Ne demek ‘mış gibi’ yaşam? Düşüncelerinin arkasındaki niyetin farkında olmayan, sözü, gözü, davranışı birbirine uymayan insanların yaşamı demek. "Böyle insanlar var mı?" diye sorarsanız, çevrenize bir bakın! Aklı, düşüncesi çocuğuna yardım etmekle dolu olduğu halde asık yüzlü, kırıcı, ilgisiz anne veya babaları; öğretmen olduğunu söyleyen ama hiç kitap okumayan insanları göreceksiniz. Üstelik mış gibi yaşam, insanların bu anlayışla oluşturduğu ya da işlettiği kurumlar yoluyla giderek tüm topluma yayılıyor: Vatandaşa yardım etmek için oluşan bürokrasi, köstek olmak konusunda uzmanlaşıyor; güven duymamız için oluşturulan kurumlar güvensizliğin kaynağı haline geliyor; adaleti sağlamak için yapılan yasalar adaletsizliğin düzenini sürdürüyor. Kimimizin körleşip fark etmediği, kimimizin kanıksayıp artık yadırgamadığı mış gibi bir yaşam yaşıyoruz. Sanki kaderimiz olmuş, kuşaktan kuşağa sürüp gidiyor: Yaşıyormuş gibi görünüp de aslında yaşamamak... Ve yaşamadığının farkında bile olmamak... Ancak, farkında olan, gözlemleyen ve irdeleyen iki kişi var! Doğan Bey ve Arif Bey sizi sohbete davet ediyorlar.
Doğan Cüceloğlu, kırktan fazla bilimsel makalesi yayınlanan bir psikolog ve çeşitli topluluklara bilimsel psikoloji çerçevesinde gelişim seminerleri sunan bir iletişim psikolojisi uzmanıdır. Çok sayıdaki kişisel gelişim kitabı ile Türk insanının düşünce, duygu ve davranışlarını inceler.
Mersin'in Silifke kasabasında 11 çocuklu bir ailenin 11. çocuğu olarak dünyaya gelmiş ve ortaokulu orada bitirmiştir. Ankara ve Kırklareli'de liseyi bitirip İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun olmuştur. ABD'de Illinois Üniversitesi'nde Bilişsel Psikoloji doktorasını yapmıştır.
Türkiye'de Hacettepe ve Boğaziçi üniversitelerinde çalışmış, Fulbright bursu ile Berkeley'deki California Üniversitesi'nde ziyaretçi öğretim üyesi olarak bir sene görev almıştır.
1980-1996 yılları arasında ABD'deki Fullerton şehrinde California Eyalet Üniversitesi'nde görev yapmıştır. 1996'dan bu yana Türkiye'de üniversite öğrencilerine, öğretmenlere, anababalara ve işadamlarına yönelik seminerler, konferanslar ve atölye çalışmaları düzenlemektedir.Psikoloji üzerine bir çok kitap yazmıştır ve bunların hepsi eğitici kitaplardır.
Doğan Cüceloğlu'nu ortaokul/lise dönemlerimde izlediğim bir televizyon programı sayesinde tanımıştım. O dönemler programı oldukça faydalı bulduğumu hatırlıyorum. Uzun yıllar sonra birisi bana bu kitabın çok güzel olduğunu söylediğimde listeme dahil ettim ve nihayet okuyabildim. Açıkçası kitap beklediğim kadar etkileyici değildi ama yine de okuduğuma pişman olmadım.
Kitabın en güzel yanı akıllı, kültürlü ve tecrübeli iki adamın sohbetine ortak olmak. Onlar sayesinde birçok konuda farkındalığım arttı. 'Mış Gibi' kavramını öğrendim ve kendi hayatımın bazı 'Mış Gibi' noktalarını yakalayabildim. Kitabın bana göre kötü yanı ise bu 'Mış Gibi' kavramına odaklanılması sebebiyle sürekli olumsuz noktaların konuşulması. Sürekli gazete köşelerinden derlenmiş olumsuz haberleri okuduk ve bu insana pek iyi hissettirmiyor. Belirtildiğine göre bu durumların sebepleri ve çözümleri başka kitaplarda anlatılıyormuş ancak Mış Gibi Yaşamlar tek başına insanı çok mutlu etmiyor. Keşke bu kitapta da örnekler azaltılıp çözüm önerileri biraz daha artırılsaymış.
Bir de bu kitapla ilgili beni rahatsız eden bir diğer nokta "Arif Bey'le çınar ağacının altına oturduk", "Arif Bey ayran ve ben çay söyledik" tarzı teatral sözlerin (anlatım bozukluğu da dahil) çok fazla yer almasıydı. Bu tarz anlatımlar bende bir yapaylık hissi yarattı.
Zorlama diyaloglarla ortaya konmuş zorlama bir anlatı. Ve işin kötüsü sadece “sorunun” tanımını yapan bir ilk kitap bu. Maalesef 2 devam kitabını okuyacak sabır bende yok. Benim için kitabın tek artısı Arif bey ile buluşma noktalarının senelerdir yaşadığım ve avucumun içi gibi bildiğim yerler olması. Niyeyse kitaplarda gittiğim ve bildiğim yerlere denk gelince manasız bir sevinç duyuyorum.
