Cool Conduct is an elegant interpretation of attitudes and mentalities that informed the Weimar Republic by a scholar well known for his profound knowledge of this period. Helmut Lethen writes of "cool conduct" as a cultivated antidote to the heated atmosphere of post-World War I Germany, as a way of burying shame and animosity that might otherwise make social contact impossible.
Açıkçası, zor okudum. Weimar Cumhuriyeti söz konusu olduğunda Helmut Lethen bir dönem otorite kabul edilmiş olabilir; fakat görüşleri a) açıkça yanlı ve b) anlattığı şeyi çok zor, deyiş yerindeyse kulağını tersinden göstererek anlatıyor. Fakat konuyla ilgilenenler için çok iyi bir kaynakçası var. Son olarak, 1990'lardan sonra Weimar'ın tarihyazımının tam tersi bir perspektiften ele alındığını ve Lethen'in temsil ettiği düşüncenin hakim bakış açısı olmaktan çıktığını belirtmeden geçmeyelim.
Very interesting book. It had me at "porcupines" in the first sentence. A study of "social distance" and how Germans imagined it in the early part of the century. Debates on community, the violence" society" does in leading you away from community. And much, much more, from etiquette to novels to social policy. Focused on a manifesto by a certain Helmuth Plessner, 1924. "As a guiding principle, authenticity is not right for strangers...After a sudden collision, the coldness of outer space must sink between them." I'm only on p. 5, being supposed to be doing something else, but it's looking good. Sincerely,
I. Dünya Savaşı (1918) ve II. Dünya Savaşı (1945) arası tüm dünyanın etkilendiği, Helmut Lethen’in özellikle iki savaş arasında etkilendiği ülkelerden Almanya’da “mesafe kültürünü” ile “soğuk temas” kavramlarının açılımının yapıyor. Bu oluşumları; Almanya sokaklarında, toplumsal uzlaşmanın sağlandığı akla gelen her tür sosyalleşme alanlarında başgösterir. Milyonlarca insanın etkilendiği bu iki büyük savaşta, dünya güçlerinin imparatorluk kimliklerinden sıyrılıp, ulus devlet olabilme çabasına giriştikleri rekabeti anlatıyor. Ulus devletin yegane yolu da hammadde sahibi olabilmektir zaten.
Yeni yaşam koşullarının oluşturulmaya çalışıldığı dönemde, bireysellik, toplum, cemaat ve cemiyet hayatındaki değişimler de yeniden sorgulanıyor, incelenmesi için de belirli bir kalıba oturtulmaya çalışılıyor. Almanya’nın savaş etkilerini azaltmak için, II. Dünya Savaşı sonrası sanayileşme hareketi, bireysel rolleri tümden değiştiriyor ve tıpkı bir oyuncunun eline tiyatro da oynayacağı oyunun metnin eline verilmeden sahnede bilinen oyunu doğaçlama oynamasını ister gibi. “Soğuk Temas” kavramının, günümüzde de halen geçerli bir politika olduğunu, kavramın “kimin kime ne denli yakın olduğu, çıkar ilişkisi ve resmen ülkeler arası ast-üst duruşunu ifade eder nitelikte. Lethen’in savunduğu “başkalarıyla temastan korkan bireyin, topluluklar da utanca karşı korunması” düşüncesi epey ucu açık. Katıldığım, eleştirdiğim yönleri de var tabii. Ben bireyin topluluk tarafından daha çok dışlandığı, uçuruma sürüklendiğini düşünüyorum.
Son olarak, kitapta “Bir Algı Modeli Olarak Trafik” bölümünden fazlasıyla keyif aldım. Buram buram yaratıcılık kokuyor. Lethen, ayrıca “Bertol Brecht, Walter Benjamin ve Carl Schmitt’in görüşleriyle yoğurup bir sentez oluşturuyor. Alman kültürünü anlamak, toplumsal davranış kodlarını çözümlemesine giden yolu izlemek adına birebir. Okunması gerekenlerden. Hannah Arendt’ın sonsözüyle bitirelim: “Totalitarizm altında sürdürülen hayatın temel deneyimi, yalnızlık değil terk edilmişliktir.”