Boğaziçi’nin en “şıngır mıngır” köyünde,Kuzguncuk’da geçen bir çocukluk,ilk aşk ve ilk acının öyküsü.Beraber büyüyen dört çocuk Aras,Ada,Meriç ve Tuna.Ada çok kumral,Tuna’nın gözleri gök mavi...
Bu okuduğum ilk Buket Uzuner kitabı.Yazarın kalemini,hikayenin kurgusunu sevdim.Değiştirmeden,karşılık beklemeden,sahip olmadan ait olabilen Tuna’nın Ada’ya olan aşkını,insanın kendiyle olan iç savaşı ile birlikte anlatan hüzünlü bir hikaye.Özellikle kitabın sonlarında her bir karakteri kendinden dinlediğimiz kısımları çok sevdim.
Ancak kitapta çoğu bölümde geçen(Tuna’nın bilinçaltının ona oynadığı bir oyun mu yoksa gerçekten varlar mı bir türlü anlayamadığımız) Laz Sefer,Kürt Mutlu,Anadolu köylüsü Hasan,Kafkas Kutlu,İslamcı Musa,Alevi Hatice Ana’yı çok karikatürize,çok klişe buldum.Hatta okurken inanılmaz sıkıldım ve şivelerin bu kadar yapmacık bu kadar sığ bir şekilde abartılmış olmasına-birer tip olmalarına rağmen-şaşırdım,benim için okunması çok güç bölümlerdi.
“Suçluluk duygusu derinizin altına girdi mi,artık,çektiğiniz bütün fotoğraflara hâkim olur!Hepimiz biraz suçlu değil miyiz engel olamadığımız ölümlerden ve mutsuzluklardan sanki?Yangınları,cinnetleri,yoksullukları,savaş ve hırsızlıkları seyrederken,hepimiz biraz katil,biraz hırsız ve biraz da fesat değil miyiz yani?Haydi canım,don’t be shy!Hepimiz öyleyiz!
Bunu en iyi Tuna anlar.Tuna anlar!”
Hamiş:En yakın zamanda Baylan Pastanesi’ne gidip Kup Griye’yi ve üzerinde Mabel yazan sakızları deneyeceğim,aklımda Kumral Ada Mavi Tuna:)
#np:Cheers Darlin’-Damien Rice