Nietzsche üzerinde en çok yazılan, tartışılan ancak henüz tam çözülemeyen, düşünceleriyle neyi amaçladığı konusunda fikir birliği olmayan, 19. yüzyılın sonlarında yaşamış olsa da, 20. yüzyılda etkilerini sürdüren çağdaş bir filozoftur. Kimisi onu edebiyatçı olarak görmektedir, çok da haksız sayılmazlar, “Böyle Buyurdu Zerdüşt” tam bir edebiyat yapıtıdır. Temelde Nietzsche, felsefe tarihindeki varlık-oluş ayırımı göz önüne alındığında, bir oluş filozofudur.
Nietzsche iki kenarı keskin bıçaktır, bu nedenle yazdıkları, düşünceleri, çok farklı hatta tamamen zıt kutuplarda yorumlanabilmektedir. Yazdıkları veya söyledikleri hangi koşulların etkisiyle gerçekleşmiştir, bunu göz önünde bulundurmak esastır. Çünkü Nietzsche’nin hayatındaki üç ayrı dönemde oldukça farklı düşünmesi ve bunları o dönem şartları altında yazıya dökmesi söz konusudur. Ama hiçbir zaman tam olarak anlaşıl(a)mayacaktır çünkü en önemli düşüncelerini yazmayı bitirememiştir.
Bitirilmeyen düşüncelerinin kızkardeşi tarafından tahrif edilerek ölümünden sonra “Güç İstenci” olarak yayınlanmış olması, bu büyük filozofu daha da anlaşılması güç bir konuma sokmuştur. Keşke ömrü yetse son fikirlerini de yazabilseydi. Eserleri yaşamı gibi karışık ve zor olsa da kabaca şöyle ayırabiliriz:
Schopenhauer ve Wagner’in etkisinde kaldığı, “Müziğin Ruhundan Tragedyanın Doğuşu” adlı eseri ile temsil edilen metafizik ağırlıklı ilk dönem (1872-1876). Sonraki dönem ise Wagner’in aşırı milliyetçi ve antisemitik yaklaşımları Kendi değerlerine karşı olan düşünceleriyle çatıştığı ve filozofun bu büyük müzisyenle yollarını ayırdığı 1876-1882 arası yıllardır.Bu dönemin karakteristik kitabı aforizmalarıyla öne çıkan “İnsanca, Pek İnsanca”dır, ki benim en beğendiğim kitabı budur. Son belirgin dönemi 1883’den çıldırdığı ve bu nedenle “Güç İstemi” adlı çalışmadını tamamlayamadığı 1889 yılı arasındadır. Bu dönem onun en verimli dönemidir. “Böyle Buyurdu Zerdüşt” ile başlayan bu dönem “Ahlakın Soykütüğü”nü de yazdığı dönemdir.
Onun felsefesini anlatmaya girişmek beni aşar ancak şunu söyleyebilirm ; Danto'ya göre Nietzsche’nin felsefesinin merkezi kavramı nihilizmdir. Batı metafizik düşünce geleneğinin insanlığı nihilizme taşıdığını, içinde bulunduğu dönemin ise nihilizmi açığa çıkardığını, buna Sokratik rasyonalizmin ve Platonculuk’tan gelişen Hristiyan ahlâk ideallerinin neden olduğunu ileri sürer. Hatta Kant’ın eleştirel felsefesi, pozitivizm ve bir yönüyle Schopenhauer’un felsefesinin insanlığı nihilizme taşıyan değişik metafizik geleneğe ait düşüncelerden ibaret olduğunu ileri sürer. Nietzsche’ye göre içinde bulunulan modern dönem ise, bu geleneğin en radikal bir şekli olduğunu ve içinde barındırdığı nihilizmin açığa çıktığı bir dönem olduğunu savunur. Hatta daha ileri giderek modern dönem düşünürlerini Hristiyan’lığın seküler temsilcileri olarak görür. Sistematik bakıldığında ilk döneminde Sokrates’e karşı değildir. Keza dönemsel farklılıklarını vurgulamak amacıyla Descartes’ın “düşünüyorum öyleyse varım” sözüyle karakterize edilebilecek rasyonalist yaklaşımın düşünen bir özneyi (düşünce/ruh) öncelediği için varlık ve yaşam karşıtlığı sözkonusu olduğunu belirtmekte yarar görüyorum. Üçüncü döneminde Platon’a kadar geri giden metafizik düşünce geleneğinden ve bu geleneğin bir sonucu olarak varılan nihilist çağın kötümser filozofu olan Schopenhauer’dan ayrıldığı net olarak görülmektedir. Ayrıca felsefeciler arasında şiddetli farklı tartışmaların olduğu Nietzsche’nin “aydınlanmanın iyimserliğine” yönelik karşı düşüncesi, günümüzde modernitenin insan yaşamı ve düşüncesine yönelik taşıdığı tehdit ve tehlikeler (savaşlar, nükleer tehlike vb.) düşünüldüğünde, yapmış olduğu saptamaların ne kadar doğru olduğunu göstermektedir.
