgunun esnekliğini de fikirlerini özgürleştirmeye araç etmek istemiş sanki.
Çok bilgi, bol aforizma yüklü ama duygusal derinliği biraz ergen bir kahramanın anlatısı; kurgudan uzak, dünyaya yakın.
Güzel bir kurgu ama yordu. Her gün düzenli okumama rağmen on iki günde anca bitirdim. Yazarla ilk tanışma kitabım oldu bu. Bilgi birikimine hayranım ama yedi yılda yazdığı bu kitaba bütün birikimlerini yığmış gerçi bunu kim söylüyor üç yüz elli sayfa tez yazıp en az elli sayfa daha yazabileceğini düşünen biri (: Caravaggio peşinde ülke ülke dolaşan kahramanın yaşamını, karşılaştığı insanlarla diyaloğunu ve dünya görüşünü görüyoruz aslında satır aralarinda. Dili akıcı konu yoğun..Kendisinin uyardığı gibi sindire sindire okumak lazım ama onca bilgi de kolay sindirilebilecek bir şey değil(:
Caravaggio ve İtalya tutkumun peşinden giderek kitabı tam 1 ayda bitirdim. Belki daha sindirilerek, uzun uzun Notlar alınarak okunabilirdi ama içimde bir ses bitirmelisin bu kitabı deyip durdu. Kitap boyunca aslında sonunda durak ismi yazmayan bir trende yolculukta gibi hissettim kendimi. Caravaggio’nun nasıl öldürüldüğünü araştırmak üzere yazarın çıktığı bu yolculukta elimde mercek üstümde dedektif montum vardı. Ve hep bir elimde telefonum bu keşfe ben de Sicilya’ya bir bilet alarak çıkmalı mıyım sorularını öteledim durdum. Kitap sona doğru yaklaştıkça kendi içimde yolculuğa çıktığımı fark ettim. Bu yolculuğun temasının Sartre ve Camus’leri okuyup bitirdikten sonra varoluşçuluğun zihnimde bıraktığı o buruk ama keyifli hisle aynı olduğunu görünce “existentialism” hurrraaa diye sevinç çığlıkları attım. Altını çizdiğim notların güzelliğiyle kendime bir yol haritası çıkardım. O kadar uzun zaman olmuştu ki bu tarz bir kitap okumayalı… Yazarın gittiği her şehrin sahilinde altını çizdiğim satırlar birer dalgaya dönüştü ve zihnimin tozunu silip attı. Ben de uğruna dağ tepe gezebileceğim bir hikaye bulabilecek miyim arayışımın hiç bitmek bilmemesi dileğiyle nice bu tarz kitaplar okurum diye umuyorum!
Ahtapot Okur'un Haziran ayı konuğu Gündüz Vassaf, e haber harika olunca hiç bir kitabını okumamış olmanın verdiği utanç ile aldım elime kitabı... Sanat tarihi dersi almışlığım vardı lise'de ama yok yani :) Neyse Caravaggio ile başladık içindeki karekodlarla ressamın eserlerine vs ulaşmak mümkün...
Gündüz Bey bir deneme kitabı yazmış bence kendinden gayet emin bir şekilde Cravaggio'yu ararken bize kendini anlatmış gibi sanki, içinde aşk var deniyor ama aşk mı aşk arayışımı bilemedim. Altını çizsen her sayfada çizilecek, seni alıp düşüncelere sokan acaba böyle mi? dedirtecek cümleler var da var... Yazar sanki huzuru arıyor, pesimistik bir hava var okurken, ay hadi şöyle bahara çıksa yolumuz artık heyecanı var okuyanın içinde... Tabi bence :) Hatta kitabın içinde 'yaşama yüklediğim huzursuzluğu sezmiş olmalı' diye geçiyor. En başından hissetmiştim ben bu huzursuzluğu diyemedim tabi:) Sonlarda da 'İnsan dediğin romanlardaki gibi gelişir değişir, nereden nereye gittiği anlaşılır bir noktaya varır. Aylardır olduğum yerde sayıyorum diyor' Bu kitap bir haykırış ya hu:)
Uzun bir emekle yazıldığı belli olan, Gündüz Bey'inde 7 yılda yazdım sindire sindire okuyun dediği bir kitap. Bitti, boşukta gibiyim, schengen vizesi alabilsem (şu an Tr'de durumlar malum) Sicilya'da soluğu alıp Kliseler'de onu arayacağım kafam o şekilde şu an...
