Edebiyatçılar Üzerine adıyla yayımladığımız bu kitabında Canetti, Konfüçyüs'ten Cervantes'e, Kafka'dan Brecht'e uzanan geniş bir süreç içinde yer almış pek çok yazar, edebiyatçı ve düşünürü ele alarak insanların bugün içinde boğulduğu sıkıntılar üzerine yazarların temel görevinin ne olması gerektiği konusunda şöyle demektedir: "Edime ve uzmanlaşmaya göre yönlendirilmiş bir dünyada, bir tür çizgisel sınırlandırılmışlıkla erişilmeye çalışılan doruklardan başka bir şey görmeyen, bütün gücünü dorukların buz gibi yalnızlığı uğruna harcayan, buna karşılık dorukların dışında kalanı, çeşitliliği, hiçbir doruk için yardım sunamayacak asıl olanı hor gören ve silen bir dünyada, üretimin amaçlarına ters düştüğü için her türlü değişimi ve dönüşümü gittikçe daha çok yasaklayan, kendi kendini yıkacak araçları düşüncesizce çoğaltan ve aynı zamanda da insanın daha önce edinilmiş ve böyle bir yıkıma karşı çıkabilecek nitelikleri adına geride kalan ne varsa boğmaya çalışan bir dünyada, bütün dünyaların en körleşmişi diye adlandırılabilecek böyle bir dünyada, değişim ve dönüşüm yeteneğini 'ona inat kullananların bulunması bana olağanüstü önemli geliyor."
Awarded the 1981 Nobel Prize in Literature "for writings marked by a broad outlook, a wealth of ideas and artistic power."
He studied in Vienna. Before World War II he moved with his wife Veza to England and stayed there for long time. Since late 1960s he lived in London and Zurich. In late 1980s he started to live in Zurich permanently. He died in 1994 in Zurich.
Author of Auto-da-Fé, Party in the Blitz, Crowds and Power, and The Voices of Marrakesh: A Record of a Visit
James Joyce Hakkında Canetti neler diyor: "Efsaneler bana kelimelerden daha çok şey söyler ve benim Joyce'dan en büyük farkım budur. Ama benim kelimeler karşısındaki saygım da başka türlüdür. Kelimelerin uyumu benim için neredeyse kutsaldır. Onları parçalamak bana ters gelir, hatta onların eski biçimleri bile, yani gerçekte kullanılmış olanlar, bana saygı fısıldar, onlarla öyle rastgele maceralara atılmaktan hoşlanmam. Kelimelerin içindeki o esrarengizliği, onların kalbini, bir Meksika kurban rahibi gibi çekip çıkarmak istemem, bu tür kanlı davranışlardan nefret ederim. Bunlar yalnızca kişilerde, onlarla ilgili olarak ortaya konulmalı, asla kelimeler arasında değil. Yalnız başına kelimeler, onları telafüz eden ağız yoksa benim için bir parça daleveredir. Edebiyatçı olarak ben, hala yazı öncesi çağda, seslenişler çağında yaşıyorum."
"Thomas Mann'dan bıkıldığı zaman Musil hala var olacak."