Jump to ratings and reviews
Rate this book

Orhan Pamuk'u Okumak

Rate this book
Kafası Karışmış Okur ve Modern Roman

Okuma edimini katladıkça, bu kitapta örnek olarak kullanılan yazarın sanatçı özellikleri daha da su yüzüne çıktı; onun bir biçim ustası olduğu yolundaki görüşüm pekişti.

Edebiyat araştırmacısı Yıldız Ecevit, Orhan Pamuk’u Okumak adlı incelemesinde her romanında kafa karıştırıcı biçim denemeleri yapan Pamuk’un metinlerinde “Okura yabancı olan neydi?” sorusunun peşine düşüyor ve bu soruya açıklık getirmek için Pamuk’un roman anlayışındaki ana bileşenleri Cevdet Bey ve Oğulları’ndan Yeni Hayat’a uzanan yazarlık serüveni boyunca irdeliyor.

Yıldız Ecevit, odağına Yeni Hayat’ı yerleştirdiği eserinde “Çağdaş Roman-Okur İlişkisi”, “Orhan Pamuk’un Yeni Hayat’ı: Yapısalcılığın Işığında Bir Çözümleme Denemesi”, “Yeni Hayat Romanında Yapı, Anlatım, Biçim ve Dil Özellikleri”, “Tasavvuf Işığında Yeni Hayat” ve “Yeni Hayat Romanında Toplumsal Boyut” başlıkları altında, çağdaş bir romanı okuma deneyimini okura gösteriyor.

Yeni Hayat romanı yazılı ve sözlü basında bir edebiyat olayına dönüştü. Baskı üstüne baskı yapan kitap; genelde sanatla, edebiyatla ilgilenmek gibi bir eğilimi olmayan özel televizyonların bile dikkatini çekti. Sanatın paparazzi tipi sanatçılar tarafından yapıldığına inanmış olan izleyici, geçenlerde bir televizyonun parlak renkli koltuğunda onlara hiç benzemeyen zayıf, kemikli bir adamı görünce çok şaşırdı. Bir edebiyatçının böylesine popüler olması hoş bir şey kuşkusuz. Orhan Pamuk medyayı çok iyi kullanıyor, kendisini kutlamak gerek!

312 pages, Paperback

First published January 1, 1996

Loading...
Loading...

About the author

Yıldız Ecevit

12 books4 followers
Nâdîde Yıldız Ecevit was a Turkish literary theorist, literary historian and writer.

Yıldız Ecevit completed her secondary education at Çamlıca Girls' High School in Istanbul. She graduated from the German language and literature department of Istanbul University Faculty of Literature. She received her master's and doctorate degrees at Hacettepe University and then at Ankara University for her comparative studies between Turkish and German literatures. Between 1986 and 2000, she taught at Ankara University. In 1996, she became a professor. She taught German literature, avant-garde literature and the 20th century world novel at Ankara University and Bilkent University.

She worked on the postmodern Turkish novel and especially on the works of Oğuz Atay, whom he described as “a genius artist who transcends his age.” Her review titled Ben Buradayım... is considered the most important review on Oğuz Atay and his novelism. In April 2021, his novel titled Cosmic Comedy, which he described as “This novel is the product of someone who spent a large part of his life compiling ‘information’: a literary researcher” was published.

Yıldız Ecevit, who had been undergoing treatment for lymphoma for a long time, died on June 22, 2021 in Bodrum, Muğla. Her body was buried in Gölköy cemetery on June 24, 2021