Bazen çok tekrara düştüğünü ya da konuların gereksiz uzatıldığını düşünerek bir an önce bitmesini istedim ama yine de severek okudum. ‘Mış gibi’ kavramını öğrendim ve verilen örneklerin hayatımızda neden hala devam ettiğini sorguladım. Okuyun. Mış gibi yaşamamak elimizde… Mış gibi yaşamamak dileğiyle…
Meslek yaşamımdaki aldığım pozisyon nedeniyle ilgilenmek zorunda kaldığım alanlar hakkında sezinlediğim bazı olguları formülasyonunu yapmama yardımcı oldu diyebilirim.
Doğan Cüceloğlu'nun sohbet tarzında kağıda döktüğü bu eseri "Mış gibi" olayların ve olguların ne olduğunu gözler önüne seriyor. Gerçek ile yalanı ayırt etmede bir rehber niteliğinde okumanız gereken bu kitap devamında da neden ve nasıl sorularını yanıtlayacak. İçinde kaybolup gidip sanki buluşmalardaki masalarda oturan üçüncü kişi gibi hissedeceğiz bu kitaba başlamadan önce kendinize bir çay koyun ve çekin sandalyeyi ve sohbete başlayın..özünüzle, içinizdeki sen ile.
“…Her işin, mesleğin, görevin, o mesleği, görevi, icra ederken, uygularken ortama getirmesi gereken bir bilinç var.” (26)
“Türkiye’de mış gibi durumların altında niyet karmaşası, bilgi ve beceri eksikliği ve sorumsuzluk ögelerinden biri ya da birkaçı bulunabilir.” (40)
“Halbuki insanların davranışlarını onların yetişme biçiminin, belirli koşulların, kültürün, genel ‘yaşam nedir, insan nedir,’ sorularına yanıt veriş tarzının bir sonucu olarak görürsek, insanlara daha bir hoşgörüyle ve sabırla yaklaşırız.” (102)
“Doğa insan için bir araç olmanın ötesinde bir anlam ifade ediyor mu? Doğanın sahibi insan mı, yoksa doğa, insanı da aşan daha büyük bir gerçeğin parçası mı?” (108)
“Peki, doğası gereği herhangi bir şeyi dile getiremeyenler adına, kimler konuşacak? Bilimsel gerçek şu: İnsan, doğayı, kötüye kullanmadan, koruyarak işlemelidir.” (108)
“…aslında bilen kişinin canıdır, özüdür; göz sadece özü yansıtır.” (142)
“Bir şeyin ‘holografik’ olması demek, bütünün, parçanın özelliklerini yansıttığı gibi, parçanın da bütünün özelliklerini yansıtması demektir. (148)
“Geçmek istediğimiz Batı uygarlığının niyetini, bilgisini, becerisini ve uygulama sorumluluğunu tam keşfedemedik.” (190)
“…uygarlık dediğimiz dünyaya bakış tarzı organik bir bütündür, bir sistemdir. Bir uygarlığın binasını ve kentleşmesini alıp gerisini dışarıda bırakmak mümkün değildir. O nedenle Osmanlı’nın, yüzyıllarca yönettiği kentlerden etkilenmemesi çok doğal.” (208)
“Bir toplumun uygarlık düzeyini ben o toplumun duygudaşlık, yani empati düzeyinde görüyorum.” (210)
“1. Bir özelliğin farkına varmış olmak; 2. Bu özelliğin ayırt edici yönlerinin farkına varmış olmak; 3. Bu farkına varışın düşünce sisteminin otomatik bir parçası haline gelmiş olması.” (223)
“Türkler ister yaya olsun, ister sürücü, isterse polis kuralın yararına inanmıyorlar. Kuralları kendilerinin iyiliği için değil, cezalandırmak için kendilerine karşı yapılmış bir şey olarak görüyorlar.” (240)
“Aslında, birliktelik, eksiklik ve muhtaçlık durumunda kurulduğunda ortaya çıkan şey bütünlük değil, sorunlardır.” (İnci Doğaner)
“Savaşçı, her olayın arkasında öğrenilecek bir gerçeklik olduğunu bilir ve her olaya bir öğrencinin keşfedici gözüyle bakar. Bu göze ‘gözlemleyen bilinç’ diyoruz.” (311)
“…bir insanın yaşamındaki en önemli ilişki, bilincinin kendi özüyle kurduğu ilişkidir,…” (330)
“…toplum olarak dikkat edeceğimiz en önemli şey, mış gibi eğitim kurumları oluşturmamak ve mış gibi aydın yetiştirmemek olmalıdır.” (343)
Kitapta genel olarak Türkiye'de, türk kültüründe yetişen insanlar ve günlük hayatımızda çoğunlukla toplumun içinde öğrenilmiş davranışlarla oluşan bozuk ve çarpık düzen anlatılmış. 3. Kısıma kadar ülkedeki kurumlar ve bozuk düzenden bahsetmesi, şahsım adına zaten bildiğim ve hiç haz etmediğim konular olduğundan pekte ilginç değildi, ancak 3. Kısımdan itibaren insan ilişkilerine girerek çok daha doyurucu bir hal kazandı kitap. Okumanızı tavsiye ederim, farkındalık kazanmanıza ve daha iyiye evrilmenize yardımcı olacaktır.