Son olarak kuruluşundan beri içinde olduğum ruhumun dinlenme yeri @ahtapotokur iyi ki var, zor günlerde bir sığınak bir dost meclisi...
Antik Yunan ressamlarının hikâyesi Zeuxis ve Parrhasius resim yarışmasına katılır. Süre biter. Zeuxis resmini örten perdeyi kaldırır. Bildik meyve tabağı. Herkes hayal kırıklığında. Sıra Parrhasius’a gelmişken bir kuş Zeuxis’in tablosuna dalıp resimdeki üzümleri gagalayınca alkış kopar. Sonuç bellidir. Zeuxis rakibini küçük düşürmek istemez. “Eserini görmekten bizi yoksun bırakma,” deyip resmini örten perdeyi kaldırmasını ister. Parrhasius oralı olmaz. “Perdeyi kaldırsana. Bak bizi güneşin altında bekletiyorsun.” Parrhasius, “Resim karşınızda,” der. Yakından bakarlar. Parrhasius duvara perde resmi yapmıştır.
Gündüz Vassaf'ın üç deneme kitabını okumuşum Ressamın İsyanı'na denk. Bu 'roman' olarak nitelenen kitabında da yazar deneme yazı tarzını bırakmadan devam etmiş diyebiliriz.
Ressamın İsyanı'nı okurken kitabın ba karakterinin yazarın hayatından izler taşıması ve gerçek dünya ve tarihle sık sık iletişim halinde olması bana kitabın türünü sorgulattı. Kurgu nedir? Gerçeği biraz büktüğünüzde kurgu olmaz mı? Babanızdan esinlenerek yazarsınız, karaktere babanızınkinden başka bir isim verirsiniz ve biraz da olaylarla oynarsınız, bu kurgudur. Değil mi?
Beni şaşırtan bu kitabın içindeki karakter ve yazarının benzerliği, ya da kitabın bir kurgu olup olmadığından ziyade, çağdaş romandan okuyucuya yaşattığı deneyim açısından çok farklı olmasıydı. İyi romanda bir karakterin peşine takılıp onun yaşadıklarına tanıklık etmemiz, onun içine düştüğü karmaşık durumdan öyle ya da böyle çıkışına şahit olmamız, bu esnada yükselen heyecanımız, kabaran merakımız ve yaşanan olayların orjinalliği ölçüsünde o kitabı iyi' buluyorsak, bu kitabın bana yaşattığı bunlar değildi. Ve bunlar olmamasına rağmen kitabı okumayı sevdim. Kitabın sayfalarını bir an önce çevirip ne olacak diye meraklanmadım. Tam tersine resmen kitap yavaş yavaş sine sine okunsun duygusu kitabı uzun bir süreye yayarak okumama neden oldu.
Önceleri karakterin Caraggio tutkusu ile hareket ettiğinı düşünürken kitabın sonlarına doğru, bu kitabın aslında modern bir iz sürme, bir dedektiflik kitabı olduğu fikri aklıma yattı. Bir ödülü olmadan dedektifliğe soyunan karakter aynı zamanda zihninden geçen her türlü cinsel düşünceyi adeta zorlayarak okuyucuyla paylaşmaya çalışıyor, bunu belki de kendine dürüst olmanın bir yolu olarak görüyordu. Ara ara bu cinsel muhabbetin bana fazla geldiğini ama sonra bunun aslında olana belki de en yakın bir deneme olduğunu fark ettiğimi belitmem gerekir.