Nietzsche Zerdüşt'e Tanrı'nın öldüğünü ilan ettirmiştir. Ama eğer Tanrı gerçekle özdeşleştirilirse, o zaman gerçek ölmüş olmalıdır, ama gerçeği kaybettiğimizde her şeyi kaybederiz, bu ise anlam veya amaçtan yoksun bir dünyadır. Bunu adı nihilizmdir ve Nietzsche 'nin gerçeğin olmadığı bir dünyada gerçeği keşfettiğini iddia etmesi ise tam bir çelişki değilmidir? İşte Nietzsche’nin tam olarak anlaşılamaması provakatif düşüncelerinin daha önceki düşünceleriyle çelişmesine bakmazsızın zaman içinde farklı olarak paylaşmasından kaynaklanmaktadır.
Onun felsefesindeki birincil açıklayıcı kavram olarak “Güç İstenci”, birçok alanda ve şekilde, sanat, bilgi ve hatta dinde kendini gösterir. İnsanlar için Güç İstenci diğer özelliklerden biri değildir, o bizim kim olduğumuzu gösterir. "Bu dünya güç istencidir” demektedir. Aslında keşfedilecek nesnel bir dünya yapısı olmadığına, yalnızca kaos olduğuna inanmaktadır. Bir hayatta kalma mekanizması olarak her birimiz bu kaosu alıyoruz ve güç istencimizle kendi yapımızı, kendi dünya yorumumuzu yaratıyoruz diye düşünmektedir. Hatta bunu ünlü deyişiyle şöyle söyler: "Gerçekler yoktur, yalnızca yorumlar vardır”. Kitapta “bilgi”, “bilme”, “rüyalar”, “imgeler” üzerinde filozofun düşünceleri genişçe incelenmiş, ahlak ve din konusundaki düşüncelerine geniş bölümler ayrılmış. “Üstinsan” ve “bengi dönüş” konusunda bilinen yorumlarla yetinilmiş.
Son olarak şunu vurgulamakta yarar var. Kızkardeşi Elisabeth Förster tarafından toparlanıp, Nietzsche’nin ölümünden sonra, 1904’te “Güç İstemi” adıyla yayınlanan orjinalinden farklı olan tahrif edilmiş eserdeki üstün insan kavramının “ari ırk” ile hiçbir ilişkisinin olmadığını, bilinçli olarak II. Dünya savaşında Nazizm propagandasmda kullanılmış olduğunun, Nietzsche’nin felsefesinin Nazizm ile ilişkili olduğundan çok, Nazilerin Nietzsche’yi istismar ettiklerinin altını çizelim.
Nietzsche’nin felsefesi üzerine pek çok iyi kitap yazılmıştır, bu kitabın okuduklarım içinde farklı, analitik felsefe ile yazılmış bir kitap olduğunu söyleyebilirim. İlk kez 1965’de yayınlanmış, bu kitabın önemi, 1950’lerden sonra W. Kaufmann tarafından Nietzsche'nin en iyi “Nazi karşıtı bir liberal” olarak tanımladığı görüşün destekçisi olmasıdır. Nietzsche bu iki kitaptan sonra filozof olarak çok daha iyi anlaşılmaya başlanmıştır. Kitap bu büyük filozofun düşüncelerini çelişkileriyle birlikte irdelemekte ne onu göklere çıkarmakta ne de batırmaya çalışmaktadır. Tam olarak bu büyük filozofu anlayamasam da (anlayamayacağımı anladım) çok faydalı bir o kadar da zor okuma oldu. Felsefeye, Nietzsche’ye ilgisi ve tabii ki vakti olanlara öneririm.