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
20 (64%)
4 stars
7 (22%)
3 stars
4 (12%)
2 stars
0 (0%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 3 of 3 reviews
Profile Image for Serra Uysal.
3 reviews72 followers
December 10, 2018
“İyi bir kitap bize bütün dünyayı hatırlatan bir şeydir (...) Kitabın kendi içinde olmayan, ama varlığını ve sürekliliğini kitabın anlattıklarıyla hissettiğim bir şeyin parçasıdır kitap (...) dünyanın sessizliğinden ya da gürültüsünden çıkarılmış bir şey belki ama o suskunluğun da gürültünün de kendisi değil.”
Profile Image for Eren.
91 reviews5 followers
October 22, 2023
Edebî kitapları bitirdikten sonra birkaç kısa yazı ve eleştiri makalesi okumayı severim. Fakat bu kitaba dek hiç "bir kitap hakkında bir kitap" okumamıştım. İyi ki de okumuşum. Yeni Hayat'ın bu 4 farklı açıdan çözümlemesi ve edebiyat bilimine yapılan derinlemesine dalış bana çok şey kazandırdı.

Yıldız Ecevit'in inanılmaz akıcı diliyle su gibi ilerleyen kitap şu bölümlerden oluşuyor:
Çağdaş Roman-Okur İlişkisi,
Orhan Pamuk'un "Yeni Hayat"ı: Yapısalcılığın Işığında Bir Çözümleme Denemesi,
"Yeni Hayat" Romanında Yapı, Anlatım, Biçim ve Dil Özellikleri,
Tasavvuf Işığında "Yeni Hayat",
"Yeni Hayat" Romanında Toplumsal Boyut
ve "Postmodern Hiçliğin Burgacında" isimli espritüel bir geleneksel okur eleştirisi parodisi.

Kitap Yeni Hayat'ı merkezine alsa da birçok farklı yazar ve eserden alıntı yaparak aslında "Postmodern Hiçliğin Burgacında" sıkışmış, rahat okunur yol gösterici kitaplara alışmış geleneksel okuru bu hiçlikten çıkarmayı ve bir açık yapıtın nasıl okunması gerektiğini göstermeyi amaçlıyor. Aslında zamanında Franz Kafka'nın Dava'sına neden nefret kustuğumu da iyice anlamış oldum: geleneksel okur gözlükleriyle okumakta ısrar ettiğim için. Orhan Pamuk ve Yıldız ecevit bana bu gözlükleri çıkarttırdı ve kelimelerin izini sürmeyi öğretti.

Kitap boyu alıntıladığım birçok yer ile neler öğrendiğimi özetlemek istiyorum:

"Özellikle 19. yüzyıl gerçekçi romanının, nerede, ne zaman ve ne­ den sorularına açık bir yanıt oluşturan biçim / içerik dokusu, Newton fiziğinin edebiyat estetiğindeki uzantısı görünümün­deydi.
Dış yaşam/somut gerçek hiç de o kadar somut, sarsılmaz, sağlam ve mantıklı değildir modern fizikte: Einstein fiziğinde zaman eşit aralıklarla çizgisel akmamakta, ışık hızına göre de­ğişmekte; madde ya da uzam ise, yine farklı koşullarda farklı görünümler vermektedir. Heisenberg, atom içi ilişkilerde, par­çacığın hızı ve kütlesinin aynı anda ölçülemediğini söyleyerek, maddeye belirsizlik katmış, ona aşkın bir boyut getirmiştir. Ye­ni fizik, dünyanın alışılagelen görünümünü tümüyle değiştir­miş, içinde yaşadığımız uzamı kuşkulu kılmış, değişmez bir akış içindeymiş gibi görünen zamanı göreceleştirmiştir."

""Goethe ve 1001 Gece" başlıklı çalışmasında Katharina Mommsen, Batı'da 18. yüzyılın başlarından bu yana "Binbir Gece Masalları"nın fantastik edebiyatın baş yapıtlarından biri olarak görülüp bir­çok yazarı etkilediğinden; buna karşılık içlerinde Türkiye'nin de bulunduğu Ortadoğu ülkelerinde bu masalların çağdaş ya­zarlar tarafından ciddiye alınmadığından şaşkınlıkla söz eder."