Caravaggio gibi bir konuyu merkezine alması benim gibi resimle ilişkisi zayıf birine de çok iyi geldi. Kitaptan haberi olmayan iki arkadaşıma Caravaggio dediğimde, sözleşmiş gibi 'my favourite painter' demeleri niyeyse hoşuma gitti.
Baş karakter bir yanı Türk de olsa kendini daha çok Amerikalı olarak tanıtıyor. Bir Amerikalının Türkleri bu kadar yadırgayan ve eleştiren bir tutumu olmasını gerçekçi bulmadım. Bu bana 'insan ancak kendini bu kadar eleştirir', diye düşündürdü ve belki de karakterin biraz zayıf kaldığı bir nokta olarak düşündüm.
Yine de severek okudum ve bana bu kitabı hediye eden can dostuma kocaman sevgiler.
“Caravaggio’ya bakıyorum Fark etmez hangi resmi, Caravaggio’ya bakıp Caravaggio’yu yazıyorum.”
Yedi yılda yazılmış bir eseri bir çırpıda okuyup bitirmek bana göre değil, okudukça düşünüyor, okudukça bulunduğum mekan ve zamandan bağımsız hissediyorum. “Azize Lucia’nın Gömülüşü” tablosunun önünde büyülenen ve kendini Caravaggio’nun izini sürmeye adayan roman kahramanı ile St Lucia manastırında oturup resme bakıyorum. Gelip geçen turist kafileleri için gördükleri binlerce resimden herhangi biri ama ben resimde Caravaggio’nun otoportresini arıyorum. Kitabın kapağında neden Aziz Lucia görünmüyor. Yazar bunu bilinçli istemiş olabilir mi? Caravaggio’nun sırlarla dolu ölümünü düşünürken bir de bakıyorum ismini öğrenemediğim ana kahraman yanımda değil, çıkıp koşsam ona yetişebilirim ama ağırdan alıyorum, biliyorum ki Ortigia’nın dar sokaklarında Lara’yı arıyor. En az Caravaggio kadar gizemli bir kadın Lara. Zihnim mi yarattı Lara’yı yoksa o da en az benim kadar ete kemiğe bürünmüş biri mi? “Bir şey ne kadar gerçek görünüyorsa o kadar gerçekten uzak, ne kadar gerçekten uzak görünüyorsa o kadar gerçek.”
Piazza Duomo’da bir kafede oturup Caravaggio’nun resimlerini düşünüyorum. Rönesans ressamlarının çoğunun aksine Caravaggio aziz ve azizeleri sıradan insanlar gibi resmetmiş. Kilisenin engizisyon kılıcını elinde tuttuğu dönemde bazı resimlerinin içinde mesajlar gizli, ressamın isyanını benim farketmem mümkün değildi ama roman kahramanımız ile geçirdiğim süre içinde sanata ve özgürlüğe bir kapı açmış gibi hissediyorum. O Caravaggio’nun izinde bende onu takip ediyorum.
Geçen ay Floransa’da bir kafe’de otururken tam karşımda Caravaggio’nun Davud ve Golyat eserinin bir kopyası duruyordu. Adaşı Michelango’nun Davud heykelinin mükemmelliği ile Caravaggio’nun Davud’unun sıradanlığı ilk bakışta göze çarpıyordu ama üzerinde pek fazla düşünmemiştim. Kitabı okumadan önce Caravaggio’nun eserlerini incelemenizi öneririm. Gündüz Vassaf’ın satırlarıyla benim için eşsiz bir okuma deneyimi oldu.
tanıklıkların anlatımı gibi bir metin. rebecca solnit’i anımsıyorum. benzerlik kurabildiğim şu ana kadar o oldu. günlükler gibi. yazı yazmak, düşünmek isteyen birinin yazmış olduğu, söylemek istediklerini bulmaya çalışarak yol aldığı bir metin. son olarak üstüne “roman” etiketini koymuş diyorum.
