Kızlara karşı, didiklercesine bir merakla, haset, kıskançlık, rekabet diye tanımlanabilecek duygularla, her an, her türlü yarıişa hazır olduğunu bildirir gibi, meydan okuyucu bir tavır takınıyor; erkeklereyse, ilgi ve şefkate muhtaç, esirgenmesi ve korunması gereken melek yüzlü; kendine sahip çıkacak kişiye, dünyanın gizli nimetlerini ödül olarak sunmaya hazır, küçük, cazip, seksi kız olarak süzülüyordu.
Bir alan kuramı yaz okulundan fizik hocamın sigara molasından sözleri satırların hafızasında yer bulur. ,,,
'Toplumsal hafıza, yalnızca başarmışların kaydını tutar. Kaybedenlerin hikayesi hiç saklanmaz. Oysa dünya tarihinin çok önemli bir bölümü kaybedenlerin hikayelerinde saklıdır.'
Köyden bir sohbeti anımsatır, "yanında hiç bir cümle kurma zorunluluğu hissetmeden, öylece oturabildiğin insan gerçek arkadaşın olsa gerek.",,,
"Kendimde kızdığım özelliklerden biridir bu; bir çeşit suçluluk duygusu olsa gerek. Mutlaka her durumda vermem gereken bir karşılık bulunması zorunluluğunu hangi yaşlarda nasıl edindim bilmiyorum. Hiç bir şeyi kesin sessizliklere, belirsizliklere, suskunluk anlarına, boşluğa emanet edememek, gerçek bir iç yükü ..."
Özel mülkün ve paranın degersizliği üzerine onlarca nasihatla, okumayla büyüdük, daha belki de sosyal kapitalin ne olduğu ve bunun örgütlenmesi üzerine yeterince kurum ve metin inşa edilmemiş olacak ki benim dönemim bu cümleyi toptan savsaklamış. Bilginin ve bilmenin iktidarı, spinoza hazretleri bize fısıldar, haset başlatır mülk edinme hırsını,,,
"Besbelli, başkalarını küçümsemden sahip olduklarının keyfini süremeyecek haset sahibi kadınlardan biri olacak büyüyünce."
"Kimlik ve Gardırop, Türkiye kültürünün hala en önemli meselesiydi. Doğu ile batı arasında bir köprü olduğu bunca söylendiği halde, birbirine bir türlü bağlanmayan bu köptü olmakta direnen kara delik kadar büyük bir boşlukta, Türkiye'nin içini bir türlü halledemediği kaç yıllık kadim gardıropta bin yamalı yaralı kimlikler duruyordu."
" Son zamanlarda nasılsın diye soranlara hep bilmiyorum diye yanıt veriyorum. iyi mi kötü mü olduğum hakkında hiçbir fikrim yok. Biri bana nasıl olduğumu söylemeli."
" Çok gevezelik eden bir toplumduk belki, ama aslında hiç konuşmuyorduk. Kelimelere inançsızdık, belki de bu yüzden dilimizdeki kelime sayısı bir çok dile göre daha azdı. Kelimeler kendilerine inananlarla çoğalır."
Cumartesi anneleri;
" Analık ve annelik duyguları sabit değerler olsaydı eğer, demir parmaklıkların önündeki bir avuç yalnızlıklarına bırakılmazdı bu kadınlar."
Fiziğe çalışır kafamla ilk defa bir tarihçiye bu kadar yakınlaştım. :)
"Geçmiş gelecekle derdi olanların işidir çünkü.
İstanbul'u yalnızca şimdiki zamanıyla sevenlerle, İstanbul'u geçmiş zamanlarıyla sevenler arasında önemli bir fark vardır. Tarih sevmek, zaman sevmektir. Zamanı sevenlerin hayatları çok daha fazla şeyle doludur."
"Olan biten bir şey yok aslında. Gerçek bu kadar yalın. Gerçek bu kadar savunmasız. Yoksullar ve yoksulluk, burnumuzun dibinde, orada,öylece duruyor ve bizler her gün onların yanından geçip gidiyoruz; hiçbir şey yapmadan, kimseye hiç bir yararımız olmayacağına sonsuza dek inanmış olarak, her şeyin bizi aştığını, kimse için hiçbir şey yapamayacağımızı düşünere... Gerçeklerin bilinmesi hiçbir hayatı değiştirmiyor artık. Bilinmekle değil, ancak adanmakla aşılacak gerçekler gözümüzün önünde kayboluyor.
... misyonerlerin yüzünde, neredeyse isa zamanından kalma, dünyanın hiçbir halinin onlara ilişemeyeceği bir aydınlık var.
bizlerde olmayan ve artık olamaycak olan bir aydınlık.
bizler sayıp döktüğümüzle, saptadığımızla, incelediğimizle, irdelediğimizle, tahlil ettiğimizle, adlandırdığımızla kalıyoruz."
" Turist olmanın doğasında taşıdığı yabancılık, yüzeysellik, hayranlık ve geçicilik gibi özellikleri bünyesinde toplamıştır. Her şeye yabancı gözlerle bakar, seyrettiği şeyler onu içine almaz, bakar, seyreder, hayran olur gider. Durduğu bir yer yoktur. Sanki bir yerlerde bir jüri onu gözlüyor, onun halkla nasıl ikişkiler kurduğunu gözetliyor ve ona puan veriyormuş gibi davranır."