"Ben kolaj yaparım. Birçok kitaptan pek çok şey alırım. Ama bundan rahatsız olmam(...) Önemli olan etki kaynağının altında ezilip ezilmemektir (...) Başka kitaptan etkileniyorum ama bu, ]ames ]oyce'un dediği gibi bir köprü yalnızca. Ben gaza basıyo­rum, kendi irademi dayatıyorum, bir sanat eseri yaratıyorum (...) Nereden ne almışım önemli değil."

"Bir edebiyat yapıtı "gizli kalmış bir anlama, yazardan da gizlenmiş bir gerçeğe ulaşma çabası"dır özde."

"Belki de yazarın yazarken bulmaya çalıştığı bir olgudur an­lam."

"Hoca'nın başkası olmak isteği, ltalyan köleye dönüşmesiyle -belki de Batılılaşmasıyla-son bulur. Belki de Doğuluların Batı­lılaştığı, Batılıların Doğululaştığı eytişimsel (diyalektik) bir sü­reçtir dünya tarihi; belki de Doğu ve Batı ayrımı, insan temelin­de düşünüldüğünde bir yanılsamadır yalnızca"

"Bu edebiyat, okurunu yaratıcı olmaya zorlar; salt duyguların değil, aklın odakta olduğu bir eylemin için­dedir okur; edebiyat ürününün ana yapıtaşıdır o artık; edil­gin değil, etkindir."

"açık yapıt kitap bitince sona ermez, okurda oluşmayı sürdürür; ya­pıt ve okuru birbiriyle bütünleşir."

"Bir tren tarifesine bir trenin kaçta kalktığını öğrenmek için değil de, modern yaşamın hızı ve karmaşık­lığı üzerine genel düşünceler geliştirmek için göz atarsam onu edebiyat olarak okuduğum söylenebilir."

"Üstelik ro­manın daha ilk sayfasında ışık sözcüğünün beş kere kullanıl­ması da neyin nesidir? Kitaptan ışık fışkırmaktadır. Işık, aydın­lanma ve kutsallık çağrıştırmaktadır. Acaba bu bir ipucu mu­dur? Dikkat etse iyi olacaktır. Bu deneyimli okur büyük bir olasılıkla, "Yeni Hayat" romanının son sayfasında da kitaptan ışık fışkırdığını saptayarak, yazarın romanını bir ışık parantezi­ne aldığını düşünecek, mistik izleği göz ardı etmeyecektir"

"Dolayısıyla, romanın kişilerinden biri olan Rıfkı Hat'ın yazdığı Kitap'ın içeriği ile Orhan Pamuk'un yazmış olduğu "Yeni Ha­yat" romanı birbirinin içinde, iç içe bakan aynalar örneğinde olduğu gibi sonsuza dek yansıyıp gider."

"Buradan da, kurmaca dünya ile somut dünya­nın aynı olduğunu, giderek de, nasıl yazı/kitap/kurmaca yaşa­mın kendisiyse, yaşam da kurmacadır sonucunu çıkarabiliriz."

"Buradan yola çıkarak, yazarın, karşıt görü­nümdeki mistik ve dünyasal gösterilenleri eşit ağırlıklı olarak yan yana sergilemeye çalıştığını, bu dünya ile öbür dünyanın ay­nı göstergenin yalnızca farklı gösterilenleri olduğunu söyleye­ biliriz."

"Belki de aranan giz budur: AN'la bütünleşmek, onu zorlamadan ka­ bullenmek, mutluluğu AN'da yakalamak."

"Derin Anlam: Yaşam, (...) tüm boyutların bir aradalığından oluşan gerçeğin asal zamandaki görünümüdür; karşıtlıklar, gerçeğin doğrudan kendisidir. (...) Romanın, gerek biçim gerekse motif düzlemindeki ana ilkesi 'karşıtlıkların eş zamandaki birlikteliği'dir."