mekan ile olan bağı en çok sevdim. hikaye, anlatı, kişiler, hatta kendisi bile kayboluyorken mekana ve caravaggio’ya bir şekilde bağlanıyoruz. bunu sevdim fakat ucuz bir hile olarak da görmüyor değilim - yazarın söylediklerini roman yapacak ya da anlatıyı sürdürebilecek yegane çapalar bunlar.
roman üzerine düşüncelerini metin içinde veriyor. klasik roman anlayışını reddediyor, yani bunun düşüncesini de bir yerde açıyor. ve yazdığı bu metnin farklılaşması için elinden geleni yapıyor gibi. kör göze parmak değil fakat sanki anlaşılıyor. sürekli anlatımı bölmek bana bunu düşündürüyor.
yine de metnin yapısı ve bağlamından bağımsız olarak keyif alıyor ve takdir ediyorum. kendine güvensizlik ve kendine güveni bir arada yaşıyor gibi yazar.
bununla birlikte bernhard okumak da düşüncelerimi sarsıyor. bernhard’ın dilini ve karakterini çırılçıplak buluyorum. bu tabii ki onun kendisiyle ve ustalığıyla ilgili. yine de etkiyor. eseri bir türlü edebi değerlendirmeye tabi tutamıyorum; sürekli yargılıyor gibiyim.
düşüncelerin çekincesizce dile getirildiği kitapların yazılmasını kutluyorum. yazarın buna kast ettiğini ve çabaladığını düşünüyorum.
okuma süreci bağlamında da sıkıldığımı söyleyeceğim. sonlara doğru gerçekten bitmesini arzulayarak okudum. daha fazla bilgi veya bir şey duymak istemedim. sadece bir son ver artık be adam diye mızmızlandım. daha da uzun anlatmak istemediğimden pıt diye kesiyorum bu yazıyı nalet olmasın.
Kitabın kurmaca kısmına ve ıssız adam anlatıcısına ne kadar ısınamadıysam deneme ve kurgu dışı türlerine meyleden kısımlarını o kadar sevdim. Caravaggio'nun sanatının, sanattaki ve hayattaki duruşunun, yaşamının ve şaibeli ölümünün peşine düşmüş anlatıcının kah aralara kendi anılarını, yaşamıyla ve hayatındaki kadınlarla ilgili anekdotlarını serpiştirdiği, kah kafasındaki fanteziler gibi hissettiren bölümlerinin, anlatıcının hikayesinin sürekli kendini tekrarlamasının bir süre sonra çok da önemi olmadı benim için. Sanat tarihinden yola çıkıp dünya politikalarına, savaşlara, dinlere, ilişkilere, teknolojiye dair yazarın düşüncelerini okumak, karakterin hikayesinde şimdi ne olacak düşüncesinden daha çok ön plana çıktı benim için. Her düşüncesine de katılmasam bile bazı basmakalıp olguları sorgulatmasını ve yeni ufuklar açmasını sevdim.
Ressamın İsyanı roman diye lanse edilse de en çok deneme metinleriyle bilinen Gündüz Vassaf'ın güçlü yönünün yine deneme türünde olduğunu düşünüyorum. Yazar kendi kafasını kurcalayan konuları ucundan kıyısından kurmacanın içine yerleştirmiş. Kurmacayla denemenin iç içe olduğu noktalarda deneme kurmacayı geçmiş. Caravaggio'nun peşinde sürükleyici bir tarihi gizem anlatısı veya derin karakter analizi bekleyenler aradıklarını bulabilir mi bilmem. Bu kitaba düşünsel bir deneme olarak bakmak daha mantıklı olacaktır.
