Onu nasıl kaybettiğimi biliyordum. Birini çok istemek, haddinden fazla istemek iyi değildi. İnsanın içindeki sevginin fazlası bile, kalbinin sonunu getiren bir zehirdi. Ama o, beni neden kaybettiğini hiçbir zaman bilemeyecekti. İçimi görmek yerine, içimi öldürmeyi seçmeseydi, belki… Açelya Sezginer beş yaşında kimsesiz kalır. Babasının yakın dostu Mahir Demirdağlı ona sahip çıkar; onu iki oğlundan ayırmadan, üzerine titreyerek büyütür. Emanet bir kız çocuğu olarak girdiği evde pamuklara sarılarak büyütülen Açelya, güzeller güzeli genç bir kıza dönüşür. Hiç tanımadığı annesinin sevgisini aratmayan Selma ve babasının sıcaklığını unutturmayan Mahir, onun en büyük şansıdır. Her şeye sahiptir ama eksik olan bir şey vardır... Mahir`in yıllar önce evden uzaklaştırdığı büyük oğlu Baran. Yıllarca onu bekleyen Açelya, Baran Amerika`dan döndüğü akşam acı bir sürprizle karşılaşır. Çocukken düştüğünde ellerinden tutup onu kaldıran Baran, artık ona soğuk gözlerle bakan bir yabancıdır. Yıllarını geçirdiği evde bir fazlalık gibi hissetmek Açelya’nın canını acıtır. Ya aile bildiği insanlara sırt çevirip gidecektir ya da kalıp ateşlerde yanmayı kabul edecektir. Ancak bu zor seçim bile onu kurtarmayacaktır zira taşlar yerine oturmadan geçmişten çıkagelen bir adam, Demirdağlı ailesindeki bütün dengeleri sarsacak, Baran’ın yıllar önce evinden gönderilmesine sebep olan sırrı ortaya çıkaracaktır.
Şimdi ışıkları söndürmeli, Seni yazan kalemi kırmalı, Kalbimin kapılarını kapatmalıyım. Bir damla gözyaşıma hapsedeceğim seni Baran. Yutkunduğum an gözümden değil, kalbimden düşeceksin inan.
3 ve 4 yıldız arasında kaldım, sonuç olarak 3.75 yıldız veriyorum. Kitab hiç beklemediğim bir şekilde bitti, bu yüzden daha yüksek puanla değerlendirmeye karar verdim, sonunu gerçekten çok beğendim.
Genel olarak yazarın yazma stilini sevdim, ama bana göre fazla yazım hatası var, hatta arada kelimeler bile eksik olabiliyor, doğal olarak okurken biraz rahatsız ediciydi. İlk 120 sayfasında konudan dolayı kitabın beni sıkacağını düşündüğüm halde, bu noktadan sonra gerçekten kapılmaya başladım kitaba ve olaylara. Maalesef sonradan biraz gıcık kaptım ana karaktere. Anlıyorum, Baran’a çok kırgın ve haklı da, ama kitabın sonu dışında hiçbir zaman dinlemedi onu, hep öfkesine yenildi, kendine hiçbir şey dedirtmedi. Zaten Baran çoğu zaman susmaktan başka bir şey yapmadı, buna da biraz gıcık oldum. Bu durum da çok tekrarlandı, aynı sahneyi birkaç kez okumuş gibi oldum, dolayısıyla kitabın bu kadar uzun olmasına gerek yoktu bana göre.
Olayların arkasında sandığımdan daha da derin bir hikaye varmış. Kitabın bittiği halde bir sürü soru açık kaldı ve sonuç olarak merak ettiğimden ötürü ikinci kitabı da kesinlikle okumak isterim.
Biraz depresif bir kitaptı. Ben bir aşk kitabı okuyacağımı düşünürken kızımızın platonik aşkını okuduk tüm kitap boyunca. Yer yer eğlendiğim sahneler olsa da çoğu sahnede üzüldüm ve kalbim kırıldı. Erkek karakterin yaptıkları bir yerden sonra bence abartıya kaçtı. Kız karakter biraz saftı. Kitap çok akıcıydı. Günün yarısındayken bile kitabı çoktan yarılamıştım. Yazarın yazım dili de güzeldi. Olay döngüsünde hiç ilerleme kaydedemiyoruz gibi hissediyordum. Sanki hep aynı olay döngüsü dönüp duruyor gibiydi. Hep kızın kalbinin kırılmasını okuduk. Bu bir yerden sonra özellikle de sonlara doğru beni sıkmaya başladı. Mehmet karakterini de çok sevdim ama kitapta çok az sahnesi vardı keşke daha fazla Mehmet sahnesi okusaydık. 7/10.