"Roman yazmak değil, roman kurmaktır artık söz konusu olan. Önemli olan, söz sa­natlarının çarpıcı kullanımıyla oluşturulmuş, etkileyici, şiirsel metinler ortaya koymak değildir; dil kullanımı, romanın belir­leyici bileşeni sayılmamaktadır çağ edebiyatında."

"Rastlantının gizli düzeni"ni (YH.268) sergiler Pamuk romanında; materyalist felsefenin rastlantısı ile mistik görüşün gizli düzeni metinde çakışır."

"Yeni romanların anlatıcısı, metnini yabancılaştırmak, onun­la okuru arasına mesafe koymak için elinden geleni yapar. Çağdaş romancı için sanat, gerçeklerin yabancılaştırılarak an­latılması demektir; yazar gündelik gerçeği yıkarak, onu yaban­cı kılarak, alışkanlıklarla sıradanlaşmamış yeni/özgür/özgün bir gerçeklik için ortam hazırlar; bu yeni gerçekliği yaratacak olan ise okurdur"

"Birey nesnenin kendisinden soyutlanmıştır. Belli bir ilişkiyi ancak onun imgesiyle kurabilmektedir . Imge daha ön­ceki mitos oluşumlarında onun dili idi. Oysa şimdi 'gerçekliği' halini almaktadır." Çevresinden kopmuş, gerçeği medyatik yolla dolaylı olarak kavrayan insanın yeni gerçekleridir imgeler, gerçeğin yerini almışlardır."

Ünlü bir avangard ressama, yapıtındaki bir figürün "ne demeye geldi­ği" sorulduğunda, verdiği yanıt bu bağlamda modern edebiya­tın imgesi için de geçerlidir: "O bir şey demek değildir, onun kendisi bir şeydir!"

Umberto Eco kütüphaneyi, "bir çeşit deneyim protezi ( .. .) insanın belleği (. .. ) T anrı'nın vekili, "21 diye adlandırır; "T an­ rı'nın varolduğunu düşünürsek, o her şe y i bildiği için bir çeşit kü­ tüphanedir , "22 der.

"Orhan Pamuk, bir ayağı Dan­te'de bir ayağı Rilke'de olan ve daha önemlisi bunu söyleyen bir romanla 'güneşin altında yeni bir şey olmadığını', dolayısıyla ye­ni bir hayatın olmadığını, dolayısıyla 'Yeni Hayat'ın olmadığını, metinlerarası bir metin olduğunu," söylüyor.

Kurmaca-gerçeklik. Kurmaca gerçeklik ro­manda somut gerçeklik kadar gerçektir. O kadar ki, 15. bö­ lümde lbni Arabi ve Dante'den yaptığı alıntıların arasına "Ka­ra Kitap"ın roman kişisi Neşati olduğunu sandığımız 'Neşati Akkalem'den bir alıntı koyar Pamuk (Bkz. YH.240). Neşati de;
ana kişinin, "Yeni Hayat"ın bir yerinde yazısına göz attığı "Ka­ra Kitap"ın yazar roman kişisi Celal Salik de (Bkz. YH.20), Dante ve lbni Arabi kadar gerçektir roman dokusu içinde.

"Söylenecek yeni bir şeyin olup olmaması önemli değildir çağın romancısı için; önemli olan, bu eski malzemeden yola çıkarak yeni bir yaratı ortaya koymaktır;
çağdaş sanat yapıtının bir kurgusal eğilimidir metinlerarasılık"

"edebiyatın kendini anlatması, kurgulamasıdır üstkurmaca; "

"Yaşamında bundan sonra mucizelere yer yoktur onun, muci­zenin yaşamın kendisi olduğunu biliyordur artık."

Gerçekten de iğneyle kuyu kazarcasına oluşturulmuş metin­ lerdir Pamuk'un romanları. Dil kullanımında kendisi için öl­ çünün '' Joyce, Proust, Woolf , Faulkner ya da Nabokov," gibi di­li karmaşık kullanan yazarlar olduğunu söyler; " bizde pek sa­de, pek basit diye yıllarca övülen Hemingway ile Steinbeck"in dil kullanımım kendi dil anlayışına aykırı bulur Pamuk. Türk romanından ise "AH. T anpınar , Yu su f Atılgan ya da Oğuz Atay başka bir düze y de de Kemal T ahir ya da Y aşar Kemal hiç kul­ lan [mamışlardır] bu orta malı olmuş yavan dili."