Gündüz Vassaf ile cehenneme övgü kitabıyla tanışmıştım. Gayet güzel, son derece felsefi, günlük hayatımızda olan olgu, algı, konu, kurum ve kuruluşlara çok farklı yönlerden bakarak kafamda olumlu bir sürü soru işareti bırakmayı başarmıştı.
Ressamın isyanına gelecek olursak sırf Gündüz Vassaf yazmış bize de okumak düşer düsturuyla aldım. Roman diye geçiyor ama buna roman diyenin ben aklına şaşarım. Hepi topu 5-6 karakter var zaten ve hiç derinlik ve diyalog yok neredeyse. Olay örgüsü ve zaman kavramı hak getire zaten. Aşşırı uzun bir kitap. Ve inanın bana ne anlatıyor, bana bir özet geç derseniz 2 cümle edemem. Laf kalabalığı. Roman zaten değil deneme hakeza değil ee gezi kitabı desen o da değil ne bu? Bu kitap ne anlatıyor amacı nedir? Gündüz beyin derin bilgisinin hatırına her 5-10 sayfada bir kendimce faydalı ya da ilginç bilgi öğrendiysem kâr sayıyorum.
Ressamın Hikayesi bir ressamın, Caravaggio ve resimlerinin peşinden giden bir adamın hikayesi. Caravaggio ve resimleri üzerinden ona ve hayatına dair ipuçları yakalamaya çalışırken dönemin ve günün kurulu düzenini , sorunlarını eleştiren, sorgulayan ve isyan eden bir kahramanın da hikayesi aslında. Kahramanımız Bir yandan Roma Katolik Klisesini tarihi yanlışlıklarından dolayı özür dilemeye çağıran öbür yandan da modern devletlerin dayatmalarını, teknolojiyi, ataerkil düzeni ve milliyetçi ve dini kimlik yapıların insan üzerindeki olumsuzluklarını göz önüne seren bir isyanın sesi. Kitap tarihe ve modern dünyaya o kadar güzel eleştiriler getiriyor ki hayran kalmamak elde değil. Akıcı ancak bir o kadar da zor bir okuma oldu. Yaptığı atıflar, verdiği referanslarla durup düşünmek lazım. Dinler tarihinde tutun şiirlere kadar o kadar güzel atıflar vardı ki bayıldım.
Zorladı. Elimden bırakamadım; bırakınca almakta zorlandım. Bütünlüğü sekteye uğradı, zihnim reddetti ara sıra. Aforizmalar diriltti. Bilgiler yığıldı. Roman olup bende duyguya dönüşemedi. Bilgi olup tarihe gömüldü. Harita açıp okudum, sokaklara daldım. Sindirmek istedim. Tam yeni bir karaktere diyalog arasında adapte olacakken, lokalleşmeyi yerdi; aidiyeti kimliksizleştirdi. Kendimle çeliştim.
Gelin görün ki, tüm bunlar olurken Gündüz Vassaf’ın “tarihe geçmek için yazan biri değil, yazdıkları tarih olan bir düşünür olduğu” fikriyle ayık kaldım.
kitabı uzun sürede, sindirerek okudum. duygularım karışık, arada kızdım ( Lana'ya niye yazıyorsun abi??!!!?) arada mutlu oldum ( Lana'yı nihayet saldın abi.) . Bir süre meraklandım ( Vassaf abi Caravaggio olmasa seni Sicilya'da kaybetmiştik!!) ama nihayete kavuştuğunda önceki kitaplardan da yazım tarzını bildiğim için köşeye "dur bakalım bunun demlenmesi bana yakında gelir" duygusuyla bıraktım kitabı.
Okuyun, okumayın demiyorum. Ama sonrasında şikayet etmeyin zira Avrupa tarihi ( iki yüzlülükleri ) konusunda çok bilgi var. Kitap çok fazla alt metni bir derleme, günlük/güzellik/karşılıksız aşk kısımlarını demlenmeye bırakın. Bakalım neler çıkacak.
