Bazen küçük rahatsızlıklar ediniriz. Kalbimiz, hiç neden yokken gereğinden hızlı atar örneğin; durup dururken yemekleri yutmakta zorlanırız ve her günkü gibi yürürken adımlarımızı düşünmeye başladığımızda ayaklarımız birbirine dolanır. Tüm bunlar zorlandığımızı gösterir ya da yolun düzgün olmadığını. Aslında yürümek ve o ağır, puslu tepeye tırmanmak istemediğimizi. Tepeler ve uçurumlar, sanki bizi bir eksiklik duygusundan korumak için vardır.
Sibel K. Türker, yaşadığı çevrede sıkışıp kalmış, yine de bir yol, bir geçit, bir ışık aramaktan vazgeçmemiş insanların öykülerini anlatıyor KalpYazan'da. Okurun zihninde buruk bir tadın yanında birbirinden çetrefil sorular bırakan öyküler bunlar. Mutluluk tanımlanabilir mi? İnsan bir gün acı çekmeyi özleyebilir, ya da sahici bir acı hissine talip olabilir mi? Ve yaşamda ilerisi için umutlu olmak adına bir belirti var mıdır? KalpYazan, okuduktan sonra çevrenizle paylaşmak isteyeceğiniz türden bir kitap.
2005'te yayımlanan Öykü Sersemi adlı öykü kitabıyla Yunus Nadi Öykü Ödülü'nü kazandı. 2006'da yayımlanan Ağula adlı öykü kitabıyla Haldun Taner Öykü Ödülü'nü elde etti. 2012'de yayımlanan Hayatı Sevme Hastalığı adlı romanıyla Yunus Nadi Roman Ödülü, Duygu Asena Roman Ödülü ve Ebubekir Hazım Tepeyran Roman Ödülü'ne layık görüldü
Ortalama bir öykü kitabıydı.Bazı bölümler hızlıca aktı, bazı bölümlerse hiç bitmeyecek gibiydi. "Sedef Kakmalı Ayna" ve "Paradoks" eserin en iyileriydi bence.
Daha önce Mecnun Kelebekler'i okuyup çok sevmiştim. Bol ödüllü yazarımızın ilk kitabı Kalpyazan. Dili akıcı, sade; öyküler ise insanın içine işleyen konulardan seçilmiş. Kitaba ismini veren öykü bir aşk hikâyesi olduğu kadar insanın topluma yabancılaşmasını da resmediyor. O zaman bu öyküden bir alıntı yapalım: "Hayat, bir kertenkele kuyruğu gibi kesildiği, koptuğu yerden yeniden oluşmuyor. Kanıyor orası, orası hep yara, yara oluşuyla ve kendini sürekli hatırlatışıyla içimize işleyen acısı."