"Yaşam da Tanrı'nın kelamıyla -söz­cükleriyle- oluşan bir kurmacadır, tıpkı roman gibi. (Ol.)"

dünyada yaşananlar , ancak dünya dışı bir boyuttan, T ann'nm bakış açısından izlendiğinde bir anlama sa­ hip olabilir; bizim yaşadığımız biçimde, asla! Y alnızca edebiyat bir 'bütün', bir 'anlam birliği' ortaya koyabilir ve bu da biçimde ulaşı­ lan bütünlükle olasıdır . Gerçek yaşamda ise bunlann hiçbiri yok­ tur .

Kuran'ın lsra Suresi'nin 13. ve 14. ayetleri, bu koşutluğu mistik düzlemde de pekiştirir: "Herkesin boynuna amelini doladık. Diril­ me günü herkes için bir kitap çıkaracağız, herkesin kitabı kendisine açık olarak erecektir. Kitabını oku da, bugün kendi hesabını kendin gör denecektir .

Ana kişi "kitabı okuya okuya [kendi] ol [maktadır} " (YH.162) . Kendisinin yaşamını içeren bir kitabı okuyarak kendisi olmak, varoluşun mistik düzlemde gerçekleşmesinden başka bir şey değildir: Yazgıyı yaşama geçirmektir bu;

"Bunlardan biri kitabı binlerce kez okumaktan başka bir şey yapmaz; bir diğeri odasının du­ varlarını kitabın sayfalarıyla kaplar; kimisi ise yalnızlığa çeki­lir, ciddi bir bunalımın eşiğine gelir. "Bunlar ne kadar benim ruh kardeşlerimdir çıkartamadım," (YH. 145) der ana kişi. Kita­bı okuyup özüne inemeyen, ibadetleri biçimcilikten öteye gi­ emeyen bu Mehmetler; isim simgeciliği bağlamında Mehmet­ Muhammed koşutluğundan yola çıkılarak Müslümanlar olarak da ele alınabilir. Mehmetler'in bir ortak özelliği de aynı Kitap'ı okuyor olmalarıdır. Ancak "Yeni Hayat" romanının bu Meh­metler'i -ya da Müslümanları- kozmik / evrensel gerçeği henüz kavrayamamışlar, -tasavvuf diliyle konuşursak-hakikate ere­memişler, şeriat* düzleminde kalmışlardır."

"Somut dünyanın temellerinin ne denli çürük olduğunu an­latan trafik kazası betimlemeleri, kaderin gerçekleşme anları­ dır. Bu aynı zamanda, parasız kalıp yoksullaşmak ya da top­lumsal saygınlığın yitirilişi demek olabileceği gibi, sevilen biri­ nin ölümüyle yalnızlaşmak anlamına da gelebilir.

Ana ki­şinin yaşamının gizli simetrisinde önemli bir yeri vardır Viran­bağ'ın; aynı zamanda romanın gizli/oyunsu kurgu öğelerinden biridir Viranbağ; ana kişi çocukluğunda ezberlediği ve unuttu­ğu bu tren istasyonunun adım anımsamaya çalışır roman bo­yunca

"Bunu kozmik dile çevirirsek; bilinçle bi­linçdışının, özne ile nesnenin ayrışması demektir bu; evrensel bü­tünlüğün bozulmasıdır . Oysa doğada -hayvanda ve bebekte- özne­ler 'Ben' olduklarını bilmezler (. .. ) Özne, hendi dışındaki nesneler­le birdir; kendini onlardan ayrı biri olarak duyumsamaz."