Sanata, özellikle resime, tarihe meraklı okuyucuların beğenerek okuyacağını tahmin ediyorum. Kitabin ilk yarısını hızlıca merak içinde okudum. İkinci yarısında kitabın kendini fazla miktarda tekrar etmeye başladığını gördüm. Yazar da eleştiri dozunu abartıp her şeye eleştiri yapmaya hatta suçlamaya başladı. Sonlara doğru, heee dayı hep sen haklısın her şeyi en iyi sen bilirsin demeye kadar vardı iş. Genel olarak okuduğuma memnunum, çok şey öğrendim kitaptan. Büyük bir araştırma, emek olduğu da açık ve net. O kadar kusur kadı kızında da olur diyelim.
Bir ruyadan uyandiginda gorduklerini anlatmaya calisinca insan sacmalar. Biri geldi birden kendimi kalede buldum, yanimda onlar vardi gibi anlatmaya cabalar beceremez.Gunduz Vassaf kendi ruyalarini anlatmayi ustalikla basarmis.Yazarla gezmeyi bende cok isterdim.Giris gelisme sonuc odakli olmayan kendi anlatimiyla bir bulut bir dalga gibi bazen uzun bazen sert bazen kisa sahilde kumlarda otururken bacaklariniza carpan deniz gibi bir kitap.Bu kadar icten yazdigi icin kendisini kutluyorum.Kendi ic sesini acikca serbestce elestirmek cok buyuk olgunluk
“Anne bana bak dercesine yaşarken, annemizin çoktan gittiğinin, pek kimsenin de bize bakmadığının farkında değiliz. Kopernik’ten, gezegenimizin evrenin merkezinde olmadığının tokadını yedik. Aydınlanma’yla Tanrı’yı tahtından indirdik, aitlik arayışlarımızda kaybolduk. Bilim ve mantığı tapınmaya dönüştürmemizle büyük resmi gene göremez olduk.
Sen meraklı insan, haddini bilsene. Sevginden yoksun dünyandan Uzayın sonsuzluğuna acelen nereye? Mars’a falan da gitmeden tekrar nasır tutmalı Toprağına yabancı çıplak ayakların”
Bir ömrün muhasebesi, bir insanın günlüğünü okumak gibi. İlk başlarda sıkıcı bulup yazarın alışık aforizmalarından bunalsam da ilerledikçe kitabı merak etmeye başladım. Bir insanın kafasının içine duygularına yolculuk gibi bir deneyim.
Maalesef bitiremedim. Çok geveze birini dinlemeye çalışmak gibi, beni aştı. Bir türlü odaklanamamak da çok yorucuydu. Bir yerden sonra da bıraktım artık.
Bir ayrılık yaşayan ve 15 Temmuz sonrası üniversiteden ayrılan anlatıcı, düşünmek için Sicilya Adası'na çekilip Caravaggio ile ilgili kitabı için araştırma yapmaya başlar. Burada tanıştığı gizemli Lara onun kendisini sorgulamasında daha da derinlere inmesine sebep olur.
Gündüz Vassaf bu kitabında otobiyografik öğeler de taşıyan bir anlatıcı ağzından kurumlaşmış din, tarih, baskıcı rejimler, göçmenlik, bireyin yalnızlığı, aşk gibi pek çok değişik konu üzerinde düşünce ve eleştiriler geliştiriyor, biz de bu arada onun bireysel yolculuğuna tanık oluyoruz.
Çalışma bu açıdan ne roman sayılabilir ne de farklı konularda görüş bildiren bir denemeler kitabı. Açıkçası zaman zaman anakronik hatalar barındıran ve bence bayağı maço bir karakterin aşk ve cinsellik peşinde koşturması bana pek hitap etmedi. Eleştirel bölümleri ise fazlasıyla söylev havasında. Üstadın tenkidinden kimse kurtulamıyor.
Bu tuğla çalışmayı sanat tarihi, eleştiri ve kişisel anlatıları sevenlere öneririm.