Kitabın giriş kısmını büyük bir keyifle okudum. Bu kısımda Doğan Cüceloğlu "mış gibi" kavramını arkadaşıyla beraber yürürken çevresinde gördükleri üzerinden örneklendirerek anlatıyor. Ülkemizde çoğu insanın her gün gördüğü ama bunu artık bir norm olarak kabul edip farkında bile olmadığı şeyler. Bu kısım kitabın sıkıştırılmış hali gibiydi. 10 üzerinden 10.
Kitabın devamı ise giriş kısmına kıyasla hayal kırıklığı oldu. Gazetelerin ikinci sayfa haberlerini iki eğitimli insanla beraber okuyup onların bu haberler hakkındaki değerlendirmelerini dinliyoruz. Olayların "mış gibi" kavramıyla olan ilişkisi konuşuluyor. Bu durum biri süre sonra beni sıktı ve karamsarlık oluşturdu. Çözüm önerilerini ilerleyen sayfalarda merakla bekledim fakat bunun için ayrı bir kitap yazılmış.
Rahmetli Doğan hocamızın yazdığı her kitap farkındalık oluşturan, yaşama anlam katan çok değerli eserler. Bu kitabında da ülkemiz adına birçok sorundan bahsetmiş, kısa hikayelerle örneklerle çok güzel açıklamış. Bu kitaptan bir söz hep aklımda kalacaktır; Türkiye Cumhuriyeti anayasasına göre bütün Türkler eşit, ama bazıları daha da eşit.
Kitapta bolca o zamanların gazete haberlerine yer veriliyor ve şunu anlamamı sağladı. Son zamanlarda sıklıkla gördüğümüz berbat olaylar sadece bu zamanlar yaşanmamış. O dönemler bilgi paylaşımı sınırlı olduğu için bu kadar bilinmiyormuş. Kısaca güzel bir kitap özellikle benim gibi 2000 sonrası doğumlu iseniz o zamanlar yaşanan olaylara kısa bir bakış atmak zevkli ve öğretici oluyor
Gerçekten çok güzeldi, okuması çok keyifliydi. Daha önce Türkiye'yi ve Türk toplumunu bu kadar kaliteli, bu kadar nokta atışı doğru tespitlerle anlatan bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum.
3 kitaptan oluşan bu "Mış Gibi" serisinin 1'inci kitabı buydu. Serinin 2'nci kitabı olan "Korku Kültürü - Niçin 'Mış Gibi' Yaşıyoruz?"a başlamak için sabırsızlanıyorum.
Kitap yine atölye için okuduğum bir kitaptı Doğan Cüceloğlu çok sevdiğim bir yazar bu kitapta benim için çok güzel ve farklı bir kitaptı yine birçok şey öğrendim herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum :")
Mış gibi nasıl tespit edilir öğrenmiş olduk. Niyet, bilgi, beceri, uygulama sorumluluğu, bu dört ögeyi irdeliyor her alanda. Sadece durum tespiti yapılan bir kitap, başka kitaplarla neden ve nasıl sorularının cevabı tartışılacakmış ama insan bu kitabı okurken de merak ediyor o soruları.
kitapta 2. kısımda "kamusal yaşamın 'mış gibi'si" başlığı altında eğitim,kamu hizmeti, kadın, çevre ve doğa bilinci, güvenlik, yargıda eşitlik, kader kurbanlarının affı, adalet, kent-yol-bina, trafik, medya konuları, 3. kısımda da "ilişkiler 'mış gibi'si" başlığı altında karı-koca, ana-baba, insan ilişkileri irdeleniyor.
arif okurer ile o günün türkiyesi üzerinde (2005'ten 2017'ye çok bir gelişme olmamış) konuşuyorlar. doğan cüceloğlu kitabını sohbet şeklinde ilerleterek kaleme almış. bölümlerde bol bol hasan pulur köşe yazısı var. hıncal uluç ve ahmet hakan da kitapta ismi geçen diğer köşe yazarlarından.
yazar kitaba başlamadan bir 'mış gibi' serisi yazdığını ve bu ilk kitapta yalnızca "ne?" sorusuna yanıt verileceğini belirtmiş (ikinci kitapta "niçin", üçüncü kitapta da "nasıl" sorularına eğilecekmiş). söylediği gibi yalnızca "ne" sorusunu yanıtlıyor gerçekten; problemleri buluyorlar, tartışıyorlar ve bir sonuca varmadan ortada bırakıp başka bir alana geçiyorlar.
doğan cüceloğlu'nun okuduğum ilk kitabı, kolay okunuyor fakat bu kitabıyla bana yeni bir bakış açısı kattığını, bende olağandan farklı bir bilinç uyandırdığını söyleyemeyeceğim; bu nedenle yeterli bulmadım açıkçası.
This one is very interesting, almost sociological analysis of current, "modern" people with entitlement, who knows, one day these people can read and see themselves in this mirror