"Onun ardından koşturduğu sır, özde sır diye bir şeyin olmadığıdır"

"Romanın sır olmayan bu sırrını Pamuk, bir yılanla sahneye çıkan melek rolündeki ma­yolu çadır tiyatrosu oyuncusuna söyletir: "Sabırsızlanmayın, hayata küsmeyin, kimseyi kıskanmadan bekleyin Hayatı severek yaşamasını öğrenirseniz, mutlu olmak için ne yapacağınızı da anlarsınız. O zaman yolunuz kaybolsun, kaybolmasın beni gö­rürsünüz."

Tüm sır yaşamın içindedir: "Hayat buydu işte, ne oradaydı, ne de başka bir yerde, ne cennette ne cehennemde: Tam işte bura­da, bu anın içindeydi muhteşem hayat" (YH.99)

Ana kişinin romanın sonunda ulaştığı bilgelik, yaşamı oldu­ğu gibi kabul edip ondan zevk almaktır.

Varlık birliğinin gerçekleştiği anlar, "Yeni Hayat" romanında ışık imgesiyle iç içe verilir. Nur lslam edebiyatında Tanrı anla­mında kullanılır, tasavvuf dilinde, maddesel evrende görüş alanına giren Tanrı'yı dile getirir. Kutsal kitaplarda Tanrı pey­gamberlere nur biçiminde görünür.

Dante de "Yeni Hayat" isimli kitabında aynı koşutluk içinde yaklaşmaktadır ölüme. "Gittikten sonra kadınım yeni ha­yatına, / dil erkli değil bunu anlatmaya,' diye söz eder sevdiği kadın Beatrice'nin ölümünden. Ölüm onun için de "bir kutsal yolculuk"tur;55 "Tatlılar tatlısı ölüm, bana gel, haşin davranma bana, çok istiyorum çünkü seni; bak şimdiden rengini taşıyorum senin, " diye yakarır ölüme onu alması için.

Simge, birçok kav­ram çağrıştırır, çeşitli anlam katmanlarını devreye sokarken, alegorinin yalnızca tek bir anlam içeriği vardır.

Yapıtına tasavvuf rengi katmak isteyen yazarın bu dünyayı yabancılaştırmak istemesi ise, tasavvufun yalan dünya görüşüy­le de örtüşür.

Birinci yolculukta ana kişi çokluktan/çevresinden uzak­ laşıp Canan'ın (ya da 'Hakk'ın') ardına düşer (Halktan Hakk'a).
Sonra yolculuğu sırasında Canan'a rastlar, onunla birlikte sür­dürür yolculuğunu (Hak ile Hak'ta). Daha sonra Canan'ı Dr. Narin'in konağında bırakıp tek başına 'Mehmetler'in ardında düşer, onlarla birlikte olur (Hak'tan halka/Hak'ta fani). Ölü­müyle sonuçlanan yolculuğunda ise ana kişi gelişmesinin doruğuna ulaşır; tüm ülkeyi dolaşır, "Yeni Hayat" romanının ger­çeği bilen aydınlanmış kişisi Süreyya Bey'le buluşur; gerçeği kavrar ve içinde yaşadığı toplumla bütünleşir (Hak ile halkta).

"Yeni Hayat" '17' bölümden oluşur. "Kara Kitap"ın da ilk bölümü, '17' alt bölüme ayrılmıştır. '17' ise, Hurüfilikte önemli bir sayıdır; her şeyin çift yaratıldığı görüşünden yola çıkılarak, kutsal '7' sayısının iki ile çarpımına -Kuran'daki gayri müker­rer harflerin toplamıdır bu-'fe', 'dal', 'va' harflerinin eklenme­siyle oluşur; buna muhkemat denir.

Metinde en çok kullanılan hutsal sayılar ise '3', '7', '19' ve katlarıdır.

Tasavvufun Bekabillah makamı da '3' aşamada tamamlanır ve enel Hak sö­züyle noktalanır; 'Allah'ın hakkı üçtür' deyişi buradan yola çıkı­larak söylenmiştir.

'19' sayısının ise lslamiyet'te Tanrı'nın simgesi olduğu düşü­ nülür. Besmele Arapçada '19' harften oluşur. Kuran'da '19' sa­yısının katlarının çok sayıda yer aldığı saptanmıştır. Örneğin Allah sözcüğü Kuran'da '2698' ( 19xl42) kez yinelenmektedir.
'19' sayısındaki, en küçük tek sayı 1 ile en büyük tek sayı '9'un birlikteliği, Tanrı'nın 'tek' olduğunu ve evrendeki çok­luk'un ise yine o 'tek'ten oluştuğunu simgelemektedir.

Pa­muk mor rengi büyük ölçüde Canan'ın ve mistik yaşantının olduğu bölümlerde kullanır. Tasavvufta iç dünya yaşantısının rengidir mor.

Kırmızı, "Yeni Hayat"ın bir diğer kurgu katmanının, somut yaşamın, ya da tasavvuf diliyle konuşursak fani dünyanın rengidir. Kırmızı, maddenin, cinselliğin rengidir. Ruhbilim, kırmızının insana huzursuzluk verdiğini, onda saldırganlık duyguları üret­tiğini söyler.

Çift katmanlı roman yapısı, renk simgesi düzleminde de vurgulanır. "Geçmişimin ve geleceğimin mor ve kurşuni renkleri"

Romanın ikinci önemli isim simgesi ise, Muhammed'in Türkçe söylenişi olan Melınıet'tir. Mehmet'in, romanda Canan'la yakın ilişkide oluşu ve ulaştığı bilgelik aşaması, onun mistik içerikli ismiyle uyum içindedir.

Romanın göksel içerikli simgesel isimlerinden ikisi de, aşk simgesi Venüs -ya da Zühre- anlamına gelen Nahit ile Boğa burcundaki '7' yıldızdan oluşan takım yıldızın adı olan Sürey­ya'dır.

"Yeni Hayat"taki toplumsal mozayiğin bir parçası da, kasaba alanlarındaki heykellerle (Y H.5, 74, 100, 181) metafor düzleminde dile getirilen içi boşalmış bir Atatürkçülüktür. Tüketim toplumunun maddeler cangılında oklarını bir bir yitirmekte olan Kemalizmin bu durumu, "Cumhuriyet, Atatürk, damga pulu havası" (YH. 100) sözünde vurgulanır, "kendini içkiye ver­miş meyhane kalabalığına Cumhuriyet'i emanet etmiş olmanın güveniyle gülüms[eyen]" (Y H.211) Atatürk fotoğrafında taşlamaya dönüşür ve "Atatürk heykeline sıçan güvercinleri[n) ayıp­ la[ndığı] " (YH. 181) bölümde ise sarkastik bir renk alır.

Kimi yerde şiddetin kokusu metne somut bağlamda bir 'OPA kokusu olarak yayılır. Dr. Narin'in ajanları, duyanı tedir­gin eden "o dehşet kokuyu" (YH.91) salarlar bir leitmotif gibi; baskı rejimi ve devlet terörü kokar OPA.

Dış görünüşüyle ve gele­nek/görenekleriyle köktenci bir değişim geçiren toplumda, "asansör , döviz büfesi, bekleme odası" (YH.255) gibi yeni me­kanlar oluşmakta, insanlar bu yabancı mekanlarda "kendilerini güvenlikte hissedebilmek için" (a.g.y.) birbirlerine düşmanca bakmaktadırlar.

Pamuk plastik torbayı tüketime yönelik maddesel bir yaşamın leitmotifi olarak kullanır.

Kendi ürününü, gerek oluşum gerekse pazarlama aşamalarında tümüyle denetim altında tutabilen bir zanaatkar için yabancılaşma söz konusu değildir; o yarattığı nes­neye her aşamada egemendir. Oysa bir fabrika işçisinin üretimde oynadığı rol, ürettiği nesne kadar bile önemli değildir.

Yeni Hayat" romanı, çağın nesne egemenliğindeki yaşam biçi­miyle koşutluk içinde, nesnelerle dolup taşar. Metnin soyut mo­tifi yeni hayat da, aşkınlık simgesi melek de nesneleşir burada;
karamela olur, çiklet olur. ldeolojilerin ise içi boşalmış, madde­den kalıplara dönüşmüştür; Atatürkçülük, alanlarda dikili bronz heykellerdir artık; göksel ideolojilerin melek'i ise fotokopi ile çoğaltılan resimlerdir.

Televizyon, romanda kapitalist yaşamın ana imgesi­dir. Pamuk, romanı boyuna televizyon-yaşam eşitliğini vurgu­ lamak için çeşitli teknikler kullanır. Kapitalist sistemin bu ka­muoyu yaratma, ideoloji üretme aygıtı, giderek yaşamın ken­disi olur metinde. Televizyon yaşam demektir; "Yeni Hayat"ta televizyonda varolunur.

Pamuk'un romanında sistem, her türlü devrim girişimini içinde öğüterek yok etmektedir; sistemin içinde, sis­teme karşı düşen ideallerle varolmaya çalışmak ve başarılı ol­mak olası değildir. Pamuk, Dr. Narin'li bölümleri gerek kurgu, gerekse imge düzleminde masal öğeleriyle donatır.

1950'lerden sonra hızlanan karayolu yapımı, ülkede ka­pitalizmin yerleşmesinin de simgesi olmuştur. Karayolunun, kullanım olarak özel taşımacılığa yönelik olmasına karşılık, demiryolu tümüyle toplu taşımacılığı hedef alır; demiryolları Türkiye'de hala devlet tekelindedir.

devrim, "Yeni Hayat"ta bir ütopyadır. Pamuk, devrimci kahra­manı Rıfkı Hat'a çocuk romanları yazdırır metninde.

Kendine kurduğu el değmemiş dünyasın­da, özgür/sağlıklı/mutlu yaşamayı sürdürür Süreyya Bey. Yalnız, gözleri kördür onun. Belki de, insanın böylesine dingin bir iç dünyaya sahip olabilmesi için önkoşul, bu kaotik gelişi­me gözlerini kapatmasıdır.

Pamuk'un, sisteme karşı direnmeyen, bu­na karşılık iç dünyalarında kendini geliştirmeye çalışan birey kişileri romanda ayakta kalır.
Profile Image for Meryem.
23 reviews1 follower
March 27, 2026
Avangard metinlere nasıl yaklaşacağını bilmeyen ve Yeni Hayat dâhil pek çok postmodern romanı anlamayan geleneksel bir okurum. Yıldız Ecevit'in bu çalışmasını hayranlıkla okudum. Geleneksel okurun çaresizliğini bundan otuz yıl önce fark edip bu kitabın "içinden fışkıran ışıkla" beni aydınlattığı için ruhu şad olsun. Edebiyat meraklıları için gerçekten doyurucu, yol gösterici, özenli ve titiz bir çalışma olmuş. Kitapla ilgili yapabileceğim tek olumsuz eleştiri bazı edebiyat terimlerinin yanlış yazılması. "Personification", yani insan dışındaki varlıklara insani özellikler yükleme "kişiselleştirme" olarak yazılmış. Doğrusu "kişileştirme" olmalı, üstelik bu hata ilk kullanımdan son kullanıma dek sürdürülmüş. Bir diğeri ise "stream-of-consciousness"ın karşılığı olan "bilinç akımı". Doğrusu "bilinç akışı" olmalıydı. Bu hataların değerli Hoca'ya ait olduğunu sanmıyorum, kitabı yayına hazırlayanların dikkatsizliği olsa gerek.
Displaying 1 - 3 of 3 reviews